Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Türkiye gündemi
İstanbul
İstanbul Resimleri
Üçüncü Boğaz Köprüsü
Ankara
Antalya
Alanya
Bodrum
Çeşme
Fethiye
Marmaris
Kuşadası
Eğirdir
Kayseri
Adana
İzmir
Bursa
Eskişehir
Konya
Sivas
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri
  Istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı...

Dinlerin ve kültürlerin buluştuğu, medeniyetlerin beşiği İstanbul... 

 

Gökkuşağı betondan olsa bile, hayranı olmakta inat ettigim şehir... bitmek tükenmek bilmez... ne güzeli, nede kötüyü gösterir size, burası Istanbul.., dunya'nın merkezi, yutar insanı, içinde kalıp ölmeye değer bu şehir, ancak insanları gün geçtikçe daha da vahşileşiyor, çocuğunu sevgi yerine parayla yetiştiren anne ve babalar gibi... istanbul, tam bir arada kalmışlık örneği, bunca geçmişine ve büyüklüğüne rağmen, halen daha doğru düzgün bir metro sistemi olmayan, yöneticilerinin trafik sorununu çözeceğiz diye durmadan yol, köprü yaptığı ama tüm bu yollar, köprüler aynı noktalara bağlandığı için hiçbir sonuç alınamayan, içerisinde yaşayan insanların ömrünü trafikte tükettikleri şehir, dünyada bu çapta olup da ulaşımın hala karayoluyla sağlanmaya çalışıldığı başka bir şehir varmıdır merak ediyorum,

Istanbul, Fatih'den kalma ata yadigarımız... hakkında ne dense az kalacak... 12 milyonluk koskoca şehir, baktıkça bakılası gelir sana, istanbul ne acayip bir kent, ihtişam ve sefalet, gözyaşı ve sevinç yan yana, başka hiçbir yerde daha özgür daha kuralsız olunamaz, birbirlerinden fazla nefret etmeyen, birlikte yaşayan dört farklı halk: Türkler, Ermeniler, Rumlar ve Yahudi'ler, aynı toprağın çocukları bunlar, bizim farklı bölgelerimizin değişik partilerimizin insanlarının birbirlerine gösterdiği tahammülden fazlasını gösteriyorlar. Istanbul, 2010 avrupa kültür başkenti olma konusundaki yoğun ve başarılı çalışmaların karşılığını almış güzellik... insanın vahdetten kesrete yani varlıktan yokluğa düşmesiyle başlayan iç sızısı gibi hep yağmurlu hep hüzünlü, bazen mayın tarlası tarzında bir şehir, taksim'e gittiğinizde rehin alınan insanlar, Kennedy caddesinde yanında bir salata 100 gulden´e yediğiniz balıklar... evet burası Istanbul, müsaít bir yerde inecek var, dünyada onun kadar güzel bir başka şehir olduğuna inansam bile, hayalgücünü bu kadar zorlayabilecek başka bir eşinin olduğundan şüphe ettiğim şehir... bir ucundan öteki ucuna tam 140 kilometre... yeryüzünde ortasından deniz geçen tek şehir.

Istanbul, yirmibirinci yüzyıl'da Avrupa ve Asya kıtalarının buluştuğu bir noktada, insanların büyük bir bölümünün kabile'ler halinde yaşadığı bir şehirdir, modern insan ülkesinde kamu düzeni içerisinde yaşar, kamu düzeni, güvenlik, bayındırlık, sağlık, eğitim, ulaşım, finansman vs. gibi bir çok yasanın devlet eliyle uygulandığı bir sistemdir, istanbul gibi zamanında önemsenmemiş ve günümüzde de kontrol altına alınamamış yoğun nüfusun bir araya geldiği büyük şehirlerde, kamu düzeninin zafiyete uğraması da kaçınılmaz olmuştur. Insanlar bunun gibi bir şehirde yaşamlarını devam ettirebilmek için, toplumdan parça parça ayrılarak ve ilkel kabilelerdeki gibi bir arada yaşayarak, kamu düzenindeki eksikleri gidermeye çalışıp kendi düzenlerini kurmaya çalışmışlardır. Bu modern kabile düzenlerinden birini ve en büyüğünü biz hemşehricilik olarak biliyoruz. Sivas'lı, Erzurum'lu, Rize'li, Bayburt'lu, Diyarbakır'lı gibi hemşehriler kendi kabilelerini kurup, bir arada aynı mahallelerde veya semtlerde yaşamaya başlamışlardır.

Devletin zafiyetini, kabile reisi görevini üstlenen hatıri sayılır zengin kişiler, ağalar veya mafya babaları üstlenmiştir. Kabilenin hem ortak, hem de bireysel ihtiyaçları, içeriden karşılanmaya çalışılır, kabile üyelerinin güveliği yine kabile üyeleri tarafından sağlanır, örneğin, kabilenin yaşadığı mahallede dolaşan yabancı kimlikli kişiler hemen tespit edilir, gerekirse bu yabancılara ne aradıklarını veya ne işle iştigal ettiklerini anlamasalar bile, en küçük detayına kadar yabancıyı kuşkulandırmayacak derece sakin ve dost canlısı, aynı zamanda yabancıya adımlarını düzgün atması için uyarıda bulunan bir tavırla sorarlar, yabancılar hakkındaki bilgiler kulaktan kulağa bütün mahalleye yayılır, bunun gibi her alanda kendi içlerinde, dışarıya kapalı bir düzen içerisinde dayanışma içerisindedirler. En önemli dayanışma da ekonomik alanda karşımıza çıkar, buna şu şekilde örnek verilebilir. istanbul’da kapıcılar Sivas'lı, pazarcılar siirt'li, hamamcılar Tokat'lı, lokantacılar Rize'li, fırıncılar Trabzon'lu vs.dir.

Bu kabile yaşantısının bir kanıtı da şöyledir, istanbul’da seksen civarında ilçe ve belde belediyesi bulunmaktadır, bu belediyelerin her biri, aylık faaliyet dergisi yayınlar, dergilerin sonunda belediyenin büyüklüğüne göre elli civarında belediye meclisi üyesinin bilgileri ve resimleri vardır, tamamında düzenleme şu şekildedir: meclis üyesinin ismi, mesleği ve memleketi, o belediyede bulunan hemşehrilerini temsil eden meclis üyelerinin memleketleri iftiharla yayınlanmaktadır, gariptir ki hiç istanbul'lu, Ankara'lı, Bursa'lı, izmir'li, Adana'lı, Antalya'lı yoktur, bir başka deyişle kabile yaşantısı yerel yönetimler tarafından da desteklenmektedir. Istanbul’da, bir kabileye girmeden yaşamak zordur, kişinin hem ekonomik, hem de sosyal açıdan sadece bir birey olarak güçlü olması gerekir, insanlar bu baskıyı az da olsa azaltmak adına çeşitli sosyal gruplara, derneklere, klüplere vs. üye olurlar, diğer bir deyişle, bir kabileye dahil olurlar, kısacası, her gelenin giderken geride bıraktıklarını harmanlar, bir kısmını öğütür yok eder, çok daha önemli kısmını korur, ama yeni bir ülkedir her gün.

 
to Top of Page