Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Motosiklet Tutkusu
Motosiklet Resimleri
Mercedes SLR
SLR Resimleri
SLR Resimleri-2
Aston Martin
Aston Martin-2
Aston Martin-3
Ferrari
Ferrari Resimleri
Audi
Audi Resimleri
BMW
BMW Resimleri
Koenigsegg
Koenigsegg Resimleri
Porsche
Porsche Resimleri
Karışık Markalar
Cip Resimleri
Konsept Arabalar
Bugatti Veyron
Yolların kralı 0403
Dia Show Arabalar
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri
 
   

Araba tasarımı

 

Ferrari

 

  Otomobil...

Golf Yılın Arabası seçildi...

Otomobil, insanoglunun icat ettiği en akılcı ürünlerden biridir, artık hayatımızın bir parçası olan bir ulaşım aracından çok daha fazlasıdır. İşin ilginç yanı ise çoğu kişinin bu araçların özelliklerine ve kullanım tekniklerine karşı ilgisizlikleridir, kendileri ilgisiz olmakla beraber, otomobile karşı olan bütün ilgiye "gereksiz" etiketi yapıştırmışlardır, şöyle bir düşünecek olursak: uygun ekonomik şartları sağlayabilen ortalama bir insan ele alındığında, bütün hayatı boyunca alacağı en pahalı ilk şey nedir? bu bir ev olsa gerek, peki ya ikincisi? bu da otomobil olsa gerekir ki otomobil ömür boyunca genelde birden fazla sayıda satın alınan bir objedir.

Ayrıca otomobile ve şahsi sürüş kapasitesine kendisinin ve sevdiklerinin hayatını emanet eder insan. Kimileri için sadece ayağını yerden kesen veya vücudunu daha rahat taşıyan bir taşıt olmasına rağmen, kimileri için rahatlıktan çok bir haz, bir keyif, yada tatlı bir heyecan aracıdır... sahip olmak için yüklüce miktar para ödemek zorunda olduğumuz araç, zira bu tip insanlar otomobillerini rahatlıktan ziyade bu tip zevkler için alırlar, tercihlerini o doğrultuda kullanırlar, müzik sistemi olsun olmasın farketmez, yeterki saatte 100 ila 300 km/h arasında kesintisiz gaz vermek.

Gelmek istediğimiz nokta şu: yüklü bir para ödeyip, hayatlarını emanet ettikleri bu araca gösterilen ilgi ve alakayı "gereksiz" görmenin ne kadar anlamsız olduğu.

Şimdi tek tek görelim hangi bilgi ne işe yarıyor.

Satın aldığı arabanın kullanım kılavuzunu okumayan
direksiyonda yükseklik ayarı olmasına rağmen bunun farkında bile olmayan birçok sürücü vardır, oysa direksiyonda doğru oturma pozisyonu araca hakim olmanın ilk şartıdır, o yüzden aracın özelliklerini bilmek ve doğru ayarları yapabilmek sadece oturma pozisyonu ile sınırlı değildir. Marka model ve motor bilgisi bu bilgiler otomobile ödenen paranın karşılığının kişisel tercihler doğrultusunda verimli olarak alınmasına yardımcı olur. Uzun süre kullanılacak ve değiştirmenin bu süre boyunca mümkün olmayacağı bir araç olduğundan, sahibinin içine sinmesi çok önemlidir. Bir de polise otomobili ve yolda kaldığınızda servise sorunu tarif etmek gerektiğinde bu bilgiler işe yarayacaktır tabiki.

Sürüş tekniği:
İşin "can alıcı" kısmı burasıdır asıl... bütün ayarlarınız doğru olsa bile, viraja nasıl girilip çıkılacağı, nasıl fren yapılması gerektiği, uygun vites hız ilişkisi gibi temel bilgilerin eksikliği hayatlara mal olabilir. Sürüş tekniği aslında zamanla kendi gelişir fakat eğer alışılan yanlış kullanım şeklinin doğru olduğu kanımsanmışsa, doğrusunu öğrenme diye bir şey söz konusu olamaz... gerçi artık bir çok sürüş destek sistemi, sürücünün yanlışlarını düzeltebilmekte ama henüz bunların ortalama otomobillerin tamamında standart olması için zaman var. Bilinmesi gereken temel teknikler, aklıma geldiği kadarı ile,

Fren pompalama: kuru zeminde "kazık fren" diye tabir edilen frenleme şekli, en yakın duruş mesafesine sahip fren şeklidir. Fakat fren esnasında manevra yapmak gerektiğinde, abs sistemi olmadan manevra yapmanın tek yolu tekerleklerin kitlenmesini önlemektir... bunun için ani frende tekerlekler kitlendiği anda fren gevşetilip tekrar basılır. Bu işlem araba durana kadar tekrarlanır, abs'nin temel çalışma pensibi budur aslında.

Yarım debriyaj: debriyajın kavrama noktasında tutulması ile yokuş yukarı frene basmadan aracı olduğu yerde tutmayı sağlar.

Motor freni: bu aslında kontrollü viraj almaya yarar, özellikle kaygan ve buzlu zeminde gereklidir, sadece çekiş yada itişin olduğu tekerlekler frenlendiğinden aracın dışa savrulma eğilimi azaltılarak, araç viraj içine doğru yönlendirilir. Unutulmaması gereken nokta ise viraja girmeden önce uygun hıza vites küçülterek düşmek, viraj içinde frene basmaktan kaçınmak ve virajdan çıkarken az da olsa gaza basmak gerektiğidir. Viraja sadece ayak freni ile girip, sonradan (viraj içinde) uygun vitese almak aracın dışa savrulmasına sebep olabilir ki geçiş esnasında gaz kesildiğinden bu daha etkin hale gelir, ve ekstra yakıt tüketimine sebep olur çevremde tanıdığım birçok insan bu şekilde kullanıyor. Araçlarına binmesem bile konu açılırsa nasıl viraj aldıklarını soruyorum. Genelde aldığım yanıt bu... aşina olunmayan yollarda giderken, saatte 30-40km hızla girilen virajı alamayarak yol dışına çıkmak mümkündür, yurdumuzda o derece keskin ve görünmeyen virajlar mevcuttur.

Vites yada devir seçimi: çoğu kişi düşük devirde sürmenin yakıt tasarrufu sağladığını düşünür... aslında doğru yapılmadığında ise normalden fazla tüketime sebep olur... 2000 devir altına düşmemek gerekir ve 3000 altında giderken hızlanmak gerektiğinde ise vites küçülterek bu işlem yapılmalıdır dizel araçlarda bu devirler farklı.

Yukarıda saydıklarım kesinlikle bilinmesi gereken temel tekniklerdir, amacım burada kesinlikle ahkam kesmek değil, 28 yıllık tecrübeme dayanarak sadece bildiklerimi paylaşmak ve otomobillere gösterilen ilginin "gerekiz" ibaresinden kilometrelerce uzakta olduğunu belirtmektir. Spor otomobillerdeki en önemli özellik olan hız faktörüdür... geçtiğimiz 20'ci yüzyılın ikinci çeyreğine girildiğinde bile otomobiller tasarım açısından çok büyük bir aşama kaydetmişlerdir. Yüzyıl boyunca birbirinden ayrımlı tasarımlanmış yüzlerce otomobil üretilmiştir. Bunların kimileri, sivrilmiş; ötekilerden daha çok beğenilmiş yada sevilmiş veya satılmış kullanılmış; ötekilerden daha çok göz çekmiş, daha, sonraki ürünlerin tasarımına kaynaklık, önderlik etmişler, örnek oluşturmuşlardır. Sürüş kalitesi, hızı ve kontrolü artarken, yollardaki çukur, tümsek ve benzeri gibi engellerden etkilenmeyi ve kaza riskini azaltmayı sağlayacaktır. Otomobilin arka kısmında bulunan kanat sistemi otomobilin hızlı sürüş sırasında dengesini ve kontrolünü sağlamak ve konsepti tamamlamak için kullanılır.

Dünyanın en iyi otomobil tasarımcıları maksimum güvenik için yenilikçi teknolojileri devreye sokmuştur. Tasarımda hedeflenen asıl amaç değişen koşullara anında yanıt vermek sürücüleri çok daha güvenli hale getirmektir. Daha doğrusu sürüş sitiline uyum sağlamaktır. Markaların yeni lider ürünlerinde kilometre taşı olarak kabul edilen görsellik kalitesi, iç ve dış dizayn çizgilerinde zamana ve ortama uyum sağlayan nitelikler yeni otomobillerde aranan en büyük özellikler arasında yer alır, ayrıca sürücünün hareketi, yol koşulları, motor kaynağında verimlilik ve ekoloji. Normal arabaların aksine spor arabalarda yakıt tasarrufu ön plana çıkmaz.

Araba tasarımcıları, yeni üretilecek olan arabanın iç ve dış kısımlarında donanım, komfor, güvenlik gibi unsurları öne çıkaran teknolojiyi kullanarak özgün dizayn ve teknik çizim yapan kişilerdir, genelde mühendislerle birlikte çalışırlar, tasarım haricinde görevleri müşterinin istek ve ihtiyaçlarını saptamaktır. Yaratıcı ve estetik görüş sahibi, göz ve ellerini eşgüdümle kullanabilen, dizayn edilen araçta gerekebilecek değişiklik yada yenilikleri belirleyebilen ayrıca sorumluluk alabilen kimselerdir. 

Cenevre fuarında otomobil firmaları yeni modellerinin tanıtımını yaparken bir taraftan da ziyaretçilerin ilgisini çekmek için çeşitli aktiviteler gerçekleştirirler. Bazı firmalar bunu bilgisayar oyunları ile yaparken, bazıları özel şovlar sergiler, bazıları da çeşitli promosyonlar verir. Büyük firmalar dünyanın önde gelen tasarımcıları eşliğinde ziyaretçilere otomobil tasarımının geldiği noktayı daha doğrusu evresini ve bu tasarımların nasıl gerçekleştiğini gösterirler. Mevcut yada çıkacak olan otomobil modellerinin tanıtıldığı fuarlar arasında Frankfurt'ta yapılanı piyasada çok belirleyicidir, tarihteki ilk modelleri ile şu anda kullanılanlar arasında ciddi farklılıklar g,steren hareketli binek araçlarını yeni sahiplerine tanıtırlar.
 

Özellikle spor arabalar düşük bir teknolojinin ürünü değildir, kimileri için gürültülü, 4 tekerli metal bir kutu gibi algılansa da, temel işlevi A noktasından B noktasına götürmektir. İnsanlar da bu kutulara binerler ve şehirleri bunlarla tur atarlar, bu sayede temel işlevleri pek yerine getirilemez, insanın ne kadar kendisi, önemsizse otomobili o kadar önemlidir... onu hayatının bir parçası olarak kabül eder, çünkü zenginseniz parasını bastırıp daha iyisini alabilirsiniz, fosil yakıtlarla çalışır genelde ve bu şekilde gezegenimizi hava kirliliği açısından felakete sürükler, aslında bir başka açıdan bakıldığında bu kadar ilkel bir ulaşım aracıdır, ancak insanlar tabiki umursamaz. Toplumda erkeğin bir nevi ibikli gibi birşeydir, kadınların bu kutulara karşı açıklanamaz bir zaafı vardır.

100 yıl önceki arabalarda neler vardı... bazı örnekleri sıralamaya çalışırsak; ilk arabalarda yedek lastik vardı ama jant bulunmuyordu, lastik patladığı zaman sürücü aracı yükseltip, lastiği çıkararak yenisini takarak şişirmek durumundaydı. 1909'dan sonraki otomobillerde rüzgar ve tozdan korunmak için ön cam kullanılmaya başlandı, fakat silecek olmadığı için, yağmur için çiğ patates veya elma kullanılıyordu, yağmur öncesi 3 adet patates veya elmanın cama sürülmesi yeterliydi. Seri üretimden çıkmış aile otomobilleri 1930'dan sonra yapılmaya, bagaj yeri de bu dönemlerde araçlara eklenmeye başlandı.

Öncü otomobillerde, far muadili gaz yakan lambalar veya mumlar vardı, bunun en büyük avantajı, otomobilin arıza yapması durumunda dahi aydınlatmaya devam etmesiydi. Yedek ampul yerine tabiki mum kullanılırdı. Yine bu lamba farlar için özel üretilmiş, normalden uzun süre yanması ve rüzgara dayanıklı olması için fazla barut içeren, uzun otomobil kibritleri satışa çıkarılmıştı... devamında asetilenli lambalar kullanılmış, 1901'lerde tek tük araçlara eklenen elektrikli farlar, 1930'lardan sonra standart hale gelmişti. O zamanlar emniyet kemeri yerine, siperliği ve kulak manşonu bulunan şapkalar, deri eldiven, pilot gözlüğü otomobillerin üstü açık olması sebebi ile yaşamsal gereksinimlerdi. Kışın üşümemek için ayak ısıtıcıları kullanılırdı.

Kısaca geçtiğimiz 20'ci yüzyılın başında "otomobilin var mı derdin de vardı. O dönemin arabaları: Amerikan'ların eski teknolojiden, otomatik vitesten ve büyük motordan, Almanların tutucu tasarımlardan ve orta-üst derece sağlamlıktan,japonların süper teknolojiden ve düşük-orta derece sağlamlıktan, italyanların şekilden ve berbat işçilikten,
ingilizlerin ağır tavırdan ve klasik tasarımlardan, Fransızların yumuşak süpvansiyondan ve takla atmaktan, isveçlilerin ise sağlamlıktan, banal tasarımlardan ve güvenlik teknolojisinden vazgeçmedikleri araçlardır. Ancak son yılların arabalarını tasarlayan firmalar sürücünün ebatları ve yol durumları göz önünde bulundurduğunda en ideal dizaynı vermek zorundadır.Binek atları tabiki her zaman kullanılacaktır... otomobil ise ancak geçici bir moda olabilir."

Henry Ford’un kredi talebi üzerine otomotiv sektörünün geleceği konusunda ekspertiz veren bir banka müdürü, 1903' lerde olması gerektiği gibi gelişen teknoloji ve insanların daha rahata ulaşma çabaları sonucu ortaya çıkmış faydalı bir makinedir. Temelleri buharlı makinenin icadına dayansa da 19' cu yüz yıl sonlarında içten yanmalı motorların icadı ile gerçekten otomobilin doğduğunu söyleyebiliriz. Otomobil ilk zamanlarda avrupada çoğu yeni icat gibi şeytan icadı olarak nitelendirilmiş ve pek iyi gözle bakılmamıştır. Hatta ilk satılan otomobillerin sahipleri "ne olur ne olmaz" diye araçların arkasına iki adet at bağlayıp öyle kullamaktalardı. Bu otomobile güvenmemek değil onlara alışamamaktan kaynaklıdır... her lüks icat gibi ilk zamanlar sadece zenginlerin kullandığı bir oyuncak idi, öyle ki 20'ci yüz yıl başlarında ingilterede uygulanan garip bir hız sınırı uygulaması şu şekildedir: her otomobilin önünde kırmızı bayraklı bir memur yürüyor, böylece otomobiller aşırı hız yapamaz. bu hareket ile otomobillerin o dönem ingilteresinde sadece gösteriş amaçlı kullanıldığı sonucuna varabiliriz. Hatta şu an bile lüks araç sahiplerinin neden kalabalık caddelerde yavaş seyrettiğini de doğrudan ilişkilendirebiliriz.

Otomobil doğal olarak değişen dünya ile farklı bir boyuta taşınmış farklı bir anlam kazanmıştır, özellikle Henry Ford'un seri üretim olayı sonucunda otomobillerin daha spesifik olarak Ford model T'lerin inanılmaz derecede artışı sonucunda otomobil bambaşka bir şeye dönüşmüştür, daha 1930'lardan itibaren üreticiler kullanıcılarına ayaklarını yerden kesmekten öte bir çok şey vaadediyordu... prestij, lüks, performans hatta bir sanat eserine sahip olma kavramları daha o zamanlardan bir otomobilde aranan kriterler idi, nsanlar otomobili daha ilk zamanlarından itibaren ulaşımdan ziyade kendileriyle özdeşleştirebileceği ve kendilerinden bir parça katabileceği bir şey olarak alıyordu... bir otomobili diğer makinelerden ayıran en önemli kriter de budur, dikkat ederseniz bir insanın daha çok işine yaramasına rağmen piyasadaki buzdolabı modeli sınırlıdır ve insanlara yiyeceklerini soğuk tutmaktan başka bir şey de vaad etmez. fakat bir otomobil kesinlikle öyle değildir. Hatta şöyle ki, toplu taşımanın varlığından hareketle otomobilin o kadar da elzem bir şey olmadığını söyleyebiliriz ama bir insanın buzdolabı olmadan yaşaması düşünülemez.

Otomobili kronolojik olarak incelediğimiz için tam da şu anda bahsetmek istediğim, apayrı bir inceleme konusu olması gereken Volkswagen Beetle vardır ki bunu kendi başlığı altında incelemenin çok daha yaralı olduğunu düşünüyordum ama olsun. Özet geçmek gerekirse kendisi otomotiv sektörüne kalıcı olarak etki etmiş efsaneler efsanesi bir modeldir, kitleleri peşinden sürükleyebilme yetisi ve en uzun süre üretimde kalmış otomobil olmasıyla belki de otomotiv dünyasının bugüne kadar yarattığı en güzel vasıtadır. Her ne kadar birinci ve ikinci dünya savaşı otomobil üreticilerini çok zor duruma sokmuş ve üretimlerini bir müddet engellemiş olsa da barış sağlandıkdan sonra tabiri caizse firmalar coşmuştur. 50'lerin Amerikasında her ay yeni bir model piyasaya sunuluyordu diyebiliriz, aynı modelin bile bir sene sonra çıkan versiyonu bile bir çok radikal değişiklik içermekteydi, örnek de verelim tam olsun: 1955 Chevy Bel-Air ve 1956 Chevy Bel-Air, insanlar daha çok model talep ediyor ve o zamanların amerikasında bir sokakta iki tane birbirinin aynısı araba göremiyordunuz diyebiliriz. Tabiki bu husus Avrupa için de geçerli.

1973 petrol krizinin patlak vermesiyle birlikte şekiller yeniden canlandırılmış ve otomobiller her sınıfa hitap eder olmuştur, üstelik krizin geçmesiyle birlikte insanlar tekrar kocaman arabalara yönelmemiş VW golf, Ford Escort, Toyota Corolla gibi otomobillerle orta sınıfı yaratmıştır.

Otomobiller ilk zamanlarından beri bir arzu nesnesi idi ve öyle olmaya devam edecektir, vermek istediğim son örnek ise şudur: zor arazi koşullarına uyum sağlayabilmesi için 4 tekerden çekiş sistemi kullanılan büyük ve geniş lastikleri olan ve doğal olarak koca cüsseli araçlar günümüzde insanların talepleri doğrultusunda herhangi bir lüks sedan'dan daha lüks hale getirilmiş ve sadece otoyollarda kullanılmasına rağmen 4x4 sistemi, büyük tekerleri ve cüssesi korunmuştur. Dış tasarımı korunmuş olan 1979'da üretilen ilk 'gelände-wagen' ile sıfır kilometre bir gelände-wagen'in iç mekanını kıyaslarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

Aslında bu başlık üzerine bir bu kadar hatta daha da fazla yazılabilir çünkü daha ne spor otomobillerden, ne motor sporlarından nede otomobillerin diğer fraksiyonlarından bahsettim, onları da gücümü toplayabildiğim bir ara yazmayı düşünüyorum, özet olarak varmak istediğim nokta şuydu: otomobiller birer makinedir ama hiçbir zaman diğer makineler gibi olamamıştır, ne diğer ulaşım araçları gibi ne de karayolu kullanmayan diğer taşıtlar gibi, tabiki onları sadece ulaşım için kullanan insanlarda var, ve bu amaçla üretilen araçlar da mevcut ama insanların çoğu, kullanmaktan ziyade sevebileceği, onunla vakit geçirmekten hoşlanacağı bir eş aramaktadırlar... otomobiller insanların, kendisiyle özleştirdikleri, kimilerinin ondan ayrılırmak zorunda kaldığında için için ağladığı, canlı olmayan ama ruhu olan metallar'dır.

 

Geçtiğimiz aylarda yine Yılın Arabası seçimleri yapıldı... 2009 yılı için seçilen Altıncı nesil Volkswagen Golf, hidrojen yakıt hücreli Honda Clarity FCX ve Nissan GT-R’yi geride bırakarak birinciliği elde etti. 2009 New York Uluslararası Otomobil Fuarı’nda, Volkswagen Golf 6’nın, 2009 Yılın Dünya Otomobili (WCOTY) Ödülü’nü kazandığı açıklanmıştı.

Araç diğer iki finalist Ford Fiesta ve Toyota IQ’yu geride bırakarak bu ünvanı elde etti. Ödülde başka üç kategori vardı: Yeşil, Tasarım ve Performans. Bu kategorilerde de Audi A4, BMW 7 Serisi, Nissan GT-R, Fiat 500 ve Jaguar XF gibi otomobiller aday gösterildi. WCOTY Ödülleri dünya çapında 24 farklı ülkeden 59 otomobil uzmanlarından oluşan bir jüri tarafından kararlaştırılıyor.

Golf’ün buradaki asıl başarısı diğer iki yakıt etkinliği yüksek arabayı alt etmesi oldu. Uzmanların "gerçek hidrojen yakıtlı lüks sedan" olarak tanımladığı Clarity finale çıkarken Mitsibushi’nin i Miev adlı elektrikle çalışan arabasını ve iQ şehir arabasını geride bıraktı. Nissan GT-R da Porsche 911 Carrera ve Corvette ZR1’i geçerek finale çıktı.

Golf VI’nın özellikleri arasında 158 beygir gücünde, 1,4 litre turboşarj motorla donatılmış; bir diğer seçenek de VW’nin 2 litrelik turbo dizel motoru olacak. Uzmanlar Golf’ün "sağlam yapısı ve yüksek kalitedeki kabini sebebiyle, diğer aile hatchback’lerinden daha lüks hissettirdiğini" söylüyorlar ve arabayı "rakiplerinden daha rafine" diye adlandırdılar. Toplam 51 aday arasından seçilen Golf, aralarında Fiestas, iQ, Audi A4, BMW 7 serisi, Citroen CS, Fiat 500, Honda Fit, Jaguar XF, Mazda 6 ve Nissan GT-R’nin bulunduğu 10 finalistten biri oldu. Bunlardan Fiat 500 de klasikleşmiş Cinquecento’yu mükemmel bir şekilde güncelleyerek Citroen ve Jag gibi finalistleri geçti ve Dünya Araba Tasarım ödülünü elde etti.

Volks Wagen, otomobil dunyasının devi olduğunu sadece özel tüketici vergileri ÖTV indirimi sebebiyle sistemde bir anlık kilitlenmelere maruz bırakılmış otomobil markası şeklinde algılandı; tabii bunu Türkiye için konuşuyorum. Volks Wagen... Almancada "halk arabası" manasına gelir. prototipi 1935'te Ferdinand Porsche tarafından, Hitler hükümetinin destegiyle üretilmiştir. Teknolojiyi biz geliştiririz diğerleri kullanır diyen Alman otomobil firması... aslında çok doğru konuşmuş... Bu arabalar aslında bir bakışta tanınan arabalar arasında olup çoğunlukla bakmaya bile gerek kalmaz... özellikle eski tosbalarda o tatlı fosfos sesi birkaç sokak öteden bile ayırt edebilir volkswagen meraklısı. Pembenin, morun, siyah yada kurşun renginin bu kadar yakıştığı başka bir araba sokakta pek nadir görülür.

Dünyanın birçok yerinde sürekli opel'le çekişme içinde olan otomobil markası konumundadır. Türkiyede genelde opelin arkasında yer alır. Servisleri gereksiz pahalıdır ve tecrübesizdir. Ama araç olarak kaliteli ve uzun ömürlüdür.

Fiyatı nedeniyle Türkiye'deki pazar payını sürekli bir düşüşle kaybetmeye mahkum, hemen hemen tüm modellerindeki sade ve abartısız tasarımıyla hiçbir modelinde gereksiz göze batan rahatsız edici bir detay bulunmaz, tam tersine göz dolduran, belli bir çizgiden şaşmayan, tek süsü logosu olan otomobiller. Bir de modellerinin çoğunda ön konsolundaki görüntü renk, ışık ve tasarım farkıyla diğer bir çok araçtan ayrılan bir özelliğe sahiptir. Aynı motor hacmınden farklı beygirler çıkararak aynı seriden değişik modellere sahip olmak gibi ilginç strateji sürdüren şahane bir markadır volkswagen.

Dünyada en çok satılan araba markaları

Dünyada 650 milyonun üzerinde otomobil yollarda dolaşıyor. Bu otomobillerden çok azı, otomotiv dünyasına adını altın harflerle yazdırma başarısını kazandı.

Toyota Corolla, Volkswagen Beetle, Golf, Fiat 124, Ford T modeli, dünyanın en çok satılan otomobilleri olarak efsaneleşti. Bazıları üretimden kaldırılmalarına rağmen bu ünvanı hala elinde bulundururken, bazıları da yollarına yaşayan efsane olarak devam ediyorlar. Dünyanın en çok satılan otomobili unvanı Toyota Corolla’ya ait. Bugün 10′uncu nesli üretilen Corolla, 1966 yılından günümüze kadar 32 milyonun üstünde satış rakamına ulaştı.

REKOR SATIŞ

Dünyanın en çok satan ikinci otomobili ise Volkswagen Golf. Geçen hafta 25 milyonuncusu üretilen Golf’ün hikayesi 1974 yılında başladı. 2002 yılında Golf üretimi ünlü Beetle üretimini geçti ve Volkswagen’de yeni bir rekor kırdı. Golf’ün bir başka özelliği de 60′lı yıllarda Volkswagen’i yaşadığı darboğazdan kurtarması. Beetle’n satışlarının düşmesi sonucu finansal sorunlar yaşayan Volkswagen, Golf üretimiyle eski finansal gücünü yakaladı... Volkswagen Beetle modeli de dünyanın en çok satan otomobillerin başında geliyor. Hitler’in emriyle üretilen Volkswagen Beetle 1939 yılından 2003 yılına kadar aralıksız üretildi. 64 yıllık tarihinde 21.5 milyon adetlik satış rakamına ulaştı. Beetle’den sonraen çok satılan model ise Ford T modeli. Amerikan halkının ayağını yerden kesen T modeli, 1908 ile 1927 yılları arasında 15 milyon adetten fazla satıldı. Dünyanın en çok satılan 5′inci otomobili ise Fiat 124. Bir dönem Türkiye’de de Murat 124 adıyla üretilen ve halk arasında Hacı Murat olarak adlandırılan bu otomobil üretimde kaldığı süre içinde 14.5 milyon adet sattı. Fiat 124′ün bu başarısında Ruslarla yapılan anlaşmanın da büyük etkisi vardı. Lada versiyonu olarak Rusya’da üretilen 124, bu sayede en çok satanlar listesine girdi.

Bazı markaların anlamı:

PEUGEOT: Aslanın gücü...
Peugeot'un asli işi testere ve t-Estere levhalarıydı. Bir aslan gibi "güçlü" sloganıyla satılan bu ürünlerdeki aslan amblemini Fransızlarıı daha sonra ürettikleri arbalarda da kullanmaya başaldı.

MERCEDES BENZ: Daimler Chrysler ile ortak çalısıp bir araba yapan CARL BENZ" isim bulamayınca bir tek kızı olan MERCEDES-BENZ"in ismini bu arabaya verir... araba yeni ismini alınca satışlar inanılmaz derecede yükselişe geçer.

MERCEDES: hırsızların en çok rağbet gösterdiği bir figür
dünyada en çok tanınan markalar arasında yerini alan Mercedes'iıı üç ayaklı yıldız figürüıı markanın karaıı hava ve sudakiııgücünü tanımlıyor. Mercedes ambleminin mucidi Daimler. Mercedes amblemiıı dünyada en çok tanınan marka olmanın yanı sıra en çok çalınan figür olarakta ilk sırayı alıyor... sivasta benimde bir kere başıma geldi, insanı sinir eden şey... yıldız çalınınca arabanin zavallı karizması yerle bir olmuştu.

CITROEN: ismi ne demek bulamadım. Logosunun çok enteresan buldugum bir hikayesi var. Cıtroeni yapan bu kişinin asıl amacı o zamanlar Mercedes gibi büyük firmalara kafa tutmakmış. Sırf bunun için yaptıgı arabada çok sıradışı özellikler varmış. Adam öyle bir yapmışki mesela yaptıgı otomobilin 4 tekerleginden herhangi biri çıkarılınca araba diger 3 tekerlek üzerinde çok rahat bir şekilde hareket edip yoluna devam edebiliyormuş. (Gercektende şu an kullanılan citroen'lerin 3 teker üzerinde bile ilerleyebildigi söyleniyor.

Hatta İstanbulda citroeni olan biri herkesin gözü önünde denemiş bunu. Ama ben inanmadım, neyse ayrıca bu arabanın muciti yaptığı arabasının maksimum hızdayken bile virajın sertliği ne olursa olsun hiçbir virajda hiçbir şekilde kesinlikle savrulmayacağını idda ediyormuş. Ve öyleki söylediği o maksimum hızda diğer otomobil şirketlerinin arabalarının savrulmaması imkansızmış. Ardından bu adam soylediği o maksimum hızda arabasını savuran biri olursa o kişi arabadan sağ çıktığı takdirde o kişiye bedava araba yapıp vereceğini de idda edip herkesin dikkatini çekmeyi başarmış. Bu derece guveniyormuş yaptığı arabaya. Vel hasıl kelam epey bir insan denemiş ama savurmayı başaramamış hiçbiri. Sonunda bu adamın oğlu denemeye karar vermiş. Oğlu da asker'de ÇAVUŞMUŞ. Adamın oğlu denemiş ve savurmayı başarmış. Ama sonuçta savrulmanın etkisiyle çok feci şekilde can vermiş. Bu duruma adam günlerce üzülmüş ağlamış. En sonunda oğlunun anısına asker'deki rütbesinin işaretini bu arabaya logo yapmış . Fransız'ların çift açılı çavuş amblemiıı daha önce başka bir Citroen ürünü olan dili çarklarda kullanılıyordu... 1919 yılında arba yapımına başlayan Fransızlarıı ürettikleri ilk arabalarında da çift açılı amblemi kullanmayı uygun bulmuşlar.

OPEL: kurucusu "ADAM OPEL"in ismidir.
Opelıı önceleri sadece dikiş makinaları üretiyordu... 1899 yılında araba üretmeye başlayan Opelıı ambleminde tekerlek içinde şimşeğe yer veriyor. Amblemdeki tekerlek güveniıı şimşek ise hızzı simgeliyor.

SUBARU: Japon yıldızı
Subaru'nun amblemiıı 6 Japon araba üreticisinin birleşmesi ile ortaya çıkmış. Oval içindeki 6 yıldızıı bir araya gelen firmaları sembolize ediyor.

BMW: Bayerische Motoren Werke: Bavyera Motorları Sanayi gibi isimlere denk gelir... sadece fabrikanın isminin baş harfleri verilmiş.

BMW'nin amblemindeki mavi beyaz renklerıı Almanya'nın Bavyera eyaletinden geliyor. 1929 yılından bu yana uçak ve motor üreten BMWıı amblemdede üretime uygun lastik içinde dönen pervane figürüne yer veriyor... daha sonra araba üretimine başlayan BMW arabalarındada aynı amblemi kullanmayı tercih ediyor.

AUDI: Amblemdeki dört yüzük araba birliği için bir araya gelip ittifak kuran dört firmayı simgeliyor. Audi ismiıı firmanın eski yöneticilerinden olan mühendis August Horch tarafından verildi... Markaya kendi ismini vermeyen Horchıı Latince'deki karşlığı olan Audi'yi buluyor.

FORD: kurucusu HENRY FORD'un ismidir.
Mavi plaka üzerine süslü püslü harflerle yazılı Fordıı nostaljik bir geçmişi anımsatıyor. 1903 yılından bu yana kullanılan Ford amblemindeıı geçici bir süre için Köln Katedrali'nin silüeti yer almış.

WOLKSVAGEN: VW amblemi Porsche mühendisi Franz Xaver tarafından bulundu. Ekim 1948 yılından bu yana markanın iki harfi Almanya'nın Wolfsburg şehrini şereflendiriyor.

TOYOTA: Japon firmanınn kurucusu Kirchiro Toyodaıı 1937 yılında üçlü elips kombinasyonu ile güçlü markasının amblemini oluşturuyor. Elipslerıı araba ile müşteri arasındaki sıcaklığııı ekip ruhunu ve modernizasyonu temsil ediyor.

VOLVO: isveç'in savaş tanrıçası Volvo arabalarınııı Isveç'in çeliğini sembolize eden daire ve ok süslüyor. Amblemin yaratıcısııı demir silahlarla donatılmış savaş tanrısı Merih'i simgelediği figürdeıı aynı zamanda markanın sağlamlığına işaret ediyor.

SEAT: arabaya Ispanyol'un S'si ilham vermiş oluyor.
90'lı yılların başında VW ile birleşmesiyle Ispanyol araba yapımcısııı VW amblemin üstüne prestijıı ilericilik ve dinamikliği simgeleyen büyük S harfini yerleştirdi.

RENAULT: Kübist baklava şekli
Renault baklava şeklinin bulunuşu 1930'lu yıllara dayanıyor. Amblem klasik ve durgun şekli ile geleceği simgelyor. 1992 yılında küçük değişiklerleıı şu an bütün Renault'larda kullanılan yeni bir tasarım yapıldı.

MAZDA: Mahkeme kararıyla yeni amblem
Renault'a büyük benzerliği nedeniyle açılan davayı kaybeden Japon araba üreticisi Mazdaıı yeni bir amblem oluşturmak zorunda kalmıştı. Mazdaıı kanatlarını açmış bir kartal figürünü amblem olarak kullanıyor.

JAGUAR: Hızlı kedi... hasta olduğum yırtıcı hayvan of...
araba ve kedi. Güç ve zariflik... Jaguarıı arbalarındaki zıplayan kedi figürünüıı meydana gelebilecek kazalardaıı yayaların yaralanma riskini azaltmak içn değiştirdi. Firmaıı ürettiği yeni modellerine jaguar yerineıı jaguar resimli bir plaket monte ediyor.

FERRARI: Hediyelik beygir... daha doğrusu At...
Italyan kontesin 1923 yılında firma kurucusu Enzo Ferrari'ye hediye ettiği at maskotıı Ferrari'nin amblemini teşkil etti. Amblemdeki ana renkler sarı ile kırmızııı firma sahibinin yaşadığı komşu şehir Modena'yı ve yarışa olan sevgiyi simgeliyor.

PORSCHE: Suebyalı'nın gururu...
Porsche amblemiıı 1952 yılından bu yana Suebya milliyetçiliğini öne çıkartan simgelere yer veriyor... Amblemdeki siyah atıı Almanya'nın Stuttgart şehrinin armasından geliyor bu sebeple Ferrari ile yıldızı barışmadı . Geyik boynuzu ile kırmızı-siyah çizgiler Almanya'nın Württemberg köyünün flamasından alıntı olarak kullanılmış.

NISSAN: Güneş ve dürüstlük... yıldız falı gibi devam ediyoruz yazmaya...
Markanınıı daire içine yazılmış ismiıı güneşin doğuşu ile Japon bayrağındaki beyaz zemin içindeki kırmızı noktayı simgeliyor. Amblemıı dürüstlüğü ve samimiyeti sembolize ediyor.

MITSUBISHI: Samurai erdemi...
Üç kanatlı baklava şeklindeki amblemdeıı Samurai armasından esinlenilmiş. Firmayı kuran iki Japon aileıı tercih ettikleri amblemin sorumluluk bilinciniıı centilmenliği ve cemiyetler arası uyumu simgelediğine işaret ediyor.

ROLLS ROYCE: Sevimli emily Lüks marka Rolls Royce'un kaputundaki zarif şekil 1911 yılından geliyor. Şekilıı tasarımcının sevgilisini temsil ediyor. Orijinal adı "Spirit of ecstasy" yani (yeniliğin ruhu). Şekileıı halk dilinde "emily" adı verildi.

CHRYSLER: Yeni arabalara eski tasarım
Firmanın kurucu ve sahibi Walter Chrysler'in isteği üzerineıı 1998 yılından sonra üretilen Chrysler modellerine 20'li yıllardaki eski amblem takılmaya başlandı. Amblemdeki daireler lastiği, şimşekler ise hızı simgeliyor.

ALFA ROMEO: asaletin simgesi...
Alfa Romeo amblem tasarımııı Italya'nın Milano şehri ile ülkenin soylu ailesi Visconti etrafına dönüyor... Kırmızı haç soyluluğuıı beyaz zemin halkı ve köylüleri simgeliyor. Taç giymiş engerek yılanı ise soylu Viscoti ailesi'nin armasından alındı.

FIAT: özüne dönüş,
Fabrica Italiana Automobili orino... Gerçek ismi uzun olduğu için firma sahibi kısaltmayla firmanın marka amblemini oluşturdu. Basit amblem 60 yıl aradan sonra 1990 yılında defne ağacı çevreli daire içine yerleştirildi. Amblem firmanın uzn geçmişini ve spor alanındaki başarılarını simgeliyor.

SAAB: Anka kafası
Isveç araba yapımcısı amblemde vatan severliğini ortaya çıkartıyor. Amblemdeıı firmanın merkezinin bulunduğu Schonen eyaletinin amblemindeki taç giymiş "anka" kafasına yer veriliyor.

LANCIA: Mızraklı amblem,
Direksiyon ile bir bayrak Italyan arabası Lancia'nın bütün zarifliğini ortaya çıkarıyor. Mızrak şeklindeki ambleminıı firmanın kurucusuıı yarışçı Vinceno Lancia'nın soyadı ile ilişkili. Italyanca Lancia'nın Türkçe karşılığı mızrak anlamına geliyor.

SUZUKI: Logosu için yarışma düzenlendi...

Suzuki amblemi 300 tane güzel sanatlar akademisi öğrencisinin katıldığı bir tasarım yarışmasıyla ortaya çıktı. Firma yetkilileriıı "Uzlaştırıcı" buldukları büyük "S" harfini yüzlerce amblem arasından seçti. Amblemıı 1961 yılından bu yana Suzuki markasını temsil ediyor. Birçok farklı türde araç üreten Japon otomotiv üreticisi Suzuki, 1909 yılında Michio SUZUKI tarafından kurulmuştu.

to Top of Page