Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Halk Ozanları
Neşet Ertaş
Aşık Veysel
Mahzuni Şerif
Muhlis Akarsu
Dadaloğlu
Seyrani
Erzurumlu Emrah
Murat Çobanoğlu
Türk Edebiyatı
N. Fazıl Kısakürek
Kaldırımlar Şiiri
Zindan İki Hece
Mehmet Akif Ersoy
Mimar Sinan
Namık Kemal
Divan Şairi Fuzuli
Sözel iletişim
Süsleme Sanatları
Sanat örnekleri
Abstrakt Sanat
Abstrakt Resimler
Abstrakt Posterler
Abstrakt Fantazi
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

 

 

Aşık Veysel'den Türkü dinlemek için sayfanın alt kısmında soldaki resime tıklayın.

Asık Veysel

Dost dost diye nicelerine sarıldım   
Benim sadık yarim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır

Bütün Kusurlarımı Toprak Gizliyor Merhem çalıp Yaralarımı Tuzluyor Kolun Açmış Yollarımı Gözlüyor, Benim Sadık Yarim Kara Topraktır  

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır

 Aşık Veysel  (1894-1973) 

  Yaşamı:  “Üçyüz onda gelmiş idim cihana

70 yıl karanlıkta yaşadı... halk ozanı, halk müziği ve edebiyatıyla ilgili hemen herkesin Aşık Veysel'le gerek maddi, gerekse manevi bir ilişkisi vardır... çünkü kendisi, edebiyata kazandırdığı şiirleri, müziğe kazandırdığı ezgileriyle Aşıklık geleneğinin en önemli isimlerinden birisidir.

Aşık Veysel Satıroğlu, 1894 yılında Sivas'a bağlı Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde dünyaya geldi, annesi Gülizar'ın, Veysel'i meraya koyun sağmaya giderken yol üzerinde doğurduğu söylenir, yedi yaşında yakalandığı çiçek hastalığı nedeniyle sol gözünü kaybeden Veysel, kısa bir süre sonra bir kaza sonucu sağ gözünü de kaybetti, geçimini zorlukla sağlayana bir köylü ailesinin çocuğuydu ve ailenin tedavi için olanakları yoktu. Başka çaresi olmayan babası, iki gözünü de kaybeden Veysel'i avutmak için ona halk ozanlarından şiirler okumaya başladı, Veysel, Karacoğlanı, Yunus Emre'yi, Emrah'ı ve Dertli'ye çok sevdi, dönem dönem Sivas'ın yerel halk ozanları Veysel'in evine konuk olup ona türküler  söylemişti, kısa süre sonra Veysel bir saz sahibi oldu, ilk derslerini kendi yöresinin aşıklarından Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin'den aldı, çalıp söylemeye başladı, büyüdü evlendi iki ayrı eşinden çocukları oldu, gözleri görmediği için askere alınmadı. Veysel, kurtuluş savaşı'nda yer alamayışına çok üzüldü ve bu üzüntüyü uzun yıllar üzerinden atamadı.

Bir aşık bayramında tanıştığı şair Ahmet Kutsi Tecer'in yardımıyla, şiirleri ülke genelinde tanınmaya başladı, 1933 yılında köyünden çıkıp bütün Türkiye'yi dolaştı. Köy enstitülerinde bağlama ve halk türküleri dersleri verdi, burada daha sonra ülkenin kültür yaşamına damgasını vuracak bir aydın ve sanatçıyla tanıştı, onların yardımıyla şiirini geliştirdi, radyo ve televizyon programlarına katıldı, plaklar doldurdu. Kendinden sonra gelen pek çok sanatçıyı etkiledi, onlarla tanıştı ve bildiklerini anlattı, bunların arasında Mahzuni Şerif, Fikret Kızılok ve Esin Afşar başta gelmektedir.
Veysel, bütün bunların yanı sıra toprağa bağlılığını sürdürdü, tek bir meyve ağacı bile olmayan köyünde ilk meyve bahçesini o yetiştirdi. Yetmiş yıl karanlık bir dünyada yaşadıktan sonra akciğer kanseri nedeniyle 21 mart 1973'te yine kendi köyünde aramızdan ayrıldı.

Aşık Veysel'in kısa hayat öyküsü bu şekildedir, geleneksel halk müziğimizde önemli bir yere sahip olan Veysel, şiirlerinde sade bir Türkçe kullanır, tekniği de gösterişsizdir, 40 yaşında şiir... yani (deyiş) söylemeye başlamış bir halk sanatçısı olarak geleneksel şiir kalıplarının dışına hiçbir zaman çıkmamıştır, elbette onun Aşık tarzı şiir geleneğinin dışına çıkması da beklenemez, zira o köy çevresinin kültür dokusu etrafından oluşan değerlerden beslenmektedir, Veysel'de halk şiiri geleneğinde çarpıcı örneklerine çok sık rastlamadığımız bir "toprak" teması vardır. Köyün, köylünün, kır toplumunun en fazla önemsediği ve yaşamını bağladığı toprak, veysel'in şiirinde o güne kadar hiç ele alınmamış bir biçimde- irdelenmiştir. bunun dışında şiirlerinde yaşama sevinci öne çıkar, köy kültürünün temel unsurlarını ele aldığı şiirlerdeki "lirizm", sadelik, içtenlik ve güçlü anlatım hemen hissedilir... kır kültürü onun şiirlerinde zeki ve çevik inceliklerle betimlenir, ancak aynı anlatım gücünü, ideolojik-toplumsal şiirlerinde bulmak zordur.

Bu deyişlerdeki anlatımda, bir zorlama vardır, yine de, devrimlerin ışığında çalışmanın, fabrikalar açmanın, enstitüler kurmanın, barajlar tesis etmenin yararlarını anlatmıştır çünkü bu yola inanmıştır, böylesi çağdaş temaları geleneksel şiir kalıplarının dışına çıkmadan anlatabilmiştir. Veysel'in sözleri ister sert, ister yumuşak, ister coşkun, ister durağan olsun, içindeki duygusallık ve iyi niyet daima dizelere yansır.

Veysel, gelenektir ama aynı zamanda yenidir, Alevi kültüründe yetişmesine, babasının tekke geleneğine bağlı olmasına rağmen diğer tüm Alevi ozanlarda görüldüğü gibi "Duaz-ı imam"ı söylememiştir, tek bir şiirinde "Şah", "On iki imam" sözcükleri geçmez. Oysa çıktığı, gezip dolaştığı köylerin büyük çoğunluğu Alevi köyüdür, kendi köyü de Alevi-Bektaşi inanç ve kültürüne mensup bir Türkmen köyüdür. Bildiğimiz kadarıyla bir tekke eğitimi de almamıştır, küçük yaşlarında ona saz öğreten ustasından başka, Aşıklık mesleğini öğrendiği bir başka ustası yoktur, dini şekilciliğin baskısına dayanması ve bu şekilciliği kırmaya çalışması belirgin özelliklerindendir, inançlı bir insandır. Allah'ın varlığını ve birliğini deyişlerinde sürekli tekrarlar ama bunun yanı sıra Allah ile samimi, senli benlidir, bu yanıyla Bektaşi geleneğine bağlıdır. O, Anadolu'nun ortasındaki bir köyde, kendi sosyal çevresinin oluşturduğu şartlar ve iç dünyasının yönlendirmesiyle yetişmiş bir köylü Aşıktır.


Benzerlerinden farklılıklar gösterse de geleneğe bağlı bir ozandır, Enver Gökçe, Veysel'in bu özelliğini şu şekilde tanımlıyor: "halk şairlerimizin eserlerinde ortak özellikler olan saz-söz ayrılmazlığı klasik doğu edebiyatının estetiğinde önemli bir yer tutan idealizm eğilimi ve bu eğilimin halk şiirinde işleyen mücerretlik özelliği Aşık Veysel'in sanatında da egemen unsurlardır, kısaca Aşık Veysel, tabiatı duyuşu, duyarlılığı, dini bir zümreye bağlı egemen bir karakteri olmamasına rağmen mistik tarafları, kâinat, varlık, yaratılış anlayışı ile geleneğe bağlı bir saz şairidir."

Veysel'in türkü eserlerinde yaslandığı köy-kasaba kültürünün etkisi nedeniyle kırsal kesimin kaderci dünya görüşü hâkimdir. Bunda, çocukluğunda yaşadığı olumsuzlukların sanatçıda yarattığı küskünlüğün de etkisi olduğu kabul edilebilir, her sanatçının yarattığı eserleri onun yaşadığı maddi yaşam koşulları belirler, tarıma dayalı bir ekonominin geçerli olduğu, savaştan yeni çıkan bir ülkenin yaşadıkları, bunun yanı sıra eğitim gibi etkenlerin düşüklüğü düşünülürse Veysel'i biçimlendiren sosyal çevre daha iyi anlaşılabilir. Fakat Veysel, şiirlerinde kendi yaşadığı acıların nedenini daha çok feleğe bağlar, kadercidir, yaşam felsefesi bütün iyi niyetli, babacan insanlarımız gibi, çalışmayı öğütlemektir. Bir insan geleneklerine bağlı kalmalıdır. Sevgiye, hoşgörüye ve insanın yaratıcı gücüne dayanan bir inanca sahiptir. Insanlar arasındaki ya da sınıflar arasında çatışmalara hoşgörü ile bakar, zaman zaman umutsuzluk ve hiçlik duygusuna kapılır ama bir yandan da yaşama sarılmayı elden bırakmaz.


Aşık Veysel, köyünden çıktıktan sonra devlet ile daima iyi ilişkiler içerisine girmiştir, Atatürk devrimlerine sıkı sıkıya bağlı bir Aşıktır. Atatürk'ün gösterdiği hedeflere ulaşmanın ve bu uğurda çalışmanın en büyük erdem olduğunu düşünmektedir. 1940'ı yılların tek partili iktidarı süresince yaşamının en hareketli dönemini yaşamıştır. Aşıklık mesleği bakımından da en parlak dönemi bu dönemdir, 1950 yılından sonra gelişen olaylar Veysel'i enstitülerden kopardığı gibi devlet ve hükümet erkânıyla ilişkilerinde de kopmalara sebep olmuştur. Aşık Veysel halk kültürümüzün büyük bir değerlerindendir, bu yadirgananamayacak bir gerçek olarak önümüzde duruyor.  "uzun ince bir yoldayım", "kara toprak" ve daha nice türküleri yıllarca dilimizden düşmeyecek ama kendisine karşı göstereceğimiz sevgi her zaman bir burukluk taşıyacaktır
.

Her kim ki olursa bu sırr-ı mashar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser...
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır...
               

Mana derinliği açışından, Veysel'in türküleri birkaç kez değişik şekillerde yorumlanabilir... ancak, o da diğerleri gibi Türkiye hamurunda eriyip gitmiş, kıymeti yeterince bilinmemiştir. Sazindan, sözünden başka sesinde insanlığı var olan. kayıtlardan dinlendiğinde sesi kendisini, toprakla toprak olusunu ele vermektedir. Kendine has hayat felsefesiyle beni derinden etkileyen ozanımız, müziği müzik için yapmış bir çıkar aramamıştır. Erimez çürümez altın gibi sözler eden filozof gibi bir ozandı Aşik Veysel. Derin ve engin ruhani dizeleri insanlığa, yüreklere tesir eder. Yalnızca kalp gözüden aldığı ışık ve irfanla bizlere erişebilen yüce ruhlu, aynı zamanda özdeyiş sahibi insandır Aşık Veysel. 

      

Hakikat Ararsan Açık Bir Nokta
Allah Kula Yakın Kul Da Allah'a
Hakkın Gizli Hazinesi Kara Toprakta
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

 

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sadık yarim kara topraktır

 

Bütün Kusurlarımı Toprak Gizliyor
Merhem çalıp Yaralarımı Tuzluyor
Kolun Açmış Yollarımı Gözlüyor
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
 

     

          Aşık Veysel'den Türkü dinlemek için soldaki resime tıklayın.                                                                                                                     

 
to Top of Page