Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Kırkpınar Güreşleri
Nevruz Bayramı
Alevilik
Hacı Bektaş Veli
Askerlik
Yunus Emre
Mevlana
Osmanlı Padişahları
Kanuni'nin Metupu
Aşıklık Geleneği
Aşık Tekke Edebiyatı
Pir Sultan Abdal
Köroğlu
Destanlar
M. Kemal Atatürk
Gelenek - Görenekler
Kültürel Takvimler
Nazar ve Büyü
Batıl inançlar
Rüya Nedir
Cin ve Peri Nedir
Halk Müzigi
Sünnet Nedir
Nasrettin Hoca
Kültür Nedir
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

Nazar ve Büyü,

 

Nazar batıl inanç değildir... varlığına kesinlikle inandığım bir olğudur, bu inanç tecrübelerimle sabittir... nazar, hayatımızda zaman, zaman inandığımız bir doğaüstü yada ilahi güçtür, ancak nazardan her defasında olumsuz şeyler doğacak diye bir kaide yoktur, nazar'dan bazen olumlu şeylerde çıkabilir, bazende üst üste gelen tesadüflerin farklı bir yorumudur, ayrıca nazarı bugüne kadar bilimsel olarak kanıtlayanlar olmamıştır. Fal işi Adem Aleyhisselam'ın torunlarından itibaren başladığını anlıyoruz yani din dışında kalan insanların başvuracağı batıl şeylerden biridir falcılık... faldan çok şeyler bekleyenler vardır... büyücülüğe gelince bunun iyisi yoktur... büyü insanlığın yüz karasıdır, 

Büyü, aslında doğaüstü güçlerle doğanın etkilenebileceği inancı olarak tanımlanabilir... ilk insan toplulukları doğaüstü güç tasarımlarını yine doğadan çıkarmışlardı, en basit bir doğa bilgisinden dahi yoksun olan insanoğlu doğayı korkunç bir güç olarak görmüş, yaşamın her alanında hissedilen bu güç doğadan soyutlanarak ayrı bir tasarım konusu olmuştur, mesela nazar akabinde kurşun döktürme hadisesi çok eskilere dayanır,

İlk insanlar bu güç yüklü olduğunu düşündükleri bütün nesnelerden sakınmak, korunmak gerektiğine inanmışlar, sakınılması gerekli bu nesnelere ise tabu adını vermişlerdir.

Tabuya yakalanan kişinin ise bundan kurtuluşunun tek yolunun ise büyü olduğuna inanmışlardır. İlk büyülerde yine bu esrarlı bilinmez güçten kurtulmak için yine o esrarlı güçten yararlanma düşüncesi bulunmaktadır. Bu akıl yürütme şekline ilk insan topluluklarının nedensellik (aynı nedenlerin aynı sonuçları doğurduğunu) önsezini de eklemiştir.

Bu düşünce sistemi parçaya yapılanın bütüne, bütüne yapılanın ise parçaya yapıldığını çıkarsamıştır. Bu anlayış analoji büyüsünü doğurmuştur. Bundan dolayı büyü yapılmak istenen kişinin kullandığı bir eşyaya yapılan büyünün kişinin kendisini de etkileyeceği, toprağa dökülen suyun yağmur yağdıracağı düşünülmüştür.
Eziyet edilmek yada öldürülmek istenen kişinin mumyası yapılarak örneğe yapılan davranışın o kişiyi de etkileyeceğine inanılmıştır. Bu anlayış, giderek, kişiyle simgesi arasında bir özdeşlik bulunduğu inancına varmıştır. Bu nedenle eski Türkler kutsal olarak adlandırdıkları "Kurt" un adını asla söylemez ve böcü, börü, canavar gibi kelimelerle dile getirirlerdi.

Bunun gibi hala Anadolu'ya zararlı hayvanlardan korunmak amacıyla yaşam alanlarını çevresi dua okunmuş malzemelerle (efsun) çizilmekte ve çevreye çizilen bu daire ile duvar özdeşleştirilmektedir.
Büyü çeşitli biçimler göstermekle birlikte ak büyü ve kara büyü şeklinde iki kısma ayrılabilir. Ak büyü iyilik gösterilerek yapılan büyüler, kara büyüler ise kötülük amacıyla yapılan büyüler için,kullanılmaktadır.

Ülkemizde büyü genellikle evine bağlı olmayan kocayı karısına bağlamak, karısına ve çocuklarına karşı sert davranan kocayı yumuşatmak, bir kadını bir erkeğe ve ya bir erkeği bir kadına sevdirmek, gurbete giden birisinin geri dönmesini sağlamak, kaybolan bir eşyayı geri bulmak, düşmanı yenmek, kısmet çözmek, bir kimseyi birisinden soğutmak, aralarını açmak amacıyla yapılmaktadır.

Örnek olarak sevdiği kişinin de kendisini sevmesi için büyü yapacak kişi önce üç Arnavut biberi alır, biberlerin içindeki tohumları her birine "Tebbet suresi" okunup üflenir. Üç biberin tohumları birbirine karıştırılmaz. Sonra tohumlar biberlerin içerisine doldurulur. Kıvılcımla küle gömülür. Bunları yapan kişi ocağı duvarına sağ elini vurarak:

Elimi vurdum duvara
Duvar oldu üç pare

Birinden in çıktı
Birinden İsmail peri çıktı

İni yolladım ine
Cini yolladım Çine

İsmail Periyi yolladım... (Kendisini sevmesini istediği kişinin ismi)
Durmadan, dinlenmeden bana gele

Dedikten sonra arkasına bakmadan yatağa girer. Örnekte görüldüğü gibi büyülerde genellikle Kuran'dan sureler okunmakla birlikte büyü İslamiyet tarafından yasaklanmıştır. Büyü ister iyilik ve ya kötülük amacı gütsün genellikle halkı korkutmaktadır. Bu nedenle büyüden korunma amacıyla halk arasında çeşitli uygulamalar bulunmaktadır. Örneğin büyüden korunma amacıyla değirmen dolabından sıçrayan su ile yıkanıp abdest almak, ırmak, çay, nehir gibi akarsular üzerinden atlamak, büyüden kurtulmak için büyü yaptırmak vs. çeşitli uygulamalar yapılmaktadır.

Nazarlık yada Nazarbozan Nedir: 

Nazarı değen kişiler ve özellikleri, nazar değme olayı, insanla-mal, mülkle, hayvanla ilgili nazar ve nazarlıklar, nazara karşı alınan tedbirler, uğurlu olduğuna inanılan muska vb. nazara karşı kullanılan takılar, nazara karşı söylene sözler, kurşun dökme-tuz çevirme-tütsü yapma gibi nazara karşı uygulamalara verilen isimdir.

Nazar Arapça bir kelime olup dilimize yerleşmiştir. Türkçe manası Kötü Göz demektir. Nazar bilimsel olarak ta kanıtlanmış... İnsan bünyesinden yayılan zararlı ışınların beyin gücüyle beraber belli bir yere odaklanması sonucu, canlı veya cansız nesneleri olumsuz yönde etkilediği klinik deneylerle konunun uzmanları tarafından açıklanmıştır. Büyü... Çeşitli yollarla, usulleri kötüye kullanarak bir insanı yönetim altına almaya, ona istenilenleri yaptırmaya genel olarak büyü denir. Büyü, kötü usullere başvurarak bir insanın iradesini elinden almak demektir. Büyü ile insanı istemediği şeylere zorlamak, ona istemediği hareketleri yaptırmak mümkün olabiliyor.

Büyücülük, her şeyden önce, dine ve inanca kesin şekilde karşıt olan, batıl inançlara dayalı bir büyüsel işlem toplamıdır. Reçetelere, formüllere dayanan, bunlara değişik anlamlar yükleyen bir uygulamadır. 1584’te Anvers’te yayınlanan Gespar Peucer’in Falcılar (Les Devins) adlı kitapta büyücülük şu şekilde tanımlanır.

Büyüsel işlemler çoğunlukla olumlu (Ak Büyü) veya olumsuz (Kara Büyü, Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalı olduğu söyleniyor. Bir enerji bedensel bir organa, psiko-somatik (ruhsal-bedensel) bir işleve yöneltilebilir. Tarihte birçok el yazması büyü kitabı hazırlanmıştır. En ünlülerden biri 15. Yüzyıla ait olduğu sanılan, önceki yüzyılda gizem ustası Mc Gregor Mathers tarafından ilk kez İngilizce ye çevrilen sihirbaz Ma Abra-Melin’in Kutsal Sihir Kitabıdır. (The Book of the Sacred Magic of Abra-Melin the Mage). Kitaba göre maddi dünya kötü ruhlar tarafından yaratılmıştır, ancak sihirbaz, koruyucu meleğinin yardımıyla ve büyüsel uygulamalara başvurarak, kötü güçlere karşı koyabilir hatta kötü ruhları yönetebilir.

Büyücülük, şeytanı tanımaya yarayan bir sanattır. Büyücü tarafından çağrılan şeytan ve yardımcıları kendilerini gösterirler veya kendilerini göstermeyip de talep edilen şeyi yerine getirirler.

Büyücülüğün silahı büyülemedir, etkileme ve telkindir. Kuramsal olarak etki ve duygu (sevgi, nefret) dozu güçlü olan bir enerjinin belirli nesneler, formüller kullanarak transferidir. Bu tür etkileşimde en çok kullanılan ve Vudu (voodoo) dahil olmak üzere, her çeşit büyüsel gelenekte mevcut olan mum veya kilden yapılan bir heykelciktir. Hedef olan kişiye yapılmak istenilen şey, büyüsel formüller kullanılarak heykelciğe (kukla, bebek) yapılır. Orta çağdan kalma bir başka yöntem, Şanlı El veya Tutuşan El yöntemiydi. Asılarak ölen birinin eli kesilir, kurutulur ve avucuna siyah bir mum yerleştirilirdi. Dönemin kaynaklarına göre bu eli kullanarak özellikle zehirlenme büyüleri yapılıyormuş.

Burada belirtmek gerekirki büyü, hangi dine ve inanca bağlı olursa olsun temeli vede etkileri aynıdır, her türlü büyü ülkemizde de yapılmaktadır. Dolayısıyla büyünün dini yoktur. İnsan büyük bir enerji yoğunluğuna sahiptir. Bu enerji yoğunluğu insanın bütün vücut ve beyin fonksiyonlarını düzenler;

Bu noktadan ele alırsak, büyü, insanın enerji yoğunluğunu yok etmek ve ritmini bozmak için yapılan negatif bir enerjiyi çeşitli araçlarla (muska ve buna benzer bir yolla )insanın üzerine yollayarak, vücuttaki enerji akışının düzensiz olarak çalışmasına sebep olan bir araçtır.

Büyülerin, zamana, mekana ve de insana ait olmak üzere çok geniş boyutları vardır. Bir büyü yapılışına göre farklılıklar gösterebilir; insanın iş düzeni, aşk hayatı, sağlığı, aklınıza gelen her türlü konuda büyü yapmak mümkündür. Büyülerin şekilleri ,yiyerek, içirilerek, bir yere asılarak, konularak gibi farklı türleriolabilir. Bir büyü yapıldığında etkisi bir mikrobun insan içinde çoğalması gibi zamana bağlıdır; burada kişinin iradesi çok önemli bir rol alır. Büyüler halk arasında, papaz büyüsü, muska ile yapılan büyüler gibi bir çok adlar alır.

Tarihten de bir çok olayda büyü ve büyücülükle ilgili birçok örneklerin bulunduğu bir gerçektir. Unutulmaması gereken;

Her yapılan büyü etki gösterecek gibi bir durum söz konusu değildir. Şartların yerine getirilmemesinden dolayı etki olmayabilir. Yapan kişinin yada sizin istediğiniz yeterli bilgilerin verilmemesi etkinin azalmasına ve de yok olmasına neden olabilir.

Büyü yapıldığı zaman etkisi bazen bir ömür boyu sürer, bazen de zaman içinde yok olur; 1-3-7 yıl arasında değişiklik kazanır, ama yapılış maksadı ve ne için yapıldığı gibi etkilere bağlı olarak devam eder veya biter.

Bazı kişilerde bu güç öylesine yoğundur ki gittikleri yada gördükleri yere bir karabasan gibi çökerler. Uğursuzluk bu kişilerde doğuştan vardır. Bazı kişiler ise isteseler bile kötü gözle bakamazlar. Ayrıca yine kimi kişiler nazara meyilli olduklarından çok kalay etkilenirler. Nazar değen bir kişi aniden halsizleşir, durduk yerde rahatsızlanır, neyin var denildiğinde de kendiside rahatsızlığının ne olduğunu pek çözemez. Hatta zaman ilerledikçe yatağa düşer yataktan kalkamaz hale gelir.
Bu durumda bizlere düşen önlem almaktır. Bunun birçok yolu vardır. Nazarlık takabilirsiniz. Kendinize ve eşyalarınıza. Mavi renkli nazarlık taşları zararlı ışınları emer. 
 
Nazardan Korunmak için
 
Şu ayetler Nazar için oldukça faydalıdır... 
 
 
FELAK SURESi

Bismillahirrahminirrahiym,
 
Kul e-uzu bi-Rabbil-felak. Min şerri ma halaka Ve min şerri gasikin iza ve kab. Ve min şerrin neffasati filukad. Ve min şerri hasidin iza hased.
 
 
NAS SURESİ
 
Bismillâhirrahmanirrahiym,
Kul e-uzu bi-Rabbin nâs. Melikin­nâs. İlâhin-nâs. Min şerril-ves vasilhan­nas. Elleziy yüves visü fiy sudürinnas. Minel-cinneti ven-nas.
 

Büyü Nasıl Başlamıştır?

Sevgili ziyaretçiler, biliyoruz ki 2 çesit ilim var. Birincisi Allah'in ilmi. Allahu Teala her şeyi ilmiyle ve rahmetiyle kusatmiş. Herşey Allah'ın ilmiyle oluşuyor.(Mümin-7) İkincisi de zulmani ilimler.

Şeytanın karanlık ilmi. Zulmani ilmin başlangıcı yaradılışa kadar dayanıyor. Indi ilahide Adem A.S. yaratıldıktan sonra secde emri geliyor ve melekler, cinler secde ediyorlar. İblis mustesna. Harut' la Marut isimli 2 melek "Sen emrettin, biz de secde ettik. Biz bunun gerçek anlamını kavrayamadık. Biz onun yapamadığı şeyleri yapabiliriz. Biz ondan üstün değil miyiz?" diyorlar. Allah'u Teala "Hayır siz ondan üstün değilsiniz" diyor. Melekler de "Biz buna inandik ama neden üstün?" deyince Allahu Teala "Biz ona nefs verdik. O nefsi ile cihadini kazandığı an sizden üstün olacaktır. Kazanamasaydı sizden daha geride olacaktı" buyuruyor. Iki melek de "Hz.Adem'i ustun kilan bu nefs mi? Oyleyse bize de ver.Biz sana ustun oldugumuzu ispat edelim " diyorlar.Allahu Teala da "Siz nefsle yapamazsınız, başaramazsınız" diyor.İki melek de ısrarla nefsleri istiyorlar ve Allahu Teala da "Peki nefsi size verdim. Serbest iradenizle şimdi inin aşaği" diyor. Bu olaylar sırasında dünya uzerinden uzun yıllar geçiyor ve Babil sehrine Harut'la Marut isimli iki melek iniyor. Bir kadina nefsleri sebebiyle kötü bir şey yapıyorlar ve kadının eşi öfkelenince iki melek eşini öldürüyor. Bu olay iki aylık sure içinde gerçekleşiyor. İki melek nefsleri ile yaşamaya iki ay dayanabiliyorlar. Bu iki ay icerisinde Harut'la Marut oradaki insanlara buyüyü, hüddamı, karı-kocanın arasını açacak şeyleri anlatmişlar. Ama anlatmadan önce "Sakın bunu öğrenmeyin, bu sizin için imtihandır. Bize kalsa biz bunu öğretmeyiz. Bunu öğrenen mutlaka kafir ve cehennemlik olur." dedikten sonra anlatmışlar. Buyu olayi böylece başlamiş.

Bu büyü olayını anlatan Kuran'ı Kerim'deki ayet hangisidir?

Bakara Suresi 102. Ayet-i Kerime anlatıyor.

BAKARA-102: Süleymanü'ın mülkü üzerine onlar, şeytanların okuduğu (anlattığı, tilâvet ettiği) şeylere uydular (tâbî oldular). Oysa Süleyman, (sihir yapmadı ve) kâfir olmadı. Fakat şeytanlar, insanlara sihri öğretmekle kâfir oldular. Babil (şehrin) deki iki melek (olan) Harut ve Marut'a indirilen şeyleri (öğretiyorlardı). Oysa onlar: "Bizim bilgimiz, sizin için" sadece bir fitne, bir imtihandır. Sakın (sihir ilmini öğrenerek) kâfir olmayın." demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi. O zamanlar (sihir meraklıları ve onu geçim vasıtası yapanlar) o ikisinden erkek (koca) ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadan onunla (sihirle) hiç kimseye zarar veremezlerdi. Zaten onlar kendilerine fayda verecek şeyleri değil, zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki; onlar onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan (ve onunla çıkar sağlayan) kimse için ahirette bir nasip olmadığını bilirlerdi. Kendi nefslerini, onunla ne kötü bir şeye sattıklarını onlar keşke biliyor olsalardı.

Rabbimiz Hz.Süleyman'ın emrine cinleri vermiştir. Hz.Süleyman birçok cinleri Allah'ın izniyle işlerde, hatta ev yaptırmada kullanmıştır. Ama onları kullanarak hiç büyü yapmamiştır. Ne peygamberler ne de Allah dostları büyü ile hiç ilgilenmezler. Hz.Süleyman öldüğünde, çalışan cinler onu olduğunu farketmediler. Ta ki böcekler onun asasını kemirip de düsünce, ancak o zaman anlayabildiler. 

Sihir yapabilmek için habis, yani kötü huylu bir nefise sahip olmak gerekir... çünkü şeytandan yardım alabilmek ve onunla münasebet kurmak için habis olmak başka bir deyişle şeytanlaşmış olmak gerekir.

Evvela sihirbazın şeytan ile arkadaş olması için bazı şirk'i ve küfrü gerektiren hallerde bulunması lazım ki şeytan ona yardım etsin. Sihirbaz müşrik veya kafir olduğu zaman, şeytan onu sever ve beğenir, ve ona hizmet eder. Şu gerçek bilinsin ki şeytan bir sihirbaz, kafir veya müşrik olmadan veya büyük bir günah işlemeden ona yardım etmez. (Mahremi ile zina gibi v.s.) Sihirbaz küfre düştüğü zaman şeytan onu seviyor ve ona hizmet ediyor. Geçmiş bazı olaylardan haber veriyor. Bazı harikulade görülmemiş işlerin olmasına sebep oluyor, iki kişinin arasının açılmasına, veya birbirlerini şiddetli bir şekilde sevmeye veya karı kocanın birbirleri ile beraber olmalarına mani olmağa... v.b. şeyler yapmaya başlıyor. Gittikçe küfür bataklığına düşüyor. Bu haller ona zevk veriyor. Artık iman etmesi veya tevbe etmesi zorlaşıyor. Çoğu da bu hal üzere kafir olarak ölüyor.

insanın tabiatı bozulup haramdan lezzet almağa başlayınca şeytanla irtibat kurmanın yollarını arıyor. Eğer tam küfür bataklığına düşmemiş ise cinlerden arkadaş edinip onları bazı hizmetlerde kullanacağını zannediyor. Sonunda şu yollardan birisi ile şeytanla oluyor. Fakat bu hal onun imansızlığına sebep oluyor. Bu tür insanlar dünyanın en sefil en huzursuz en rezil insanlarıdır, rahat uyku uyuyamaz, sıkıntıdan kurtulamazlar. Üstelik evlatları ve ailesi de devamlı rahatsızlık içindedirler. Sihirbazlar arasında şeytanla irtibat şu yollardan biri ile oluyor ki bunların hepsinde de sihirbaz açık bir küfre düşüyor, insanlar bu tür sihirbaz ile Kur'an ehlini birbirinden ayırt edemiyor.

Bazen o sihirbazın yanına gittiğinde kendisine Kur'an ile ilaç yaptığını zannediyor. Onun için bu yolları izah edeceğim ki hak batıldan ayrılsın.

1) Bu usulde sihirbaz Kur'anı necis bir şey ile yazar veyahut yazdığı Kur'anı necis bir şey ile siler şeytan o insana gelir, Kur'andan şu ayet veya sureyi hayız kanı ile yazması karşılığında ona yardımcı olacağını söyler. Mısır'da tevbe etmiş sihirbazlardan bir tanesine sihrinde nasıl başarılı olduğunu sorarlar, o da: "Ben yasin'i bir tabağa yazar sonra o yazıya bevl eder o sidik ile yazıyı silerdim. Bu şekilde sihrimde başarılı olurdum" der. Bu usuller şüphesiz küfürdür. Kur'an'dan bir ayet veya bir sure ile alay etmek şüphesiz küfürdür.

Efendimiz (s.a.v.)'in yolundan ve ona hakkı ile tabi olanların yolundan başka şifa yoktur.

2) Bu usulde ise şeytan, sihirbazdan kendisi için bir hayvan kesilmesini ister. Bu da ekseri olarak siyah tavuk olur. Bu tür olanlardan bazılarına şahit oldum ki siyah tavuk istiyorlar. Veya başka bir hayvan, fakat siyah rengi tercih ediyorlar. Sihirbaz bu hayvanı besmele çekmeden kesiyor. Kanından da hastayı atlatıyor. Sonra o hayvanı harabe bir eve veya mekana attırıyor. Çünkü, şeytanlar böyle mekanları sever. Orada yaşarlar. Sonra da şirk ve küfrü gerektiren azimet okuyor. Cinnin de istekleri yerine geldiği ve o hibis'i sevdiği için artık onun isteklerini yerine getiriyor. Bu sihirbaza giden insan eğer cahil olur ise bunda pek sakınca göremiyor. Hatta sihirbaz bile küfre düştüğünü bilemiyor. Cin ile irtibat kurmak için küfür ve şirk gerektiren azimetler okuyor... Allah`tan gayrisi için, cin için o hayvanı kesiyor ve böylece helak oluyor nitekim. Rasulullah (SAV), "Kim Allah´tan başkası için keserse Allah (CC) Ona lanet etsin." buyuruyor.

3) Bu usulde ise herhangi bir kadın ile erkeğin birbirlerini sevmeleri ve ayrılmaları, veya kadın veya erkeği bağlamak, annesini babasını kötü göstermek, işini kötü göstermek için yapıyor. Bunu da yaparken karanlık bir odaya giriyor. Perdeleri kapatıyor, ışıkları söndürüyor. Eğer muhabbet için yapıyor ise güzel kokulu buhur yakıyor. Mesela; anber, günlük, cavi vb... Eğer ayrılık için yapıyorsa kötü kokulu buhur yakıyor. Ve bu işleri cünüp olarak yapıyor. Hatta bu işleri yaptıran kadın ile zina ediyor. Sonra cinlerin reislerine tapınır gibi tazim edip azimet okuyor. Bu okuma esnasında yanında siyah bir kedi beliriyor. Bazen bir ses duyuyor herhangi bir şey görmüyor. Sonra o şeytana emrediyor. O şeytan da yapabilirse sihirbazın dilediğini yapıyor.

(4.) Usulde ise sihirbaz küfrün en kötüsü ile küfre düşer. Sonra şeytanın arkadaşlarından, dostlarından ve sevdiklerinden olur. Şöyle ki; sihirbaz Kur'an'ı alır helaya girer Kur'an'ı ayaklarının altına koyar, veya üstüne oturur. Küfre açık olan tılsımlar okur. Sonra çıkıp bir odaya girer. Artık şeytanın sevdiklerinden olmuştur. Beykoz'da bir melun sihirbaz var. Onun yanma hoca diye tedavi için gidiyorlar. Onun kendi itirafı şöyle "Ben Kur'anı kıçımın altına alıp oturuyorum. Benim cinlerim bana o zaman yardım ediyorlar." diyor. Sen nasıl bir Müslümansın ki böyle bir insanın yanına gidiyorsun...

Sonra bu insan (SAHİR) mahremi ile zina etmeden, dine iman'a sövmeden, mürted olmadan, livata veya yabancı bir kadın ile zina etmeden şeytan bununla arkadaş olmağa razı olmuyor. Yaparsa ondan razı oluyor, isteklerini yerine getiriyor.

Sonra şeytan bu sihirbaza vuruyor. Ve geceleri uyku uyuyamıyor. Hatta bazılarını felç ediyor. Bazılarıyla da alay ediyor. Çıldıracak duruma getiriyor. Şeytan bu insana çok işler yaptırıyor. Burada bir misal vereceğim gerisini siz kıyas edin. Şeytan bir erkek suretinde temesül ederek zekerini o sihirbazın ağzına, yüzüne, kulaklarına sürüyor. Bu sefer kendi kendini de kurtaramıyor. Bu tür insanların, ölümleri de çok kötü bir şekilde oluyor. Dünyada da, ahirette de perişan oluyor.

5) Bu usulde ise sihirbaz, Kur'anı Kerim'den bir sureyi, harflerini tek tek olmak üzere tersten başlayarak yazmağa başlar. Ve üzerine azimet okuyarak cinle irtibat kurar.

6) Bu usulde sihirbaz, baliğ olmamış bir kız çocuğu istiyor. Sonra çocuğun avucuna bir tılsım yazıyor. Bu tılsımı bazıları tırnağına, bazıları da alnına yazıyor. Bazıları ise tırnağa sadece mürekkep sürüyor. Sonra da azimet okumağa başlıyor. Sonra çocuğa ne gördüğünü soruyorlar. Çocuk bîr şey görmediğini söylüyor. Tekrar tekrar azimet okunuyor. Bazen sihirbaz okumaktan bayılacak kadar hasta düşüyor. Sonra tekrar soruyor: "Bir şey görüyor musun gelen oldu mu?" Sahir o cinne soruyor, cin cevap veriyor. Çocuk da hadiseyi anlatıyor. Bu tür bazı sihirbazlar da hastanın avucuna bakıyor. Avucunun içindeki çizgilerden geçmiş ve gelecek ile alakalı haberler veriyor. Bu haberleri verirken ona şeytan ilham ediyor. Bazıları bunun şeytandan olduğunu biliyor. Bazıları da altıncı his deyip kendisini bir şey zannedip beğeniyor. Bu tür insanlara gitmek ve haberlerine inanmak kesinlikle yasaklanmıştır.

7) Bu usulde sihirbaz, yıldızların insanlar üzerindeki tesirine inanır. Belli bir yıldıza ibadet eder ve ta'zimde bulunur. O yıldızın kendisine yardım edeceğini zanneder, ve ondan istekte bulunur. Onun bu isteğine karşı bir ruhani yıldızdan iner gibi görünür,. Aslında o yıldızın o insanın kendisine ne ibadetinden ne de istediğinden haberi vardır. Şeytan o yıldızdan iniyormuş gibi görünür, ve onun emrinde, olduğunu söyler. Sonra da onu küfür bataklığında şiddetli bir şekilde vurarak bırakıp gider. Yıldızların insanlar üzerinde hiçbir tesiri yoktur. Büyüklerinin ve küçüklerinin. Bu tür sihirbazın sihri Kur'an okunur okunmaz hemen çözülür.

Bu usulde sihirbaz, hastadan bir elbisesini ister. Bazen mendilini bazen takke veya şapkasını veyahut, o hastanın üzerinde kokusu olan herhangi bir elbisesini ister. Ve onun üzerine küfri azimetler okuyarak hasta hakkında bazı malûmatlar verir Bazen ayağını bir pamuk ip ile ölçer. Ve Kur'andan Hümeze Suresini sesli olarak okur. Sonra sessiz olarak küfri bazı azimetler okur. Sonra cinne seslenir. Eğer hastalık cinden ise ipi kısaltmasını, eğer nazar ise ipin uzamasını, eğer tıbbi ise kendi haline bırakmasını söyler. Cin de onun dediğini yapar ki cin çok yalancı olduğundan hastalar hakkında söylediğinin ancak yüzde biri doğrudur, diğerleri yalan. Sağlam insanlar bu tür sihirbazlara gidip sağlam olduğu halde bir müddet sonra hasta olmaktadırlar. Şeytan ve fitnenin şerlerinden Allah'a sığınırım.
       

 

                                                                                                                                

 
to Top of Page