Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Engelli Olmak
Korkunç Mantar
Karakter Analizleri
Hipnoz Nedir?
Beden Dili Nedir
11 Eylül'ün Sırları
Ahlak krizleri
Ah O Zor Günler
İzm ve ist' ler...
Yahudilik Nedir?
İmza ve El Yazıları
Mikro Hadiseler
Solak insanlar
Hayat Denklemi
Işıkla karanlık
Nezaket kuralları
Bunları Biliyormuyuz
Deprem Nedir?
Padişahla Vezir
Huzura giden yol
Çatlak Kova
Erkek Çocuk İsimleri
Kız Çocuk İsimleri
Burcumuz ne diyor
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

  Kekliğin   akıbeti,

 

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafetle Kuşlar Çarşısı'nı gezer. Burada, avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.

Bir ara gözü kekliklere ilişir padişahın, bir grup kekliğin üzerindeki varakta, 'tane işi satış fiyatı 1 altın' yazıyor. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır.

"Hayırdır" der satıcıya, " bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?"

Satıcı, "bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor" der, " tabii bu arada avcılar da o etrafta dolaşan keklikleri daha rahat avlıyorlar" diye ekler.
"Satın alıyorum" der padişah, "al sana 500 altın..." parayı verir ve hemen oracıkta kekliğin kafasını keser.

Adam şaşırıp, "ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi" diye dövünürken;

Padişah gürler: "Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya geç
ölümdür..."   

                                                                                                                                         


Çatlak kova

Çok eski zamanlarda bir sucu boynuna astığı uzun bir sopanın ucuna takdığı iki büyük kovayla su tasırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan eve ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun ancak yarısını eve ulaştırabilirmiş.

Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde evine sadece bir buçuk kova su götürebilmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadee yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.

İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında suçuya seslenmiş, ''kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum'' demiş... sucu neden diye sormuş... kova: '' çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için görevimin sadece yarısını yerine getirebildim... sucu şöyle demiş: ''eve dönerken yolun sadece senin taşıdığın tarafda çiçekler olduğunu hiç farkettin mi?.. senin kusurunu değerlendirip her gün geçdiğimiz yollarda senin tarafında çiçek tohumları ekdim, sende biz ırmaktan dönerken çiçekleri suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla evimi süsledim. Sen böyle olmasaydın evimde bu güzellikleri yaşayamazdım..,


Bu fıkradan alınması gereken ders şöyle:

Hepimizin kendine özgü kusurları vardır... hepimiz aslında birer çatlak kovalarız... ama Tanrı'nın büyük planında hiç bir şey ziyan edilmez... kusurlarımızdan korkmayalım onları sahiplenelim. Kusurlarımızı doğru bir şekilde değerlendirmeyi bilirsek bize mutluluk vaadeden olaylara sebep olabiliriz.

                                                                                                                                                                                                       

to Top of Page