Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Engelli Olmak
Korkunç Mantar
Karakter Analizleri
Hipnoz Nedir?
Beden Dili Nedir
11 Eylül'ün Sırları
Ahlak krizleri
Ah O Zor Günler
İzm ve ist' ler...
Yahudilik Nedir?
İmza ve El Yazıları
Mikro Hadiseler
Solak insanlar
Hayat Denklemi
Işıkla karanlık
Nezaket kuralları
Bunları Biliyormuyuz
Deprem Nedir?
Padişahla Vezir
Huzura giden yol
Çatlak Kova
Erkek Çocuk İsimleri
Kız Çocuk İsimleri
Burcumuz ne diyor
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

Herkesin hayatı bir denkleme benzer,

 

Herkesin hayatı bir denkleme benzer, harfler rakamlar aynı, yerleri değişiktir... herkes kendi denklemini kendi kurmuş, harfleri rakamları üstlü kemiyetleri ve kesirleri kendisi yerleştirmiştir. Ailenin, çevrenin, tahsilin, basın ve yayının insan üzerinde tesiri inkar edilemez, denklemde bunların da yeri vardır, fakat her insan az çok yukarıda saydığımız etkilerden kendini kurtarmıştır, futbolcu olan bir kimse alkol sigara kullanmayabilir, halbuki ona sigara içmeyi tavsiye edenlerde vardı, oysa bu futbolcu arkadaşımız nasıl ki içenler değilde, top oynayanlara uydu ise, aynı iradesini herşeyde kullanabilirdi... kullanmamışsa eğer şunu bunu itham etmek yerine, "ben ne yapabilirim" sorusuna cevap aramalıdır.

Duvarın dibinde otoran saçı sakalı birbirine karışmış bir ayyaş kimse o noktaya kolay gelmemiştir... işte ayyaşlık o şahsın hayatında negatif bir değer olduğundan çarpım sonucu müsbet değerleri menfiye çeviriyor... ve sonuç menfi çıkıyor. Uçak bekleyen bir insan da o noktaya kolay gelmemiştir... tahsil, beceri ve benzeri meziyetleri öylesine denkleme yerleştirmiş ki sonuç uçmayı gerektiriyor.

Güzel konuşmak, güzel giyinmek, yemesini bilmek hayat denklemindeki müsbet değerlerdir... su bardağını ağzına sokmak, lokma ile yanağını şişirmek, çayı şıngırdatarak karıştırmak, üstlü kemiyetleri siler veya küplü değerleri kareye indirir... insan, iki yönden ele alınmalıdır, yalnızken ve içtimai hayatta... çünkü hayat denklemi bu ikisinin bütünleşmesiyle meydana çıkar... yalnızken iç dünyasındaki konuşmalar ve kavgalar ne yöndedir... düşünceleri, hayelleri, çalışması, uyuması, içtimai hayatta insanlarla geçimi, alış verişi, sözünde durup durmaması, kibarlığı veya kabalığı, hırsı yada kini ortaya yepyeni bir insan tipi koyar.

Evlilik, iki bilinmeyen denklemdir, sonuç tek tir, ya mesut yada bedbaht olurlar... eşlerin her ikisi  hem aile huzuru için hemde gelecek için büyük gayret gösterirler, böylece evlilik denklemi taraflarca kurulur, ancak sonuç taraflara aittir... nasıl ki yüz şeklimiz birbirine benzemezse hayat denklemimiz de öyledir, ne varki yüzümüzü tanzim ve tertip eden yaradandır, ancak kendi hayat denklemimizi tanzim ve tertip eden biziz.... hayat denklemi ve kader çemberi bir bütün içinde ele alınmalıdır, hayat denklemi bizim meyillerimiz, istediğimiz zevkimiz doğrultusunda tecelli eder, sonucu yaradan bilir... her hadise denklemin bir çözüm şeklidir, yani sonucudur, alışkanlıklar denkleminin yazılışını sürekli kılar, bunun içinde denklem çözülürken sonuçta yazılmaktadır, çünkü alışkanlıklar sürekli ben neden böyleyim dediğin zaman, dön geriye bak o zaman, kurduğun denklemin sonucuna razı ol denir... 

Olmasan da sonuç değişmez... çünkü denklemi kurmak senin elinde, çözmek yaradana aittir... bu sebeple sadaka belayı def eder demişler... denkleme koyduğun menfi rakamın silinmesini istiyorsan maddi ve manevi organlarını çalıştırana müracaat et... Ya Rab bu sadakanın yüzü suyu hürmetine beni koru de... sığınmakta bir saadet vardır, islamiyet hayat denklemini en iyi şekilde kurmaya yarayan bir nizamdır... velilerde olduğu gibi.

İnsanın yapısı incelendiğinde toprakta bulunan elementler, atomlar, moleküller insanda aynen mevcut, tıpkı bir meyvede, sebzede olduğu gibi, yani insan eşittir toprak... ve insan ölünce tekrar toprak oluyor, toprak gibi birşeyden herşey yaratılıyor ve herşey döndürülüp tekrar toprak oluyor, insanın beyni de toprak oluyor, şu yirmibirinci yüzyıl medeniyetini yapan beyin arabaları, uçakları, bilgisayarları yapanı düşününüz, bunların ustası hep insan, mesela bir uçak bilmem kaç milyon dolar, bir bilgisayar örneğin bilmem kaçyüz dolar... ama insan beyni beş kuruş etmiyor, bir balinanın yada yunus balığının vaya bir manda'nın beyni insan beyninden büyük, sineğin hatta mikrobun beyni de çok küçük, bunların hepsi canlının geçimini yani beslenmesini ve yaşamını temin ediyor.

Buna aklı maaş deniyor, insanda aklı maaş'la beraber aklı maad'da vardır... yani ilime, irfana çalışan akıl da vardır, insan beyni organizmanın, duyguların tesirinde çok kalır, örneğin hasta iken bir insan çok sevdiği şeyden nefret edebilir, insan kızgın olduğu zamanlarda, yani asabi iken başka, sakinken başka düşünür, aç haldeki düşünceler tok haldekinden farklı olur.

Şehvetin, mevkinin, muhitin düşünce üzerinde tesiri vardır, bir beyinden bin türlü düşünce çıkar, bunlar birbirine uymayabilir bir bakıma beyin su gibidir, konduğu kabın rengini kokusunu alır... sefahat alemleri, yani sürekli kötülükler alemindeki insanların beyni ise malesef lağım sularına dönmüştür... beynin bu dönekliği karşısında kalp daha istikrarlıdır, kalbi kararanlar bir yana, basiret gözü açık olanlarda kalp bir müşir yani bir gösterge gibidir, günah işlediğinde burkulur, sevapta iyilikte rahatlar, müminin kalbi kendisine beyninden daha çok faydalıdır fakat kalble beyin müşterek çalışırlar, dolaysıyle kalble beyni müşterek çalıştırmak her zaman mümkündür.

Ehli tarık zikrederken kalbi harekete geçirir, günah ve sevaba karşı duygulu olur, Ehli ilim ise beynimize bilgileri doldurur, kalp burdan payını alır. Fizyoloji, nüroloji uzmanları beyin üzerinde çalışmalarını sürdürüyorlar, beynin atlasını, coğrafyasını çıkarabilen çok bilim adamları vardır, konuşma, görme, içgüdü alanlarını gösterebiliyorlar fakat beyin gibi çok basit bir yapıdan bu kadar mürekkep, yani entegre olayları yaratanı bilmeyorlar, güremiyorlar, hatta bunlar arsında bazıları vardır ki, duymak bilmek bile istemez, nefislerine ve insanlara itaat etmekten yaradana itaat edecek vakit bulamadıklarından imanları yön değiştirmiş olabilir, biz ona bir şey diyemeyiz.

Aynalar, teraziler, saatler de insanlara çok faydalıdır, fakat bunlar ne yaptıklarının farkında değiller, saat gibi bir adam, saat kadar faydalı olmayabilir, çünkü o hep hayırda şerde hazır bulunur. Çok cahil bilgisiz bir ana babanın çocuğu, bilgin bir alim olabilir, bilgi beyine ait bir olay olduğuna göre erişilmez sanat eseri olan beynin yapısını cahil ana babaya vermek mümkün değildir. Öyle ise beynin sanatkarı, ustası, mucidi kimdir... beyni Allah yarattı ise bu erişilmez sanat eserinin çalıştırma formunu da ondan istemeliyiz, her cihazın tarifnamesini soran insan, beyninin tarifnamesini aramaz mı, arama ise kendini çok değişik ortamlarda bulabilir, veya şehvetin ipine bağlanıp günah vadilerinde dolaşır durur, ona da biz karışamayız zira onun özel hayatıdır.

Nakışları öven, nakkaşı inkar eden insan denklem de çözse akılsızdır, çünkü aklın en mühim vazifesi yaradanı bilmektir, aklı birgisayar seviyesinde görüp ustasını bilmemeyi normal kabül etmek akla iftiradır, bilgisayar aklın mahsülü ise aklı yaratan kimdir... bir kısım nüroloji uzmanları beynin kıvrıntılarında kaybolup ihtisas körlüğüne maruz kalıyorlar, oralardan çıkıp kainatla beynin irtibatını göremiyorlar, külli aklın hakimiyetini anlayamıyorlar. Bazıları anlamak istemiyor, fakat bu anlayışın sonunda yaradana iman etmek var, yani günahsız hayata geçiş var, daha doğrusu namaz var, ibadet var, ailesiyle mevkisiyle, çevresiyle bağlarını koparamıyorlar,  böylece güçlü beyinlerle aciziyetin penceresinden bakıp geri çekilenler var. Safahat perdesini hakikatın yüzüne çekip, kendi dünyalarını yaşıyorlar, bazende insan hayatında şehvetin, mevkinin önemi ağır basıyor.  

                                                                                                                                                               

to Top of Page