Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Engelli Olmak
Korkunç Mantar
Karakter Analizleri
Hipnoz Nedir?
Beden Dili Nedir
11 Eylül'ün Sırları
Ahlak krizleri
Ah O Zor Günler
İzm ve ist' ler...
Yahudilik Nedir?
İmza ve El Yazıları
Mikro Hadiseler
Solak insanlar
Hayat Denklemi
Işıkla karanlık
Nezaket kuralları
Bunları Biliyormuyuz
Deprem Nedir?
Padişahla Vezir
Huzura giden yol
Çatlak Kova
Erkek Çocuk İsimleri
Kız Çocuk İsimleri
Burcumuz ne diyor
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

Cemiyet,

 

İnsanlar arsında benzerlik yönleri çoktur, her ne kadar renkler ayrı olsa da gözler birbirine çok benzer... aynı şeylere bakarlar fakat ayrı şeyleri görürler, nasıl ki insanların yüzü birbirine benzemez, görüşlerde öyledir fakat görüşlerin gerçekleşmesi için çalışırlar bu yüzden aralarında anlaşma olmaz, bu sefer herkes kendi hayatını yaşar. Özgürlük başkalarına zarar vermeyecek noktaya kadardır... bu da hiç bir zaman mümkün olmaz, başkalarına zarar vermeden yaşayabilen insan var mıdır... daha doğrusu zarar ve fayda ölçüleri nedir, işte dinin inancın ve ilmin önemi burada meydana çıkıyor.

İlmi ekonomiden ayırmak mümkün değildir... ekonomi çok şümullüdür hersey onun bir parçasıdır, çünkü Allah'ın Rezzak sıfatı umumidir, Allah'ı inkar eden bile onun yarattıklarını yer, yediği ölü gıdalar midesinde dirilir, canlı gezer, inkarına devam etmesi için... herşey zıddı ile bilinir ve gelişir, inkar eden olmasa iman bilinemez, imanın gücü inkarla mukayese edilince anlaşılır, ışıkla karanlık acıyla tatlı gibi... ilim insana mükemmel bir hayat verebiliyorsa amacına ulaşmıştır... şahsi problemlerini çözemeyen alim ilmin hamalıdır... fertler ne ise millet odur, devlet de milletle münasiptir, eğer millet ve devlet bazı fertlerden farklı ise, o fertler kendi dünyalarını yaşıyor demektir. Bunlar milyonların içinde yalnızdır, kötü insanlar kötü bir cemiyet meydana getirir... kötü cemiyet düzelmek, iyi olmak isteyenlere baskı yapar, gizli bir zulüm sürer... tarafsız kalmak mümkün değildir, her hareket, her söz bir tarafın işine yarar.

İnsanlar iki ayrı nehir gibi akarlar, iyiler ve kötüler, cehennem ne kadar kötü ise, cehenneme gitmek isteyenlerde öyledir.. cennet ne kadar iyi ise, cennete gitmek isteyenler de insanların dünyasını cennet eder, cennet gibi yerlerde cehenneme gitmek için piknik yapanlar ilimde samimi olamazlar, yaşlı kimseler tecrübeleriyle hayata nizam vermek isterken alışkanlıklarının zincirini hissederler, fakat çokları ölümünü beklemekten başka birşey yapamaz, gençler ise alışkanlıklar zincirini büyük paralar ve emekler karşılığı satın alır... acaba zinciriyle övünen ne kadar özgür insan vardır.

İnsanlar menfaat imparatorunun zevk isimli patroniçenin kölesidir... esas özgürlük hareketi bundan sonra başlar... materyalistler maddeyi, kapitalistler parayı putlaştırdı... tağutla mücadele eden kendini bu putlardan ne kadar kurtarmıştır... muhabbetler bazen dolarken fabrikalar bazen vardiya yapıyor, mülk edinenler malikini bilmezse, Firavun sarayının gölgesinde dinlenen kimlerdir... insanlar nerelerde, kimlere itaat ediyor, Allaha itaat eden şu alemde kaç kişi görebildik... aynada saçını tarayan ruhundaki günah lekelerini göremiyorsa, onu bunalımdan kim kurtarabilir... beden hapishanesinde sıkılan ruhun ahları ofları bitmeyecektir, can sıkıntısı, gönül darlığı, marifet azlığından ileri gelir.

İnsanın kendini idare etmesi bilinmeyen bir gerçektir, bunun içinde kendisinden korkan insan çok azdır, halk içinde insanca hareket edip, yalnız kaldığında insaniyetini yitiren bazı insanlar faili meçhul cinayetlerin sorumlusudur... o zaman 'ya rab'...beni nefsimle başa bırakma de... 'çünkü esmai ilahinin hakimiyetinden habersizim' de... yardım iste ondan... hangi mikroskop günahı görmüş ki... hangi ayna yalanı yüzümüze vurmuş, hangi terazi kendini tartmış... mermer kadar sert iç dünyamızı yontup, cevher gibi toplum olmanın yollarını aramalıyız.

Bilindiği gibi insanın görme becerisi sınırlıdır, mikroskoplar teleskoplarda bunu elbette kanıtlamıştır.. ancak rüyalar gözümüzün dışındaki alemleri gösterir, birde gözde tabiplerin bile tedavi edemediği basiret körlüğü vardır, mevlanın basar sıfatında göz... tabiri caizse, gözün kainattaki oranı gibidir, yani küçük, yetersiz hemde izafidir, yaradanın basar sıfatını anlamayan, görmeyen basiretsizdir... onlara ne anlatsan bildiğinden şaşmaz... onlar günahını da, sevabını da asla göremezler... kalpleri mühürlüdür, hakla batılı ayıramazlar, işte bu şahıslar müsbet ilimleri alanlardır... bunu dışına asla çıkamıyorlar... yani bir nevi ezberciliktir... kimya, kitabı yazmışlar, atomların güneş sistemine benzemesindeki hikmetleri bilememişler... yine de bilim adamıyız diye geçinmişler.

Oysa Allah'a inanan insanlar ilimsiz... inanmayanlar da bilgelik yada bilimsel olması büyük bir talihsizliktir... insanlar, inanmamaya inanır, o ayrı şey... göz sair organlarla sınırlıdır, nasıl ki küçük bir termometre kocaman bir alemin ısı dercesini ölçerse, insanın organları da Allah'ın sıfatlarını anlamaya yarar... bu sırrı kaybeden bir insan, artık kendini bir model yapar... benim gibi yaşayın der... benim gibi giyinin, benim gibi konuşun der... her şeyi kendine bakan cihetle muhakeme eder, aldanır ama onun aldanmaları dahi kanundur... prensiptir, formüldür... işte dogmatik, müsbet ilimler ve tabiatçılık böyle ortaya çıkmıştır... müsbet ilimler ispat edilebilen şeyler demektir, Fizik maddeye bakar, madde yaradanı görmezse bunda bir kasıt var demektir.

Kimya, maddenin mahiyetini inceler, Allah'ın hayat sıfatını madde de enerji olarak tecelli ettiğini anlayamayan bir insan yüzbin tane üniversite bitirse bile basiret gözü açılmaz... mümkün değildir... zenginliği istediğime, ilmi isteyene veririm der yaratan... kainatın bir tesadüften var olduğunu hangi ispatla ortaya koyabilirsiniz... eğer öyleyse getirin şu tesadüfleri ortaya... tavukmu önce yumurtadan, yumurtamı önce tavukdan gibi ardı arkası kesilmeyen kısır dögülere girersiniz o zaman... ya tavuk, ya yumurta deyin şuna olsun bitsin... işinize geldiği gün tavuk... gelmediği gün yumurta demeyin... insanları aptal yerine koymayın... önce bioloji kitaplarında canlıları anlat... sonra canı vereni inkar et, bu ne biçim mantık...

Psikoloji dersinde ruhun yaptığı işleri sırala, sonra bir moskovalı gibi spiritüalizmi bırak... materyalist ol... bütün bunların üstüne fuhuş perdesini çek, sonra medeni olarak gez, nerde öyle bolluk... ilim adamı'ysan ilmin hakkını verceksin... yoksa çobanlık yap daha iyı... bu millet, can evinden çok kötü vurulmuş... damarlarına morfin vurulmuş bu milletin... yarası derin... medyası, gazetesi, üniversitesi, profesörü... ayağı kalkamıyor... televizyonlar hep boşa yanıyor evimizde... şimdi birde son yıllarda dizi modası çıktı... önüne gelen dizi çekiyor bu memlekette... hepsi bir birinin kopyası... hepsi taklit... belinde silah, siyah ciplelerle dolaşan kirli sakallı mankenler artis kesiliyor başımıza... toplum bu dizilerden feyz alamaz... ve almamalı... baba dizileri, ana dizileri, mafya dizileri, topluma birşey veremez, güneydoğu halkını ancak rencide edebilir... evet bir zamanlar mecruh idin... mecruh iken de vardı imanın... önce yaşamın, toplumun, aldığın diplomanın hakkını ver... sonra arabanın en kralına bin, sana binme gezme diyen yok...

Yaralı olan bu milletin küllenmiş bir imanı, ipotek konmuş birde ruhu vardır... bunun için bahçeye savurduğu gübreyi görüyor, kendi ölçekleriyle değerlendirip pis diyor ona... kök kapısından giren dallara, meyve olan gübrenin rızık yönünü göremiyor... Rezzak'ı Kerim'e iman ve itaat edemiyor... zahiren çirkin görünen hallerin batını güzelliklerini göremeyen, böylece ilahi nizamdan habersiz yaşayan kimseler, her hadisede bunalıma düşebilir, kendisiyle barışık olamayan bir insan Allah'tan gelen zor günlere, hastalıklara isyan eder... hayatından zevk alamaz... strese yakalanır, hatta intiharı bile düşünebilir... ama kendinden emin olan... yaradana teslim olan bir insan da ölümüne eyvallah etmez... çünkü gideceği kapı rahmet kapısıdır.

İlkbaharın fırtınaları, yağmurları, çamurları içinde hayat bulan çekirdekler ve tohumlar vardır... kar, kış, fırtınalar olduğu halde canlanır... insan da aynen onun gibidir... acaip karışıklık içinde asırlardır devam eden bir nizamı göremeyen, islamı asla anlayamaz, günde kırk vakit namaz kılsa bile... işte bu göz... ilim gözü, herkeste olmayabilir... ama bu göz, müstehcen başında kadın göğsü gibi görür ilimi... ve şehvetlenir... gerçek ilmi gören göz şehvetlenir... ama yeni doğmuş bir çocuk, iki çeşmeden süt akıtan Rezzak'ı Kerimi görmez... utanmaz haya etmez... çünkü, herşeyi kendine bakan cihetle değerlendirir.

İnsanların inancına pusu kuran bu düzenin mensupları, sadakatlarıyla övünemezler, çünkü her sadakatin doğru olmadığını sahibini ısıran köpeklerden anlarız... kış mevsiminde kendini koruyanlar, manevi dünyamıza esen fırtınalardan da korunmasını bilmelidir... ahlaksızlık selleri sırat köprüsü hükmünde olan nice ilimleri götürdü... delalet fırtınaları Mevla'nın kudretine inanmanın yollarını kesti... bazi fitne odakları müslümanla islamiyetin arasına girdi... beyinler bilimin çöplüğü haline geldi... sen bu hallerden yılmaya değil, bunları bilmeye mecbursun... bilki fırtına, zelzele, veba gibi hadiselerin perdesi altında gizlenen pek çok istidat çekirdekleri vardır... her felaket bir sadetin eşiğidir... yeterki doğru olan ilimlere hizmet edilsin.  

                                                                                                                                 

to Top of Page