Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Kanser Nedir
DNA Sırları
Enerji ve Atomlar
Gezegenler
Evren ve Biz
Galaksiler
Maymun Teorisi
Elmas Taşı
Dev kamyonlar
Nükleer Enerji
Atom Nedir?
Telefon ve Radyo
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri
      

 

 

 

 

 

İnsanlar maymundan mı türedi... 

Evrim teorisinde gerçek ilmi şu ki... yıldızlı bir havada gökyüzüne baktığımızda görülen gezegenleri ve yıldızları, ayrıca samanyolu ismini alan Galaksi, ve daha başkalarını da içine alan teleskopların görüş mesafesi dışına taşan, hatta hafızamızı zorlayan rakamlarla bile ifadesi güç olan kainat... FEZA BOŞLUĞU içindedir... öyle ise Feza boşluğu yaratıldıktan sonra kimya ilimlerinde anlatılan elementler, yani cevherler, atomlar halinde bu boşluğa atılmıştır... her elementin kainatta belirli sayıda atomu, ve her atomun belirli enerjisi vardır... işte enerjinin korunması kanunu buna dayanmaktadır... yani hiç bir maddenin atomları ve enerjisi yok edilemediğinden yenisi de yapılamadığından kainat üzerindeki enerjiler artırılıp eksiltilemez...

Demekki atomu ve atomlardaki enerjiyi yaratan enerjinin korunması kanununu da koymuştur... bu kanunun daha sonrada ilimlere intikal etmiştir.  Atom parçalanarak maddenin bir kısmı enerjiye çevrilmektedir, yani madde enerjiye çevriliyor... fakat enerjide madde yapılamıyor... maddenin yapısı zaten enerji. Bir başka ifadeyle enerji kullanabilir bir halden kullanılamaz hale dönüşmektedir. Kainatta bütün tabii değişimlerin sonucu da budur.  

Bazı kimseler maymunların evrimi ile insanın meydana geldiğini ileri sürüyor, bu hal imkansızdır... çünkü geçmişteki iki bin sene içinde olup bitenleri önceki yıllara nazaran daha iyi biliyoruz, bu ikibin yıl içinde herhangi bir evrim olmamıştır. Daha evvel olan evrimler varsa bunlarda tahminden ileri geçmez ... ayrıca bulunan fosillerde bize yüzde yüz doğru bilği vermez, mesela bir kafa bulunmuş, bu kafa insan kafası ile maymun kafası arasında bir şey, bu kafanın bir türe ait olduğunu kabul etmek yanlıştır. Bugün dahi öyle kimseler var ki adamın yüzü gorillaya benziyor, yani bu adama bakıpta insanlar da maymunlaşmaya başladılar diyebilirmiyiz?.. bazı insanlar çirkin bazısı da güzel olabilir, güzel olan şükretmeli çirkin olanda huylarının güzelliği ile övünmelidir... binlerce, milyonlarca yıl evveli tarihten önceki çağlara girdiği için o devirler hakkında söylenen sözler tahminden öteye gitmez... evrime ait gösterilen resimler çizmedir...yani ressam işidir... fosiller de her şeyi bütün açıklığı ile ortaya koyamaz... o devirlerde böyle bir canlı varmış fikrinden ileriye geçilemez.

Maymunlar insan olsaydı neden hepsi değilde bir kısmı insan olmuş... bir kısmı hala yaşıyor, yani evrimde bir unutkanlık mı olmuş... bazıları da hala maymunlukta kalmayı tercih etmiş... böyle şaçma teori olur mu...  insanların kafasını maymuna çevirmek isteyenlerin kasıtlı oyunudur bu... Diyelim ki organ bakımından maymunlar insana benzeseydi, peki nasıl oldu da maymun beyni uçak ve telsiz yapacak kadar gelişti ve insan beyni haline... yani vicdan iman ve özeleştiri gibi nesneler teşekkül etti, insanlar konuşabilirken maymunların halen konuşmamasının sebebi nasıl izah edilebilir... değil ki bir veya birkaç maymunun insan olması... Darwin gibi bir biolog isteseydi bile kendisi maymun olamazdı, hatta boyu kısa olsaydı uzatmak, kollarını uzun görseydi kısalmak elinde değildi... Darwin gibi bir ilim adamının gerçekleştiremediği bir şekili nasıl olur da maymunlar gerçekleştirebilir.

Hücreleri üretmek veya durdurmak bizim isteğimize bağlı değildir... ilk hücreyi kim yaratmışsa bu hak sadece ona aittir... böyle olmayıp ta her şey tesadüflerin eline bırakılmış olsaydı o zaman Darwin bile tesadüfün kurbanı olurdu... mesela gözleri ayaklarında burnu kulaklarinda acaip bir mahlukat şeklinde dünyaya gelebilirdi... Darwine sorsalar, vücut yapını beğeniyor musun... herhalde evet diyecekti, ağız burun kollar gibi organlar, en uygun ve en güzel yerlere yerleştirilmiş... uygunlukta ve güzellikte tesadüfe yer vermek mantığa uyar mı?...

Bu durumda: Maymunların evrim sonucu insan olduğunu savunanlar :

1- insan olduklarına pişman olan hayvanlığa imrenen kimseler olabilir.

2- insanların maymun soyundan geldiğini söyleyen kendi büyüklerine yani atalarına maymun demek talihsizliğine düşebilir.

3- Din insanların Adem Aleyhissalam'dan türediğini bildiriyor, dine karşı çıkmak için insanlar böyle bir yola başvurabilir.

4- Taklitte ileri giden bazı kimseleri kastederek, olsa olsa bunlar maymun soyundan gelmişler ki, bu kadar taklit kabiliyetleri var şeklinde bir hataya kapılabilirler.

5- İnsanların maymundan türediğini maymunun başkalaşması ile insan türünün ortaya çıktığını söylemek ilimden ve ciddiyetten uzak bir iddiadır. Maymunun başkalaşarak insan olduğunu iddia eden insan, insan derisi içindeki cesetle maymun derisi içindeki ceset arasındaki farkı görmemezlikten geliyor. Acaba maymun böbreği insana takılsa ne olurdu... elbetteki olmaz, çünkü doku farkı vardır. Bazı bayanların yüzünde sakal gibi kıl bittiğinden, ilgili tabiplere müracaat edip tedavi olmak isterler. Fakat bugüne kadar beklenen sonuç alınamadı, pek çok bayan oldukça sıkıntılı bir hayat yaşadı. Tatbik edilen ilaçlar bayanların yüzünde sakal çıkmasını önlerken bu sefer onların saçları döküldü. Yani yağmurdan kaçarken doluya tutuldular. Tabipler kıl hücrelerine hükmedip onları iptal edemezken veya kıl çıkmayan yüzde kıl çıkmasını temin edemezken nasıl olurda maymunun kıllı, suratı milyonlarca sene sonra kılsız hale gelmiştir. ingilterede maymun besleyen bir insan maymunun burnunu kendi burnuna benzetmek istemiş, ve estetik cerrahiye gidip maymunun burnuna kemik koyup insan burnu gibi yüksekçe olmasını temin edebilirmisiniz dediğinde, operator doktor onbin sterlin istemiş, o zaman ingiliz demek benim burnum onbin sterlin şeklinde hayretini bildirmiş.

Organların nasıl meydana geldiğini araştıran, henüz bu hususta tatminkar bir ip ucu bulamayan ilim adamları maymundan başkalaşarak insan olmasını ciddi bulmuyor ve eğlendirici yönüyle ele alıyor, ve diyor ki acaba maymundan Darwin'mi yoksa Darwin'den maymun mu oldu... tesadüf edince aklımıza şöyle bir misal geliyor, tavla zarlarının altı yüzü vardır... her yüzünde rakamları ifade eden delikler bulunur, bu rakamlar birden altıya kadardır... şimdi elimize bir tane zar alıp dört gelemsini isteyerek atsak altıda bir ihtimalle bu istediğimiz gerçekleşebilir... şayet birinci atışta hemen dört gelirse buna tesadüf denir... şimdi iki tane zar alsak bu sefer ikisinin aynı anda dört gelemsini isteyerek atsak... bu otuzaltıda bir ihtimal vardır... eğer bu iki zarı iki defa atıp her seferinde dört getrimek istesek bu sefer ihtimal 1296 da birdir... eğer zarları dört defa atıp her seferinde yine dört getirmek istesek ihtimal 36 üzeri dört yani 1. 679. 616 da biridr... artık ihtimaller milyonların üzerine çıktığına göre, bu deneye daha fazla devam etmeden hemen söyleyelim ki: bir hayvanın vücudunda bulunan yüzden fazal kemik milyarlarca türlü olabilirken... birbirlerine uygun olarak ölçülü bir şekilde teşekkül etmesi ve bir maymun meydana getirmesi tesadüf olabilir mi ?...

Üstelik birde maymunların sayısını düşününüz... bu kadar kemik bu kadar maymunda aynı şekil alması tassavur edilemeyecek kadar büyük bir rakamla ifade edilebilen ihtimallerden biridir... bir başka misal: içinde birden ona kadar numara bulunan bir torba düşününüz... bu torbadan sadece 5 numarayı çekmek istesek ihtimal onda birdir... bu sefer numaraları birden ona kadar sırasıyla çekmek istesek ihtimal bu sefer 10 milyarda birdir... bir maymunun iskeleti bir makine gibi monte edilmiyor, onun başlangıcı bir hücredir ve kemiklerde bir yerinde teşekkül etmeye başlar, zamanla gelişir ve son şeklini alarak iskelet meydana çıkar.

Medeniyet, ayrıca var olan ilim asla bir maymun yapamaz... yapsa da robot olur, ona sıcak ruhunu veremez... öyle ise maymunu yapan o kudret tesadüfe müsade etmez... tesadüf diyenler de Allah'ın sıfatlarını bilmiyor, yada kavarayamıyor demektir.

Bir misal daha verelim... karşımıza on tane maymun alalım... bunların değişik birer kemiği olsun, mesela birincinin burnundaki bir kemik... ikincisinin kafasında... üçüncünün bacağında, ve böylece her birinde bir kemik noksan... bu maymunları karşımıza dizelim on adet noksan ve değişik kemikleri de bir torbaya koyalım... maymunlar teker teker gelsinler, torbadan birer kemik çekip tekrar torbaya baksınlar... biz istiyoruz ki her maymun kendi noksan kemiğini bulsun... çünkü dünyadaki bütün maymunların kemikleri ne noksandır nede değişik. Maymunların kendi noksan kemiklerini ilk çekişte bulma ihtimali on milyarda birdir. Bir maymunun pek çok kemiği vardır şimdi hesabımızı yüz maymunda yüz adet değişik kemikle yapalım yine her maymunun kendi noksan kemiğini bulma ihtimali yüz üzeri yüz... yani yüz sayısını kendisiyle 100 defa çarpılmasıyla çıkan çok büyük bir sayıdır... aklın idrak edemediği kağıda sığmayan bu değeri yazmak için 100 rakamının arkasına 200 tane sıfır koyarak buluruz.

Bütün maymunları nazara alarak böyle bir hesap yapsak maymunların tesadüfen meydana gelemsinin imkansızlığı anlaşılır. Bütün insanları ve hayvanları düşünürsek matematik ilmi bunların tesadüfen meydana gelmiş olma ihtimallerini kati olarak reddeder.

Bir hayvan değişerek başka bir hayvan türü tesadüf eseri kesinlike olamaz... evrim teorisini temsil eden tesadüflerin bizim kitabımızda yeri yoktur. Tavuk'mu yumarta dan çıktı... yumurta mı tavuktan şeklinde iğrenç bir soru vardır... biz deriz ki... ister tavuk yumurta dan... isterse yumurta tavuktan çıksın... olayın başlanğıcı hiç değişmez... burası önemli değildir... üzerinde durmamız gereken nokta bunların hangisi önce olursa olsun, yoktan var olmasıdır...

Aslında... aklı, şuuru... dengesi yerinde olan insanlar bu tür soruları sormazlar... burada üzerinde durulması gereken esas nokta birbirinin yoktan var olmasıdır... hangisi önce olursa olsun önemli değildir... bu canlılar bir bütün içinde var olmuşlardır. Biri yaratıldıktan sonra diğerine sebepler perde edilerek vücut verilebilir... mesela köylüler kuluçkalık yumurtaların sallanmasını isterler... derler ki, yumurtayı sallarsanız civciv çıkmaz... köylü tecrübelerine dayanarak bunu söylüyor, öte yandan kabuğu dikkatle kırılıp mikroskopun altında incelenen ve fotoğrafı çekilen yumurta akının çorba gibi karışık olmadığı tespit edilmiştir... pek çok yumurta akı üzerinde yapılan incelemelerde bir harika manzarası görülmüştür.

Yumurtanın içindeki zar, ak kısım ve sarı kısım tesadüfün eline verilemez... kendi kendine olmuştur denilemez, çünkü yumurta içinde harita manzarasının varlığı bir sanatkarı gerekli kılmaktadır... üstelik yüzlerce, hatta binlerce delik vardır yumurtada... bunları biz çıplak gözle güremeyiz, ama gerçekten vardır... kırılan bir kabuğu birgün güneş ışığına doğru tutunuz... yumurta öyle sıradan basit bir varlık değildir... bir hayat gizlidir onun içinde, son derece hassas dengelar vardır... yumurta kelimesini yazmayı çocuklara öğreten öğretmenler varken, tavuğa yumurta yapmasını öğreten yok mu?... bakınız burada dikkat etmeliyiz... insanların yaptığı oyuncak civciv ile yumurtadan çıkan civcivler arsında çok fark vardır... herşeyden evvel biri oyuncak diğeri gerçektir. Yumurtadan çıkan civciv büyüyüp tavuk olursa o da yumurta yapacaktır... halbuki yirminci asrın kimyacıları bir araya gelse, şehir büyüklüğünde bir fabrika kursa, bir yumurta yapamaz.... ilim adamlarının yapamadığı yumurtayı nasıl olur da tabiata tesadüf edebilirsiniz, tabiat denilen tesadüf yaradanın emrindedir. Demek ki tavuğun başlangıcı, yada doğrudan doğruya tavuk olarak yaratılmasında veya yumurtadan meydana gelemsinde aranmalıdır... hangisinin önce olduğu önemli değildir.

Güvercin veya bir kuş çevre şartlarına uymadığı için evrim sonucu tavuk olmuş demek akla ve ilme uygun düşmez. Tavuktan keklik, keklikten Tavuk tesadüf olamaz... ama tavuk kuşlar sınıfındandır. Bununla beraber pek çok tavuk çeşitleri vardır. İşte bizim anladığımız evrim, bir türden başka bir türün meydana gelemesi değildir. Tür için yeni melez ırkların meydana gelmesi şeklindedir, mesela At'tan eşek, Eşek'ten at olmaz... ama At ve Eşekten Katır olabilir... Katır melez bir ırktır, ayrıca kısırdır.

At'ın evrimine gelince... At'ın evrimine 'Hyracotherıum' isimli at... atların babası kabul edilir... bu At'ın nasıl meydana geldiği araştırılıyor... ilk At'ın ön ayaklarında dört parmak var... yani tırnak değil de parmak bulunuyor... fosiller bunu gösteriyor, fakat ön ayakların ikisi birbirine eşitmiş... parmaklar da birbirine benziyor... bu durumda At'ın sol ayağını yapan sağ ayağını biliyordu ki ona göre tanzim edilmiş değil mi... aksi halde parmak dört akıllı insan gibi kafa kafaya verip, bizim bu halimiz... yani At'ın iyi koşmasına uygun değil, 1 ve 4 numaralı parmaklar yukarı çekilsin ortada iki parmak birleşip tırnak olsun... diğerleride bir kenera çekilip istirahat etsin diyemezler... deseler bile her parmaktaki milyonlarca hücre büyük bir tuğay gibi, değişik şekillerde toplanabilmek için elbetteki bir kumandana ihtiyaç gösterir, yani evrimcilerin dediği gibi 'koala'lar evrim sonucu yeni bir karekter kazanıp bu haliyle çevre şartlarına uymayarak kaybolmuş değildir. Öte yandan deriz ki fili, yani 'Miraunga'nın da sayıları gayet azalmıştır... tetbir alınmasaydı bunlarında nesli biterdi. Hamsi ve deniz anası gibi güçsüz hayvanların nesilleri yok olma tehlikesine düşmezken, deniz fili gibi iri ve güçlü bir hayvan neslinin tehlikeye düşmesi, veya yok olmakla burun buruna gelmesi bize bazı gerçekleri fısıldanmıyor mu ?..

Hayat ne kuvvetlinin galip geldiği bir mücadele, ne de tesadüftür... Hamsi insanalara mühim bir gıda olmaktadır. Hamsinin hayatını devam ettiren ise Rezzak'ı Hakiki 'den başkası değildir... bir karınca yuvasında hareket eden binlerce karınca, bir birinin aynısı değildir... insan parmaklarının hiç biri aynı değildir... sağ ayak parmak ile sol ayak parmaklarında ayrıcalıklar vardır...

Sağ göz ile sol göz arasında binlerce fark vardır... ama biz o ayrıcalıkları her zaman göremeyiz... milimetre, mikrometre, yada nano, pikometre ile ifade edilen son derece kücük ayrıcalıklar vardır... bir canlıyı bu kadar hassas dengeler içinde tanzim ederken... kör tesadüf, sağır tabiat bu kadar tıpa tıp benzeyenler arsında bile binlerce ayrıcalıkları koruyamaz... insan eliyle yada robotlar tarafından aynı fabrikada, aynı kalıpta iki arabayı yaptığınız halde arabalar arasında milyonlarca fark ve ayrıcalık vardır... aynı kaplıptan çıkan demir paralar mikroskopta incelendiğince aradaki binlerce fark ortaya çıkmıştır. Demekki sadece doğada, tabiatta değil... bütün kainatta hiç bir cisim, varlık yada canlı tıpa tıp aynı değildir... tek yumurtadan var olan ikizlerde yine aynı şey söz konududur... çıplak gözle göremediğimiz ayrıcalıklar vardır.

Müsade buyurun... 80 bin çeşit kabuklu hayvan, beş bin çeşit derisi dikenliler... ve kırk bin çeşit omurgalı hayvanlar, ve daha nice saymadıklarımız... şimdiye kadar hiçbir sınıf değişerek başka bir sınıfı meydana getirmemiştir. Aralarında ayrıcalıklar olduğu halde ilk defa nasıl yaratıldılarsa yine öyledir... buna rağmen evrimin akışı içinde soyu tükkenen ve soyu hala korunan canlılar hayatını sürdürmektedir. Hayvan türleri hakkında verdiğimiz rakamlar kesin değildir... bir yandan araştırmalar devam etmekte, bir yandan da yeni yeni hayvan türleri bulunmaktadır, bunların bir çoğu okyanus diblerinde yaşarlar.

Öte yandan bitkiler ayrı bir alem... iki ayrı sınıfa ayrılırlar... sporlu bitkiler, tohumlu bitkiler... tohumlu bitkileri bilirsiniz buğday, nohut, kayısı gibi... Mantarlar'da sporlu bitkilerdir.... tohumlu bitkileri tohumsuz bitki şekline sokmak mümkün değildir. Hepsi nasıl yaratılmışsa o şekilde, o halde yaşıyor. Memeli hayvanların en büyüğü denizlerde Balina, karalarda Fil'dir... Bazı balina'ların boyu 30 metre, ağırlığı da 75 tonu bulmaktadır. Memeli sınıfının en küçüğü de Kır faresidir, Kır faresinin boyu hiç bir zaman 5 santimetreyi geçmez. Memeli hayvanların kara ve denizde sayılamayacak kadar çok türü bulunmasına rağmen havada tek temsilcisi yarasa'dır... yarasa uçmasına bakılırsa kuş, fakat esasta hiç te kuşa benzemeyen bir yaratıktır. Bunları bilen ilim adamı düşünür, Eğreti otuna meyve verdiremeyiz, öyleyse Eğreti otunun bünyesine öyle bir nizam konmuş ki bunu değiştiremeyiz. Hiçbir şey başıboş değildir... keyfi ve tesadüf olan hiçbir iş yoktur.

Bir başka soruyu burada tekrarlayacağız, madem ki canlı kendinden bir evvelki canlıdan meydana gelmektedir, öyle ise ilk canlılar nasıl var oldu. Canı veren ve canlıyı yaratan Allah'tır, kainatın tesadüfleri değildir, zira kainatın tümünü yaratan o dur... fakat değişik görüşler ileri sürenlerde vardır, o görüşlere elbette saygı duyarız ancak katılmayız, açık havalarda gece gökyüzünde ışık görürüz ya, yıldız kaydı deriz, ilim adamları demiştir ki Göktaşları üzerinde gelen küçük canlılar, yani mikro organizmalar dünyamızdaki hayatın başlangıcıdır... bunun yanında bazıları da,  atmosfer ötesinde kozmik tozlar üzerinde küçük canlıların gelip dünyamızdaki hayatın başlangıcı olduğunu ileri sürmüştür... bu iddialara ve ihtimallere bugünün ilim adamları şu iki noktayı hatırlatıyor:

1- Gezegenlerden gelen küçük canlılar, yol boyunca karşılaştıkları çok sıcak ve soğuk iklimlere nasıl dayandı... ve sağlıklarını nasıl koruyabildiler...

2- Başka gezegenler, ve bu gezegenlerdeki hayat nasıl meydana geldi...

Göktaşlarını, Kozmik tozları tanzim ve tertip eden usta kimdir... bu görüş hayatın sadece yeryüzünde başladığına dairdir... canlıların meydana gelmesi kadar, onun beslenmesi de önemlidir, ilk canlı kendini besleyen cinsten birşeydi, buna otostrof organizma denir, mesela güneş ışıklarını kullanıp kimyasal reaksiyonla enerji yaptıklarına göre, bunlar otostroftur. Hani websitemizde daha önceki sayfalarımızda buna özümleme demiştik ya... iyi ama canlı nerden geldi, güneş nasıl oldu, ve bunlar arasında hayat bağı nasıl gelişti...

ilk canlı tek veya çok hücreli olabilir, bir hücrenin yapısını hatırlatırsak bunun zar stoplazma çekirdek gibi kısımlardan meydana geldiği, ve golgi cihazı kromozomlar gibi cisim bakımındam küçük... vazife yönünden büyük olan şeylerin bulunduğunu da hatırlayacağız... Kromozomların üzerindeki genleri de unutmamak gerekir, dolaysıyle iç içe girmiş birbiri ile dayanışmalı çalışan aralarında adeta vazife bölümü yapılmış bu kadar kompleks, yani mürekkep varlığı yapan, ve tanzim eden ona hayat veren kimdir... hem dünyamız ile güneş arasındaki mesafe öylesine ayarlanmış ki, ancak bu noktada böylesine canlılar hayat bulabilir... ne ilerde, ne geride... yani hayatın devam etemsi için güneşin mesafesi çok önemlidir. Güneşe Birazcık yaklaşsak yanarız, biraz uzaklaşırsak donarız. Bunlar da bir yana, eğer yerkürenin ekseni 23 derece eğik olmasaydı şu anda böylesine bir dünyada bulunmamız mümkün olmayacaktı.

Biz böylece birkaç misal verdik, herkes bilgisine göre bu misalleri artırarak ilk canlının kendiliğinden var olmayacağını, kendi besinini kendisi temin edemeyeceğini başka misallerle de açıklayabilir. Yukardaki görüş, kompleks bir organizmanın basit çevrelerde başlayıp kendi hayatını devam ettiren otostrof bir varlık olduğunu ileri sürerken... ikinci görüş bunun tamamen tersinedir ki şöyle... hayat cansız bir maddeden meydana gelmiştir, ilk canlı kendi besinini kendisi yapmamıştır... bir başka varlıktan faydalanarak beslenmiştir ki... ilk insanlar, hayvanlar, bakterilerin birçoğu, ve küflerle, mantarlar bu cisimden dir... bunların üzerinden asırlar geçtikçe başkalaşmış evrim tekamüle uğramış, ve canlılaşmış, böylece canlılar alemi başlamış... bu görüşü ele aldığımızda bu sefer maddenin nereden geldiği hususu aklımıza takılıyor... öyle ya... mademki canlılar cansız maddelerin evrimi sonunda meydana çıkmış, o zaman cansız maddeler nereden gelmiş... nasıl organ ve uzuv almış...

Tabii her değişim kainat nizamında bir çözülmeyi ve değişmeyi de berberinde getirmektedir. Kainat asla kendini meydana getirip tanzim edemez, çünkü her tabii değişim muhakkak umumi yapıdan bir parçanın kopması, ve bir değişikliğin yapılması demektir. Bazı hallerde madde deki dönüşüm basitten bileşiğe doğru gitse de bu tertip ve düzen için dah çok parçalanma  gerekmektedir. Öyle ise kainatı ve eşsiz düzeni meydana getirebilecek bir sebebin bulunması lazım geliyor ki bu da madde den münezzeh Allah' tır. Bütün elementlerin atomu kendine has vasıflara sahiptir... demirin oksijenle paslanması mümkün ken, aynı hal Altın da yoktur... öyle ise elementleri farklı karekterlerde yaratan ve aralarına çeşitli kanunları koyan vardır. Kimyacılar da bu kanunları keşfedip ilim sahnesine koymaktadır.

Atomlar titreşirler... elektronlar da atom çekirdeği etrafında süratle dönerler, atomlarda hareket olduğuna göre bir nevi hayat sahibidir... bizde buna enerji diyoruz... zaten madde enerjinin yoğun halidir... cansız denen cisimler... yani Demir, bakır, kurşun, taş ve toprak atomlardan meydana gelmiştir, canlı ve cansız her şeyi meydana getiren elementler de atomlardan meydana gelmiştir... öyle ise bütün canlıların temel unsuru cansız cisimlerdir... kısacası atomlardır. Fakat cansız cisimlerin nasıl meydana geldiğini ve cansız cisimlerdeki enerjinin nasıl vücut bulduğunu söyleyemediğimiz gibi, nasıl oluyorda bu atomlar bir araya gelip canlıların organlarını yapıyor meselesine hiç temas edilmiyor... eğer atomlar başbaşa verip gelin birlik olalım tek hücreli 'Amip' denilen bir hayvan yapalım diyebilselerdi, o zaman atomlar ilim ve sanat bakımından, bugünün en usta kimyacıları daha akıllı ve daha bilgili olmaları gerekirdir... mümkün değil.

Madem ki atomlarda akıl ve ilim yok, öyle ise atomlar kendilerini yaratanın emrinde çalışarak canlıların vücudunda vazife alabiliyor... bunu da bir misal ile açıklamaya çalışalım... Demir, karbon, azot gibi bir kısım elementler canlıların hücrelerinde vazife alabilirken helyum, lityum ve bor gibi elementlere bu hak verilmemiştir... görülüyorki başıboşluk manasında tesadüf ve kendi kendine oluş diye bir hal yoktur. Her şeyde ölçü vardır. Madde ve enerjide ölçü vardır. Güneş sistemi atoma benzer tarzda tanzim edilmiştir... insanın sağ kolu sol kolunun simetriği olarak yapılmıştır... Erzurumdaki kavağın yaprağı İstanbul daki kavağın yaprağına benzetilmemiş... işte bu ölçüler simetrik haller tesadüf kanunlarına şans tanımıyor, ve kendi kendine oluş yoktur... mademki kendi kendine oluş yoktur, bu durumda yaratılış söz konusudur... yani yaratılmıştır... bazıları olduğu gibi yaratılmış, bazılarına evrim süreci tanınmıştır... yaratıkların bir birine tesir etmesi sonucu meydana gelmiştir... doğanın iradesine bırakılmamıştır

                                   Bu sitenin bütün hakları saklıdır - copyright © 2008-2017 - gezmek.org                           

 
to Top of Page