Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Satanizme dikkat...
Ölüm Anında Neler...
İlkel Televizyonlar
Aya Gidildi mi?
Yıldırım gibi Şimşek
Renk Özellikleri
Fotoğraf Çekimi
Tek Hücreden İnsana
Masonluk Nedir
Deyyusu Ekber
Yobazlık
Gerçek Aydın Kimdir
Area 51
Dr. Mehmet Öz
Çocuklarda Cinsellik
Tarla Figürleri
Ateşli Silahlar
 Dia Show Silahlar
Silah Resimleri
Tüfekler
Tabancalar Tüfekler
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri
Tek hücreden gelişen insan... insan ne'den var oldu?    

 

İnsan ne den meydana geldi... insan tek başına yaşayan bir yaratık olmadığından meseleleri tek olarak işlemiyoruz... her meselenin dalı budağı var... biz yine gövdeye sadık kalarak insanın başlangıcı olan tek hücreye dönelim. İnsanın başlangıcı tek hücredir derken bu tek hücre nereden gelmiştir sorusu hemen aklımıza takılıyor, bunu da bir misal ile açıklamaya çalışalım: nikahlanmak üzere olan genç karı koca namzetlerine şöyle bir teklifte bulunabiliriz... "bir kaç aylık bal ayınızı bizim bahçede geçirmenizi rica edeceğiz... istediğiniz gibi gezip tozabilirsiniz... rahat edeceğinizi ümit ederiz, sizden tek ricamız üç ay müddetle sadece ekmek yeyip, su içeceksiniz"... karı koca aramızdaki samimiyeti de hesaba katarak bu teklifimizi kabül etseler, ve bahçemizde kalıp sadece ekmek yeyip su içseler... üç ay sonra genç hanım hamile olduğunu söylediğinde biz yine düşünceye dalıp çocuğun başlangıcı olan tek hücre nereden gelmiştir sorusunun cevabını aramaya koyulacağız...

Karı koca ekmek yeyip su içmişti, bunların ikiside ölü gıdalardı, karı kocanın vücudunda dirildi... kan oldu, protein oldu... sonra hücre oldu, embriyon oldu... sonra saçları oldu, kemik oldu ve çocuk oldu... İsa Aleyhisselamın babasız dünyaya gelmesine aklı yatmayanlar, acaba ölü gıdalardan canlı şeyler meydana gelmesini nasıl izah ediyorlar... kaldı ki ölü gıdalar nereden gelmiştir... bu soruya ilgililer cevap vermeye çalışırken biz devam edelim... çiftlikteki ana baba sadece ekmek yeyip su içtiklerine göre çocuğun vücuduna sebep olan hücre, ekmek ve su ile beslenmiştir... ekmek hamur'dan... hamur, un'dan, un buğday'dan ve buğday da toprak'tan meydana geldiğine göre insanın başlangıç noktası topraktır... yeterki bu izi sürmeye devam edelim biz... topraktan buğday, buğday'dan un, sonra kana karışan ekmek, sonra sperma ile yumurta hücreleri beslendi, ve sonra çocuk gelişti... öyle ise çocuk topraktan geldi... topraktan gelen çocuk yetişkin olunca büyük bir ihtimalle evlenecek, sonra yeni nesillerin türemesine sebep olacak... ve neticede topraktan gelen çocuk birgün er yada geç tekrar toprağına dönecektir.

Var etmek bir kenarda dursun, yok etmekte öyle kolay bir iş değildir... bir kağıt parçasını yakarsınız bir kısmı kül olur, bir kısmı duman şeklinde tekrar havaya karışır... siz kağıdı yok ettim sanırsınız... ancak kağıt sizin elinizden duman şeklinde kurtuldu gitti... atomları asla yok olmadı... orada sadece kimyasal ve fiziksel bir değişme oldu... yanıp kül olan bir kağıdı yok edemediğiniz halde... maddeyi, molekülü, atomları nasıl var edersiniz... işte o konularda yaratan diyorki orası benim uzmanlık alanım... benim işime karışma.

Yok etmek, Var etmek...           

Sırası gelmişken levazye (Lavoisier) -kanununa dokunmak istiyoruz... Levazye hiç bir şeyin yok edilemeyeceğini, hiçbir şeyin de yoktan var edilemeyeceğini söylüyor... Labratuar çalışmalarında bu söz çok doğrudur... çünkü labratuarlarda hiçbir şey yok edilemeyeceği gibi, hiçbir şey de yoktan var edilemez... mesela odunu yakarsanız ısı, ışık, kül, halinde tekrar enerjiye dönüşür... bir kere enerji denilen varlığı siz asla yok edemezsiniz... o ne eder eder elinizden çıkar gider başka safhalarda yeni görevler üstlenir... odun yanar kül olur, ısı olur, hatta ışık olur ve dumanı göğe çıkar... yok ettim, çöpe attım, yada toprağa gömdüm dediğiniz maddeler asırlar sonra petrol olur gaz olur ve tekrar gelir mutfağınızda, odanızda sizden sonraki nesillerin işine yarar... biz o enerji'yi yok edemeyiz..

Enerjiler yok olmazlar sadece şekil değiştir... işte güneşin yok olmaması, sünüp bitmemesi kainattaki enerjilerin belli yerlerde dolaşmaşı ve tekrar belli bir yerde yoğunlaşması demektir... ve yoğunlaşan enerjiler dağlar, taşlar, gezegenler, denizler, yıldızlar, ağaçlar, bitkiler, insanlar halinde tekrar karşımıza çıkıyor... enerji eşittir... taş, toprak, bitki, insan demektir... bunlar yok olmazlar şekil değiştirirler... ölen insan'da yok olmaz, şekil değiştirir, ruhu elinden alınır ve sonra kimyasal atıkları, yani kemikleri tekrar toprağa intikal eder, o kemikler çürüse bile yok olmaz, atomlara dönüşür, sonra o atomlar fizik kanunları çerçevesinde çeşitli aşamalardan geçer yani mutasyonlar sonucu kalsiyum, kireç, mineral, tuz şeklinde bir çiçek kökünden tekrar hayata intikal eder. Ancak biz bütün bu olan bitenleri birgün içinde farkedemeyiz.

Yanıp kül olan odun yok olmazken, ölünce yok olacağını, dağılıp parçalanacağını sanan insanlar yanılmıyor mu... Fizik dersinde sınıf geçecek kadar not alan insanlar nasıl olurda Levazye kanunlarına karşı, aykırı bir iddia da bulunup yok olacaklarına inanırlar. Allah, temel varlıkları temel kaideleri ile yoktan var etmiştir... yanıp kül olan bir madde havada, su'da yada toprak altında başka bir maddenin imdadına yetişir... yoktan var etmiş, sonra bu kainatı belli kanunları içinde kurmuş... dolaysiyle bu kanunlara baş kaldıran yaratıklar iflah olmazlar... kainatı ister bir labratuar kabül ediniz isterseniz bir olay... bunlardan hiç birini yoktan var, varı da yok edemeyiz... temel kanunları kim yoktan var ettiyse ancak o yok edebilir... ve bir gün yok edecek yine O'dur... gerçek ilim onun elindedir... ayrıca ne güzel ilimdir O... ilmi anlayanlar ancak şehvetlenir... ilim hem insanları hem varlıkları şaha kaldırır... yeterki tevazu etmesini bilelim... ve ilmi sevdiklerinle paylaş... ilmin kadrini bilmeyenlere nefes tüketme..

Allah, İbda sıfatı ile demir atomunu belli sayıda ve belli şekillerde yoktan var etmiştir... ve Tahlik sıfatlarıyla bu halin devamını sağlamıştır...Terzik sıfatı ile demir atomunu ıspanağa yedirip onu beslemiştir... bakınız ıspanağa demiri yedirten o Allah... bir başka anlamda diyor ki... sakın ola Demir oldum diye benim kanunlarıma baş kaldırma... birgün gelir seni atomlar halinde ıspanağa yedirtirim... ilim'deki şu anlama dikkat buyurunuz... demir oldum diye sakın gururlanma ıspanağa tevazu et... ve o ıspanak, hiç gururlanmaz, demir maddesini tertemiz alır sizin kan hücrelerinize nakış gibi işler... sizde ondan güç alırsınız, yani demirden sağlık alırsınız... demiri ıspanağa yedirten o yaratan, kanunlarına baş kaldıran insanın topraktaki atıklarını porsuklara, kurtlara, kuşlara yedirtmez mi?... Terzik sıfatıyla demire emreden yaratan, Sun sıfatıyla ıspanağı kuruttuğu gibi... birgün demir atomunu da yok edebilir. İşte Levazye kanunu bu sebeple ele alınırsa doğrudur... Allah'ın yaratması ile kulun yapması arasında dağlar kadar fark vardır... Allah demir atomunu yarattı, kul demirden balta yaptı... araba yaptı... silah yaptı... Allah sinek yaratırken, kul uçak yaptı... uçak yapan insan, sinek kadar küçük, yada dünya kadar büyük uçaklar yapamayacağını anladığı anda, kendi sanatı ile Allah'ın sanatı arasındaki farkı görecektir, acizliğini anlayacaktır. Böylece Allah maddeyi yoktan var eder...varı da yok eder.

Bildiğiniz gibi atmosferin içerisinde dünyamızı çepe çevre kuşatan bir hava tabakası vardır... buna strosfer denir, strosfer içinde bulunan her şeye tabiat dersek, uçağın tabiat içinden çıktığını söyleyebiliriz. Diğer vasıtalar tabiatın içinden nasıl çıktı ise, insan sinek, maymun ve diğer bütün canlılar'da öyle çıkmıştır. Uçak, gemi, tren ve benzeri vasıtalar bütün tabiatın içinden çıkmıştır ama onları tabiat yapmamıştır... kendiliğinden de yapılmamıştır... tesadüfün eli ise bu işe hiç karışmaz... öyle ise nasıl olurda leyleği tabiat yapmıştır... veya kendiliğinden olmuştur... veyahut tesadüfen yapılmıştır diyebilir miyiz?...

1789 Fransa ihtilalinde ayaklanan insanlar kiliselere karşıydı... intikam almak için bir yandan kiliselere fahişe doldururken, öte yandan yeni bir mabut bulmaya çalıştılar... buldukları mabutun ismini Tabiat koydular... 1922 sonrasının Türkiye'si... Avrupaya kaydı... Fransa'yı taklit etmeye başladı. Birçok kanunlar, adaletler, bu arada tabiatçılık da ordan geldi... bunlar okullarda öğretildi... şimdi okullarda tabiatçılık öğretiliyor... okul sınıflarında biyoloji derslerinde öğretmenin biri tabiatı anlatmaya çalışırken... ikinci derse giren Din dersi öğretmeni Allah'ın kainat üzerindeki tasarrufuna işaret ederek hücreyi yaratan Allah'tır, insanın ve bütün canlıların planını çizen o'dur deyince... parmak kaldıran çocuk: 'hocam biyoloji dersindeki öğretmene mi, yoksa size mi inanalım diyor... işte bu çelişki içinde yetişen bir çocuk sınıfı geçse bile ilim adına verimli olamaz.

Avrupa okullarında, bizde gördük durum çok farklıdır... bir kere Avrupa okullarında bizlerde olduğu gibi ezbercilik yoktur... biyoloji olsun, fen olsun, matematik, yada katolik din dersleri olsun... kainat ve tabiat ilimlerine yaklaşım biçimi, bakış açıları bizdekinden çok farklıdır... derslerin içeriği ne olura olsun, öğretmende hür... çocukta hür dür.

Bizdeki kuralların garip tarafı, din dersi öğretmeni sınıftaki çocuklara biyoloji hocası hakkında 'inanmayın ona' derse, suç işlemiş olur... laikliğe aykırı hareketten o hocayı ya mahkemeye sevkederler, yada açığa alırlar... "devletin temel esaslarını değiştirmekten"...diye hakim başlar okumaya... 

Bu yüzden de ülkemizde malesef yeteri kadar buluş yapılamıyor... yüksek teknoloji bu sebeple hayata geçemiyor ülkemizde... çünkü herşey baştan başa ezber veya taklit... çocuk kendine güvenemiyor... Lisede okuyan bir çocuk iki kelimeyi bir araya getiremiyor... daha doğrusu Türkçe bilmiyor çocuk... eğitim konusunda son yıllarda hızlı gelişmeler, reformlar yaşandı... ancak batının hala çok gerisindeyiz... okul ile aile arasındaki bağlar çok zayıf... ülkemizde herşeyden evvel bunların halledilmesi gerekiyor... temel özgürlük ve inanç konusunda bir takım sorunlarımız var... dayatma yöntemi ile çocuk eğitilemiyor malesef...

Örneğin, çocuk Alevi ise okulda alevilik kültürü de alması gerekir... çünkü evde alevi okulda sunni olamaz çocuk... kendine, kültürüne, milletine güvenebilmesi için o çocuğun önündeki duvarları kaldırmanız lazım... sunni ise sunni... alevi ise alevi... Camii ise Camii... Cem evi ise Cem evi... eğitim bir kültürün aynasıdır... kültür ve alt kimlik sorunlarını halledemeyen bir toplum boşuna uğraşmasın, eğitim konularında batı ülkelerine asla yetişemez... çünkü... aradaki mesafeler çok büyüktür.

Türkiye'de biyoloji öğretmeninin anlattığı embiriyo safhaları nedir onu bir görelim...

İnsanlar kadın ve erkek olarak iki kısımdır... savaşlar, fırtınalar ve vahşi hayvanlar gibi bazı hadiseler erkeğin aleyhine gelişşe bile tarih boyunca erkek ve kadın sayısı arasında fazla bir fark görülmüyor... şu sıralarda dünya nüfusu 7 milyar civarlarında olmasına rağmen kadınların erkeklerden sadece 220 milyon fazla olması, kadın erkek nüfusunun lisbeten dengeli yürüdüğünü gösterir... bunu temin edene şükrediyoruz, çünkü kadın erkek arasında denge aşırı dercede bozulacak olursa beklenmedik hadiselerle karşılaşmak mümkündür... anne rahmindeki çocuğun erkek veya kız olmasını temin etmek şimdiye kadar düşünülmedi bile... hatta yakın zamana kadar, doğmamış bir çocuğun erkek veya kız olacağı da bilinmiyordu, bunu bilmek de gaybı bilmek sayılmaz... anne rahmine inen çocuk gayb aleminden çıkmış, alemi şahadet dedikleri görülebilen aleme gelmiştir... ses dalgaları yada röntgenle görmek de çocuğun dünyamızda bulunduğunu gösterir... henüz rahime gelmemiş bir çocuğun erkek mi, kız mı olacağı ilmen kestirilemez, ayrıca çocuğun mutlaka erkek veya kız olması da sağlanamaz.

Sperma ile döl hücrelerinin birleşmesi ve Embriyon safhaları,

Cemiyetin temeli aile, ailenin temeli de karı kocadır... karı kocanın çocukları olunca bunlar: Anne ve Baba ismini alır... çocuğun hayatına başlangıç olan erkek hücresi bir tanedir... buna sperma ismi verilir, kadındaki hücreye, yumarta yerine döl hücresi demek yerinde olur... insan hayatına başlangıç noktası olan sperma sayısı bir defasında 225 milyon kadar rahime iner... bunlar yaklaşık olarak 8 saat döl hücresi arar... arayış içinde bunlardan büyük bir kısmı yolda yada rahimde ölmeye başlar... ancak içlerinde en güçlü olanı döl hücresini bulur... onun içine giren kısa bir zamanda tek hücre haline gelir... ve 15 dakika sonra sürekli bölünerek üremeye başlar... işte bu tek hücreden çok hücreler meydana gelmesi, insan oluncaya kadar geçen zaman ve şekillerin bütününe embriyon safhaları denir.

İç içe giren iki hücrenin içindeki erkek hücre canlılığını korumaktadır... dişi üreme hücresi erkek üreme hücresine kıyasla çok büyüktür... hatta bunu çocukluk safhalarında bile kız çocuklarında görebiliyoruz... onlar bu yüzden çok çabuk ergenlik safhalarına girebiliyorlar... aslında bu eğilim genetik olarak ana rahminde başlıyor... dişi üreme hücresinin kendine has bir çekici kabiliyeti vardır... erkek üreme hücresi ise hareketlidir... dişi üreme hücresi bir köşesinden hafif bir çıkıntı yapar... erkek üreme hücresi gelip buradan içeri girer... hemen dişi hücre erkek hücrenin girdiği yeri kapatır ve başka hücrenin girmesini önler... tek bir hücredeki kabiliyete bakınız... bütün bu işler toplu iğnenin başından çok daha küçük hücrelerde olmaktadır.

200. 000 hücrenin ağırlığı ancak bir gram gelmektedir... bu kadar küçük canlıların bu kadar büyük işler başarması herhalde kendi kabiliyetleri değildir... herşeyden önce böyle küçük canlıların var olması, yeyip içmesi sonra üremek için bu kadar büyük işler başarması sanatkarın hakimiyetini gösterir.

İçerdeki erkek hücre zarrını eritip dişi hücre ile bütünleşir sonra bunlar tek bir hücre haline gelir... işte bu tek hücre hangi canlıya ait ise bu hücrenin çoğalmasından o canlı meydana gelecektir. Döllenmiş tek hücrenin anne rahminde tek bir noktaya tutunması icap eder ki bu noktayı nasıl bulup oraya nasıl tutunur sorusu aklımıza gelir... evliliği aslında hücreler yapıyor... ve sonra üremeye devam eden hücre oraya nasıl tutunur ve anne ile nasıl iletişim başlatır... anne bünyesinde irtibatını nasıl sağlar ve nasıl beslenir... embriyon sonra çocuk şeklini almaya başladığı noktalarda göbek bağı da gelişiyor...  kan dolaşımı anne rahmi içinde yeni gelişen göbek bağından çocuk bünyesine taşınıyor... ayrıca bütün besinler bu kanaldan geliyor... buna embriyo nun birinci safhası olan Morula denir... Morula safhasında kertenkele, at, kuş gibi memeli canlılar sınıfına giren hayvanların hepsi birbirine benzer... bu benzeyiş dıştan dır... hücrelerin içindeki genlerin durumları ve gizli planları bilinse o zaman şu kertenkele'dir denecek, öbürünün'de at olduğu belirtilecektir.

İşte, tesadüf ve kendi kendine oluş saçmalıkları ilmi burada yıkılıyor... Morula safhasında bir birine benzeyen canlılar, bir unutkanlık veya bir yanlışlık sonucu at iken, kuş iken, neden insan olamıyor... yaradanın ilminde at'tan at... ördek'ten ördek... insan'dan insan meydana geliyor... binlerce hücre bir araya gelince bu devrede insan bir dut tanesine benzer, bu dut'un sapı annenin vücuduna irtibatlıdır... göbek bağından gelen gıdalar yavruyu beslemektedir... bütün bu olup bitenlerden annede mutlu, çocukta mutlu dur.

Çocuk belli bir safhadan sonra annenin bütün hislerini ve sıcaklığını anlıyor... annenin ses tellerinden gelen ses dalgalarını, gülücüklerini çocuk zaman zaman alğılıyor... anne üzgün ken üzülüyor... ve bu meziyetler, yetenekler onun hücresine daha önce genetik kodlar şeklinde işlenmişti... öyle bir nizam kurulmuş ki, anne pek çok şey yiyecek, bu yiyecekler vücutta hazmolacak, hazmolmuş gıdaların bir kısmı yavrusuna ayrılacak, o da beslenip doğum gününü bekleyecek.

Allah kimleri nerede besliyor... onun Rezzak sıfatını böylece daha iyi anlıyoruz... Rezzak herşeye rızık veren demek... Samed sıfatı ise her şeyin Allah'a muhtaç olduğunu gösterir, çocuk aslında o küçücük yuvada hem anneye hem Allah'a muhtaçtır, anneye birşey olsa çocuğun istikbali tehlikeye girer... devreye giren Rezzak sıfatı denetiminde Morula safhasında ilerlemeye devam eden bebek futbol topu gibi şekil haline gelirken hücreler peltemsi bir sıvı ifraz eder, bu sıvı hücrelerin ortasındaki boşluğa dolar... bakınız top gibi bir şekil, sonra küçücük hücrelerde ifrazat, ve bu ifrazatı iç boşlukta toplamak... hücrelerin top şeklini alması ve içinin sıvı ile dolması embriyo'nun ikinci safhası olan Blastula'yı meydana getirir... Blastula safhasında bütün canlılar halen bir birine benzer... Sonra Blastula bir yerinde içeri çökmeye başlar... biz bir yerinden diyoruz, fakat nereden çökeceğini hücreler gayet iyi biliyor... acaba bunu kafası, beyni ve ilmi olmayan hücreler nasıl biliyor... yoksa aralarında bilen biri mi var... 'Hey bir numaralı hücre, sen yavaş yavaş kendini içeri çek, etrafındakiler de uygun hareket yapsın' diyebilecek birisi olabilir mi ?..

Öyle ise Blastula nasıl oluyor da bir yerinden içeri çöküyor, ve iki katlı bir kese haline geliyor... hücreler iki katlı kese haline gelince Gastrula ismini alır, ortadaki boşluk mide vazifesini gördüğünden bu isim verilmiştir... süngerler Gastrula safhasında kalmış canlılar dır... demek bir yanda Gastrula safhasına gelince gelişmesi duranlar var... öte yandan gelişmeye devam edip insan veya hayvan şekline gelen de vardır... demekki bir hal mutlaka diğer halin başlangıcı değil, bazı haller hallerin sonu olup bitmiş noktasını göstermesi bakımından dikkatimizi çekiyor...

Gastrula safhasında kalan hayvanların vücudunu teşkil eden hücreler arasında farklılaşma ve iş bölümü yapılmıştır. Fakat dokular yeteri kadar gelişmemiştir. Günümüzdeki iş yerlerinde görev paylaşımı varsa, iş yerini kuran ve işçileri toplayan ve bunlara görev paylaşımı yapan kimselere organizator, kordinator veya benzeri isimler verilir... Gastrula safhasında insan bir boru manzarası arzeder, şimdi buraya göz, kulak gibi cihazlar takılacak... ciğer, kalp gibi harika organlar takılacaktır... bir hücreden pek çok hücreler meydana gelmişti ya... işte bu hücreden meydana gelen diğer hücreler kemik yapısı, kas yapısından farklıdır... damarlar, sinirler daha farklı manzara gösterir... şimdi düşünelim: nasıl oldu da tek hücreden meydana gelen diğer hücreler bu sefer sınıflara dağıldı, her biri başka organlar için farlık görevler aldı... sonunda insanın gören gözü, işiten kulağı, koku alan burnu oldular... görülüyor ki farklılaşmayı ve iş bölümünü takip eden var, yani görev paylaşımı takip ediliyor... görev paylaşımı dokuları, dokular da organları meydana getiriyorlar.

Gastrula safhasında insanın gelişimi bir boru manzarasını arz ediyordu, bu manzara içinde görev alan hücrelerden hangisi diyebilir ki falan numaralı hücre hazırlıklarını tamamlamaya başla, sen göz olacaksın... böyle bir emri veren olsa bile yerine getirecek hücrede göz hekimliği ilmi aramak boşuna bir gayrettir... zira bütün bu emirler daha önce hücrenin DNA moleküllerine şifreler halinde işlenmiştir... kaldı ki göz hekimleri göz yapmıyor, gözü tedavi ediyor... Ebriyo safhalarını anladıkça... insan gibi diğer canlıların teşekkülünü tektik ettikçe Allah'a olan inancımız daha güçleniyor... şükürler olsun... ve Kudret sahibi o ki, bir hücreden pek çok hücre türettiriyor... aynı zamanda onlara hükmediyor. Onlara vazife verdiriyor... bu vazifesini en iyi şekilde yaptırıyor ve sonra onları alıp yerlerine başkalarını gönderiyor... kuşun, timsahın, balığın hakkını kendilerine verdiğine göre Adil'dir... yarattıklarını besleyip, büyüttüğüne bakılırsa Rezzaktır... kendine isyan edenler dahil, çok şeyler bağışladığına göre, Gafuru Rahimdir... hatta bazı güçlü kuvvetli insanlar, eli yüzü düzgün olmasına rağmen şükredecek yerde, daha fazla isyan edip kendilerine güç ve güzellik verenin emirlerine aykırı tutum ve davranış içinde bulunmayı normal gibi sanıyorlar.

Bunlara yinede rızık veren, yine de Kerim'dir, elbetteki kainata hakim olup sebepleri perde yapan mutlak varlık olan Allah'tır. Demekki bizim organlarımızı yapan, kalbimizi göğsümüze takan, anne rahmindeki bütün bebeklerin kalbini yerli yerince takıyor. Bizim yüz şekillerimizi veren yaratan, yer yüzünde benzeri olmayan yeni bir yüz daha yapıyor, birde yüz şekilleri kadar anlayış, karekter ve kavrayış şekilleri ortaya çıkıyor... insan, insanlık aleminin bir hücresi gibi aralarında farklılaşma ve görev paylaşımı meydana geliyor ki, tek hücreden insana geçiş sürecinde hücreler, denge konusunda aynen atomlara ve kainat sistemine benziyor.

Bu sitenin bütün hakları saklıdır © 2008-2017 gezmek.org
 
to Top of Page