Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Engelli Olmak
Korkunç Mantar
Karakter Analizleri
Hipnoz Nedir?
Beden Dili Nedir
11 Eylül'ün Sırları
Ahlak krizleri
Ah O Zor Günler
İzm ve ist' ler...
Yahudilik Nedir?
İmza ve El Yazıları
Mikro Hadiseler
Solak insanlar
Hayat Denklemi
Işıkla karanlık
Nezaket kuralları
Bunları Biliyormuyuz
Deprem Nedir?
Padişahla Vezir
Huzura giden yol
Çatlak Kova
Erkek Çocuk İsimleri
Kız Çocuk İsimleri
Burcumuz ne diyor
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

Mikro hadiseler,

 

Bir çekirdek filizlenince nasıl hücreler, kanallar ve çeşitli dokular meydana geliyorsa aynı şekilde hayatımızda her hareket bir çekirdek gibi gelişir, kainat'ta her şeyin, yani bütün varlıkların bir enerjiden ibaret olduğunu daha evvelki yazılarımızda belirtmiştik... evren'deki bütün elementler, atomlar bir enerjiden var olur, o elementin içinde yada etrafında bütün şekillenmeler yeni hadiseler ortaya çıkarır, onunda kök gibi bir mazisi gövde gibi istikbali vardır... zaman içinde akıp giden her türlü fiziksel yada kimyasal değişmeler de mutlaka bir geçmişe bağlıdır. Bir örnek vermek gerekirse, ağaçtaki hücreleri ve dokuları kendi çekirdekleri yapmıştır diyemeyiz, çünkü çekirdeğin kendisi bir önceki bitkiden meydana gelmiştir, ve bir çekirdekte binlerce hücreyi tek tek işleyemez, o zaman çekirdeğin nereden geldiği anlamamız için, çekirdeğin biolojik izini sürmemiz gerekir, çekirdekte nüfus eden bütün besinler, toprak, ısı ve oksijen'le birlikte biolojik bir tepkimeyi meydana getiriyor... kontrollü yapılan bu tepkime mutlaka bir enerjinin eseridir. 

Bir meyvenin yada bir ağacın çekirdeği kendi 'stoplazma'sını, kromatik ipliklerini ve genlerini meydana gertiremez... bu mümkün değildir... insanların yapamadığını bir çekirdek veya topraktan beklemek kasıtlı iddialara girmeye benzer, eğer bitkilerin tabiat tarafından yapıldığını iddia edersek, kitaplarıda makineler düşünmüş ve yapmıştır deriz... mesela kıymetli bir daktilonun bir başından kağıdı verip diğer başından istediğimiz konuyu, mevzuyu düşünmeden yazmadan her hangi bir makaleyi almak gibi olur, tabiat, bitki yada canlıların baskısı veya makinasıdır, fakat o eserleri tertip eden ve yazan bir muharrir vardır ki, o nun kudretli eli hadiselere nizam verir, ve biz o nizamın bize rastlayan tarafına tesadüf ederiz.

Bir motorda, sırası ile dizilmiş silindirlere yakıtın sıkıştırılması buji'lerin yine tek tek ve belirli aralıklarla sıkıştırılması, yakıtın silindir içinde sıkışması durumunda buji'lerin tek tek ateşlemesi tesadüf kelimesiyle izah edenler çıkabilir... onlar sadece motordaki silindire bakarlar ve görürler ki her şey tam zamanında oluyor, yani ateşleme tesadüf olmuyor... o zaman derlerki bu motor fevkalede bir şey, sıkıştırmayı ve ateşlemeyi tam zamanında yapıyor, bu konuşmayı dinleyen bir motorcu gülecektir... çünkü motordaki her şeyin bir motorcudan yapıldığını, gereken enerjinin verildiği ve motorcu'nun planına göre arabada yüzlerce parçanın bir ahenk içinde çalıştığını bilmektedir.

Eğer bir silindirde yakıtın toplanması, atşlenmesi silindirin aksi istikamete itilmesi, yanmış gazların motordan atılması bir tesadüfse, motorda her parça bir tesadüf eseri çalışıyor ve kocaman araba bir tesadüf eseri yürüyor demek gerekir ki... bu imkansızdır. Kainat nızamını ve bu mizamı yaratanı motorcular ve elektrikçiler daha kolay anlar, onlar enerjinin nasıl bir harekete dönüştüğünü, hareketlerin birbirirne bağlılığını, parçaların birbirinden nasıl zincirleme hareket aldığını, bunların bu şekilde yapıldığını ve bir zamana ayarlandığını bildikleri gibi, kainatta var olan bütün enerjinin bir kaynağı olduğunu biyoloji, fizik, kimya, astronomi ve arkeoloji ilimlerinin izah etmeye çalıştığı olguların hepsinin birer parça olduğunu, bu parçaların bir biri ile ahenk ve kontrollü tepkimelerden meydana geldiğini, ve bütün bu olguların bir tesadüfe bırakılamayacağını da iyi bilir. Kainattaki bu tepkime olayarına yanlış açılardan dalıp kafayı üşüten bilim adamları vardır.

Yerdeki karıncadan gökteki gezegene kadar hey şey enerjiden ibarettir, buz dolabından bir bardak su almak için yerinizden kalkıp yürüyorsunuz, o yürüme anında kaybettiğiniz kalori bir enerjidir, bisiklet sürerken pedalı çeviren bacaklar mutlaka enerji sarfeder, ve sürücü gece karanlıkta kalınca tekere tamas eden dinamo bisiklete elektrik sağlar, o elektriği üreten dinamo'nun enerji kaynağı sizden gelir, ve nihayet insan gücünden üretilen elektrik yolu ışıtır.

Bisikletin dinamosunu yapan mühendise hayretle gıpta eden insanoğlu, dizlerine derman veren o yaradana acaba kaç gün, kaç sefer teşekkur eder... ama o yaradanı anlayan insan, onun kudretini ilmini anlayan insan... kendisini o makinada bir parça bilir, ona göre hareket eder ve kuvvetli bir imana sahip olur. İnsan kainat motorunun bir parçasıdır, ne yaparsa bu motorun nizamına uygun şekilde yapmalıdır, onun emirlerine boyun eğmelidir, ve mutlu günlerinde o yaradana teşekkür etmelidir... şükür etmelidir... Ya Rab, bana el verdin, ayak verdin, göz verdin... kalp verdin, enerji verdin... o enerjide tasarruf etmek birtek senin elindedir... istediğini al... sen yarattın sen al... diyebilen insan muvaffak olur, hastalıkta, kazada, belada korkusuz olur. İnsanoğlu, kendisi bazı şeyleri yapabileceği gibi, kainatın da bir sanatkar tarafından yapıldığını bilmelidir...

İnsan vücudu, hücre tuğlalarından örülmüştür, yetişkin bir insanda ortalama yüz trilyon tuğla, yani hücre vardır, bu hücreler aynı biçimde ve aynı vasıfta degildir, kemiğin hücreleri ayrı, saç hücreleri ayrı, göz hücreleri ayrı ve bütün doku hücreleri ayrı... hücreleri kontrol eden hangi tuğlayı nereye konmasını emreden, hatta onları düzenleyen DNA'dır, ve bir nevi hücrelerin beynidir, insanın genetik özellikleri, karekter yapısı, boy uzunlugu, kemik yapısı, saçı, sakalı, göz rengi, cimsiyeti, kısaca hepsi sifreler halinde DNA bünyesinde nüfus eder, birbirinden farklı özellikler taşıyan hücre tuğlaları bir plan dahilinde, ve bir usta tarafından inşa edilmiştir, siz sadece tek bir hücredeki planı görebilmeniz için elektro mikroskopla o hücreyi milyonlarca kere büyütmeniz lazımdır, büyütseniz bile hücrenin karekterini, aklından geçenleri mikroskopla göremezsiniz, o hücreye yüklenmiş akıl almaz planlar vardır,

İnsanlarda, kalp ve ciğerlerin bir birine yakın bölgede olması bize o plandan bazı ip uçları verdiği gibi herkes te kalp yapısının benzerliği yine bize bazı ip uçları veriyor, ayrıca insan vücudundaki bazı organların simetrik ölçülerle işlev yaptığı gözlenir, madem ölçü vardır, öyle ise vücudu ölçen denetleyen bir mekanızma olması gerekir, daha doğrusu insanın anatomik ve patalojik yapısını, dengesini denetleyen ölçen biri olmalıdır, insan vücudu ölümden sonra cesed ismini alıyor, yaşam onu terketmiş artık, o çürüyebilen bir nesne halini alıyor, insan toprak yada kireç halinde tekrar doğaya entegre oluyor, ama o insanın bilinci nereye gidiyor, ne oluyor ona... o ruh ismini verdiğimiz gözle görülmeyen elle tutulmayan bilinç olgusu nereye gizleniyor...

Bazen avrupa hastanelerinde ölecek kişiyi ruhunu teslim etmeden önce tartarlarmış... acaba ölünce bir ağırlık eksiliyor mu vücuttan diye... hakikaten de insan ölünce, yani ruhunu teslim ettikten sonra vücudu 21 gram eksik tartmış, bu defalarca bilimsel olarak kanıtlanmıştır... şaka değil... hepsinde olmasa bile ölen insanlardan çoğunun cesedinde 21 gram eksilme vardır... bunu kalbin çalışması durunca enerji kaybından vücutta denge ve ağırlık faktorleri değişiyor şeklinde iddilar vardır... ancak kesin bilgilere dayanan bilimsel açıklaması yoktur malesef. Bu şu anlama geliyor... insanda eksilen 21 gram zaten vücutunda daha önce vardı ancak yaşadığı zaman kalp çalışması dolaysıyle teraziler o gizli olan 21 gramı tartamıyor anlamına geliyor. Kalp çalışırken terazinin alğılayamadığı bir ağırlık faktörü var mı acaba insanda... o da 21 gram.

Bazı konularda ilimin yetersiz kaldığı aşikardır... aya gitmek, yıldızları incelemek, hatta galaksi'lerin mesafesini, hatta yaşını ölçmek mümkündür, kainatta bütün hücreler atomlardan meydana gelmiştir, çürüyen insan kendi vücudundan bitkilere, oradan tekrar insanlara, ve hayvanlara intikal etnmektedir, örneğin bir kiraz ağacı dibinde çürüyen her hangi bir ceset, dolaylı yollardan bile olsa, kirazın meyvesine er geç intikal eder, ancak biz o çürüyen vücudu kirazın tadında farkedemeyiz, çünkü kiraz ağacına köklerinden intikal eden esas o çürüyen vücudun atomlarıdır, buna mikro biyolojik arınma, yada inter aksiyonlar- (karşılıklı tesirler) denir, atomun da kendine has bir hayatı vardır, fakat fizik ve kimya bilimleri arasında mütalaa edilen bir maddedir.

Bu durumda, insan vücuduna medde demekte bir hata olmamalıdır... nasıl ki atomun kendine has bir hayatı varsa, hücrenin de bir hayatı vardır, hatta hücre başlı başına ufak bir canlıdır... beslenir, çoğalır, ve tekrar bölünür çoğalmak için... kaba bir ifadeyle bunun adına üreme denir, ve netice de hücreler, yani tuğlalar elimizde, kolumuzda, parmaklarımızda örülmye, bir doku oluşturmaya devam eder... o dokunun nerede ne zaman tamamlanacağı DNA tarafından denetlenir, bunun nizamı canlılığı atomdan farklıdır... DNA kontrolunden çıkan bir hücre vücudun herhangi bir yerinde çoğalmaya, üremeye başlayınca artık vücutta kanser oluşuyor demektir, yani dokunun kontrolsüz büyümesi, Tıp ta kötü huylu tümörde sarcoma adını alan habis tümör 'lerdir, bu hücrelerin vücudun başka bir yerine dağılma eğilimi yüksektir, vücudun başka bir organlarında yeni bir tümör oluşturmak için dağılan hücreler DNA kontrolünden çıkan habis hücrelerdir.

Bu kontrolden çıkma olaylarını normal atomlarda da görmek mümkündür ancak onlarda bazen gravitasyon yani çekme kuvveti sözkonusudur... merkezde pozitif yüklü protonlardan ibaret çekirdek, onun etrafında dönen negatif yüklü elektronlar vardır,  atom çekirdeği etrafında dönen elektron yürüngesine yeni bir elekron ilave edilince, atomun çekim kuvvetine iki elektron birden giriyor demektir... atom kendi nizamı gereği yürüngesinde iki elektronu aynı anda kabul etmez... ve o dışardan gelen elektronu yanındaki en yakın atoma nakleder, bu da kabul etmez, bir yandakine verir... o da kabul etmez... ve elektron yürüngeye girmeye çalışır ama müsade edilmez... bu zincirleme tepkime olayı saniyede milyon hatta milyarlar kere tekrarlanır, ama elektron bir türlü yürüngeye giremez... mesela elektrik akımı bu tepkime olayının en güzel örneğidir,

Bir örnek vermek gerekirse: bir metre boyunda ince bir boruyu düşünelim, borunun içinde yan yana dizili çocukların oynadığı misketler var, boru öyle bir dolu ki, tek bir misket almasına imkan yok, borunun bir ucundan bir adet misket ilave edersek öbür ucundan bir adet misket düşer, elektrik akımı da buna benzer, iletken bir kablo içinde zaten atomlar mevcuttur... orada eksik olan sadece elektrondur, tek bir elektron ilave edilse bile, kablodaki atomlar onu kabul etmeyecek ve yürüngesine almayacaktır, bu şekilde elektron süratle bir yandaki atoma atlayacak, bir bir arkasına atlayan elektrondan kablo içinde bir akım meydana gelecektir, ayrıca bütün atomların etrafında negatif bir elektron dönmektedir, yapısı gereği yürüngesinde birden fazla elektron barındıran atomlar da vardır, yukarda bahsedilen olay hiç değişmez... madde içinde mevcut olan bir atom ne bir fazla ne bir eksik elekrona tahammül edemez... aksi taktirde dengeler bozulur.

Az önce hücre başlı başına bir canldır demiştik, hücrelerden meydana gelen insanın yada canlının hayatı daha başka bir manzara arz eder, burada durum daha karmaşıktır, mesela bir hücre işitmez yada konuşmaz, ama o birçok hücreleri birlikte çalıştıran DNA'nın esiridir... TIP bilimleri hücrenin beyni olan DNA'nın haritasını çıkarmıştır, ama DNA mahiyet itibarı ile bilinmez... TIP henüz onun ruhunu çözememiştir, ancak tezahürleri ile bilinir... bir hücrenin ikiye bölünmesinde önemli görev üstlenen DNA'nın şablon yapılarında hala çözülememiş genetik şifreler vardır çünkü... daha o mertebeye gelmemiştir TIP... zaten psikoloji ruhun kendisi değil, ruhun yaptığı işleri inceleyen bir bilim dalıdır... mesela hafıza, ağrı, sevinç, ıstırap ruhun varlığına delildir... ruh olmasa bunlar olmaz, hayvan ruhu ile insan ruhu arasında büyük farklılık olduğu halde bazı temel özelliklerin aynı olduğu hareket tarzından anlaşılır, insanı farklı kılan akıl ve mantık seviyesi, düşünme kabiliyetidir, nitekim bitkilerinde kendine has bir ruhu olmakla beraber onlarda hayvanlardan geridedir, mesela acıktığı zamanlarda böcekleri kendine yapıştıran, resmen onları yakalayıp yiyen bitki türleri vardır.

Toprak her ne kadar atomlardan meydana gelmiş bir varlık olsa da, onun kollektif çalışmasından değişik bir hayat yapısına sahip olduğunu anlıyoruz, birde kainatın bir mekanizma yapısı, çalışması var ki buradaki enerji ve enerjinin cisimlere, bitkilere, canlılara taksimi, evrim olayları, doğa içinde tüm dengelerin cisimlerin bir ahenk içinde çalışması evreni kuşatan bir hayat halinden bizi haberdar etmektedir. Kainat sonsuz olmadığına göre onun yaratılmış bir şey olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Böylece kainatı bir pramidin tabanına benzetecek olursak bu pramidin sivri ucu atom'dur,  hayat ve ilimde aynı bir madde gibi pramid görüntüsünde dir, pramidin ucundan bakabilenler yaradanın sıfatını görür, pramid'in taban kısmında meşgul olanlar ilimi değişik boyutlarda ele alanlardır. İnsan, ruh ve madde'de yaradanın sıfatları görülebilirse bunların izahı kolaylık kazanır, aksi halde karıncadan gezegenlere kadar tecelli eden kainatın izahi imkansızdır.

                                                                                                                                                     

to Top of Page