Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Satanizme dikkat...
Ölüm Anında Neler...
İlkel Televizyonlar
Aya Gidildi mi?
Yıldırım gibi Şimşek
Renk Özellikleri
Fotoğraf Çekimi
Tek Hücreden İnsana
Masonluk Nedir
Deyyusu Ekber
Yobazlık
Gerçek Aydın Kimdir
Area 51
Dr. Mehmet Öz
Çocuklarda Cinsellik
Tarla Figürleri
Ateşli Silahlar
 Dia Show Silahlar
Silah Resimleri
Tüfekler
Tabancalar Tüfekler
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

Deyyusu Ekber...

Dünyada sevmediğimiz iki millet vardır... hatta ırk desek daha doğru olur... biri araplar, diğeri balkan topraklarında yaşayan, şimdiki yerleşik slav kabileleri... bunların arasında sırp, hırvat, irnek yada ugor kökenli bulgarlar'da var. Bakın bunların isimlerini büyük harflerle yazmaya bile hacet görmedim, çünkü oldu bitti hazetmedim bu ırkları. Onlar da bizi sevmez... hele hele Türk milletini, Atatürk'ü sevmeyen bir çöl bedevisi kendisini kral kabul ediyorsa bunun bir nedeni vardır elbet... oysa ortadoğu ve ırak savaşı dönemlerinde ne kadar dönek oldukları bir kez daha ispatlanmış bir ırk. Aslında "sevmediğimiz ırklar" ifadesi bizim için muğlak bir ifade olur, ancak biz yinede toplum ve milletler üzerinde genelleme yapmadan yaşadığımız ve tanık olduğumuz olaylardan bazı kesitleri sizlerle paylaşacağız...

Şimdi lafı nereye getirmek istiyorum... konuya başlarken önce anavatana tatil yolculuğunu anmadan geçemeyeceğim, bunlar yer etmiş aklımda... yolculuk anıları, ülkemize tatile giderken bizlere en çok zorluk çıkaran polislerinin uyguladığı insanlık dışı muamele, haksız cezalar, ayrıca transit vize ücretiyle insanı adeta çılgına çeviren burokrasi, ailece içinden geçmekte tereddüt ettiğimiz, kominizm dönemlerinden kalma virane ülke bulgaristanı hatırlatıyor bize.

Özellikle rusya yörüngesinde kalan balkan ülkelerinde komünizmin temelini oluşturan sömürüden kaynaklanan eziklik, hatta parasızlık, yüksek rütbeli devlet memurlarının inanılmaz boyutlarda rüşvete yönelmesine neden olmuştur... bunlardan bazılarında avrupa birliğine girme konusunda Türkiye'den daha fazla yol almışken bile, yalancılık ve yolsuzluk kültürü hep böyle devam etmektedir. Bir de yabancı plakalı arabayla transit geçiyorsanız haliniz yaman demektir. Aslında insanlarımız verdikleri paralara acımıyorlar... icabında bir gecede harcanıyor o paralar... ancak karşılığında gördüğünüz insanlık dışı muamele, bırakınız avrupa birliğini, bu ülkelerde yaşanan ortaçağ atmosferini ortadan kaldıracak mekanizmaların bir an evvel devreye girmesini gerektiriyor.

Arap ülkelerine gelince... yüce Arap ırkına mensup peygamber efendimizin mübarek soyundan gelen bir ırk sevilmez mi... görüldüğü gibi İslam Peygamberi başta olmak üzere halifelerin sahabelerin arap olması bu ırkı necip kılmaya yani herkesten üstün yapmaya yetmiştir. Bu yüzyıllar boyu da böyle şişirile şişirile gelmiştir. Bu yüzden osmanlı İmparatorluğu zamanı Araplar necip millet olarak hep üstün kabul edilmiştir... Türkler ezilirken Araplar hep üstün tutulmuştur. Bu arada bütün arap ve balkan ırklarını aynı kefeye koymak ta bir yanılgıdır diye düşünmekteyim. Türk atalarımız orta asya bozkırlarında göçebe bir hayat sürdürmekteyken, dünyada ilim irfan bilen, üreten birkaç toplumdan biriydi araplar... daha doğrusu Türkler yerleşik hayata geçerken oldukça faydalanmışlardır bu uygarlığın meyvelerinden. Ama gerçek bir tarih incelemesi, kronolojik olaylar ve tam anlamıyla dinler incelendiğinde mantık bunun pek doğru olmadığını, hatta tersinin daha doğru olabileceğini öngörmekte gibidir sanki. Ama sonuç ne olursa olsun normal şartlarda biz Türklerin araplara beslediği bir antipati yoktur.

Hollanda'da şimdiye kadar birçok arap ile tanıştım, hepsi de son derece içten ve sıcakkanlı insanlardır. İstisnasız hemen hepsinin islam propagadandası yapması dışında hiçbirinden rahatsızlık duymadım. Hele hele İranlı'lardan asla... bilindiği gibi iran acemdir... buna karşılık afrikanın atlantik sahillerinde yaşayanlar berberlerdir, pakistan'da yaşayanlar pestun veya hint asıllıdırlar. Arap topluluğu arabistan yarımadası'nda, suriye, filistin, ırak, lübnan, mısır, ürdün'de bulunur.... ayrıca bunlar asimile etmeyi ve turist kazıklamayı çok severler. İstisnalar haricinde Türkler'den nefret ettikleri, propağanda değil doğrudur... yaşadığım ülkenin okulunda, işyerinde, çarşıda, pazarda bu gerçeği gözlemlemiş bulunmaktayım.

Yahu insan sevilmez mi, bu nasıl bir mantık?... gibi, bir soru gelebilir aklımıza... evet, severim yaradılanı yaradandan ötürü. Bu söz, Yunus Emre'nin hoşgörü felsefesini de içine alan yüce dinimizin insanlığa sunabildiği fevkalenin fevkinde bir sözüdür. Ancak kadınlarını yabancı bir erkeğe baktı diye, kamera önünde kurşuna dizen kalleş bir toplumun mensuplarını sevmek, bir bakıma... dağdaki terörisitleri de Allah yarattı, o zaman onları da severiz yaradandan ötürü anlayışının yeniden tanımlanması gibi olur. Bu da, kerim olan Rabbine karşı iman eden aklı selim insanların hoşgörü sınırlarını zorlaması demektir. Fakat her halükarda karşılıklı saygı ve sevginin eğemen olduğu toplumlarda insanlar arasındaki hoşgörü ve anlayışın sağlam bir temele ihtiyacı olduğu görülmektedir. Burada önemle dikkat etmemiz gereken husus, çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkları irdelemeden, o toplumların genel ahlak değerlerinin kronik hale getirdigi aykırı davranışlar bütününü önyargılara teslim olmadan değerlendirmemiz gerekir... aksi halde bu değerlendirme genel ırkçılık olarak ortaya çıkar.

Vaktiyle kaldığımız şehirde genelde arap kökenli müslümanların uğradığı bir faslı camiisine arkadaşımı aramak için yolum düşüyor... ortalık kar, kış, soğuktan baston değneklerimi bile tutamıyorum, sol ayağım sakat olduğu için kaygan zeminlerde zorlanıyorum... camii girişinde ayakkabı çıkarmak için küçük bir hol var... orada bir sandalye aradım ... ancak herkes namazda olduğu için kimseden ses çıkmadı... biraz da yorgun ve dalgın olmalıyım ki, bilmeyerek bir kaç adım daha ilerlemişim... bu arada içerden yaşlı bir adam bana doğru açtı ağzını yumdu gözünü... arada bir Hollandaca konuşarak "Siz Türkler hepiniz kafirsiniz"... ve arada bir ekliyor: "siz camii'den, müslümanlıktan ne anlarsınız'' diyor... ayakkabı ile camii'ye girdin, halı kirlendi diye iğrenç hakaretler savuran yaşlı adamın yaptıklarına bakın.

Üç dakika sonra namazı bitiren bütün cemaat başıma birikti, kafa sallayarak manzarayı onaylayanlar da var... ancak aralarında hiç birisinin aklına sormak gelmiyor: 'elinde baston var... kimsin, nesin, problemin, derdin, nedir' diye soran hiç yok... peki sen o hiçbir anlam taşımayan sözleri Türk milletine yönelik sarfederken ülkendeki o Allahu Ekber diye tekbir getirip kadınlara sıkılan kurşunlar ne olacak... ey duyyusu ekber !

Üstelik 'senin ırkın daha elini yıkamayı bilmezken benim atalarım dünyanın en ihtişamlı camii'lerini yaptı' diye cevap veresi geliyor insanın aklına... ancak hal ve tavırlarından yola çıkarak bir kucak sakalla dışarda bir kadın bacağı görse maşallah inşallah diyebilecek kapasistede yaşlı bir adamla tartışmanın bize birşey kazandırmayacağını düşünerek yolumuz ayrılıyor.

Buna benzer pervasız davranışları, hatta tehdit çağrıştıran beyanları balkan ülkelerinde de görmek mümkün... yıl 1989'da kapıkuleden bulgaristana giriş yaparken gördüğümüz muamele akıllara durgunluk verecek cinsten.

Bilindiği gibi o yıllarda iki ülke arasında gerginlik, Türk kökenli soydaşların bulgar hükümeti tarafından Türkiye'ye göçe zorlanmaları ile başlamıştı... bir yandan kapıkulenin öbür tarafından Türkiye'ye toplu göçler devam ederken, bizde bu taraftan bulgaristana giriş yapıyoruz... ağustosun sıcağında 4 saat minibüste bekletilmenin ardından nihayet polislerin bulunduğu kulubelere yaklaşıyoruz... ancak önümüzde giden tek bir arabanın sınırı öbür tarafa geçmesi tam 20 dakika sürüyor... eşi ve çocuklarının gözleri önünde arabasından azarlanarak indirilen genç vatandaşımıza yapılan muameleden 4 saat bekletilmenin sebebi aslında hemen anlaşılıyor... onuru iyice kırılan zavallı vatandaşımız bir yandan polislere ricada bulunurken göz yaşları içinde arabadan inen eşinin 'ne olur bizi bırakın bebek hastalanacak' yalvarışları bizim bulunduğumuz minibüsden net bir şekilde duyuluyor.

Bu iğrenç manzaraya kulübe dışında ayak ayak üstüne oturan polislerin alaylı sözleri Türkiye ile Bulgaristan arasında yaşanan krizin boyutlarını tam anlamıyla ortaya seriyordu... çocuğunun sağlığından endişe eden çaresiz bir bayana yarı Bulgarca yarı Türkçe: "o zaman alda çocuğunu istanbula geri dön" diyen serefsiz polisin tavırlarına ayrıca ironik bir biçimde gülen meslekdaşları: "24 saat sonra belki bizde orda oluruz" şeklinde savaşı ima ederken, insanlıktan payını almamış bulgar polisinin yüreğindeki kin ve nefret duygularına bir anlam vermek mümkün değildi. Sen değil savaşı göze almak... Türkiye ile sidik yarışına bile giremezsin ey aşşağılık bulgar polisi...

Hasret gidermek, sevenlerine kavuşmak için bütün bu olan bitenlere sabırla katlanan milletimize uyguladığınız insanlık ayıbı yllardır hep böyle devam ederken, bir yandan da bulunduğunuz kıytırık ülkenizde gurbetçilerin size rüşvet teklif etmesinden şikayetçiymişsiniz... siz mi gurbetçiyi reşvete alıştırdınız, gurbetçi sizi mi?.. ülkenize giriş yapan bütün arabalardan ciklet, sakız, cikolata almaya bile tenezül ederken, bu rüşvet teklif etme iftirası neyin nesi?.. hani hatırlıyormusun gecenin bir yarısında sizin otoyolunuzda Türkiye'ye doğru ilerlerken konvoyun en arkasından bizi durdurup bir yüklü para istemiştiniz... arabamızda telsiz bulundurma gerekçesi ile biriniz 100 mark isterken, biriniz pasaportumuza el koymayı planladı... en sonunda havadan sudan sebeplerden ceza kesen siz memuru şarlatanlara biz haraç vermede diretince 20 marka razı oldunuz... nihayet 50 mark uzattığımızda... paranın üstünü vermekte üşendiniz, ve sonunda küstahça: 'çek git ulan' burdan diye akıl almaz hakaretler etmiştiniz... gecenin yarısında ortalık öyle ıssız ve karanlıktı ki, aslında ikinizin leşini birden rahatlıkla yere serenler olabilirdi o gün... ancak biz başkaları için bir başkası olduğumuzu göstermek için düşmüyoruz o yollara... ve dileriz hiç bir zaman da olmaz.

İnsanlar niçin yaşarlar, yaşamak direnmek mi... neye karşı?... uslanmak nedir bilmeyen bir zalim dünyaya karşı neyin nesidir bu direnmek?... nasıl bir akıl işidir bu yaşamak işi?.. hatta insan öleceğini bile bile niçin yaşar?.. insanlığı ve yaşamayı anlamsız bulan birisi için saygı, bir yerde goreceli bir kavram mıdır acaba?.. belkide kişiden kişiye değişen bir kavram ki özellikle ikili ilişkiler için oldukça önemlidir. Bir zaman görgü kuralları, aile kuralları ve torlere ile belirlenen saygı şimdi daha kişiselleşmiş sadece çok belirgin toplum kuralları, kişilik ve de niteliklere gösterilen bir olgu şeklini almıştır, bazende sayğının göreceliliği kişinin gafletine neden olur.

Kimileri bunu sadece sizli bizli konuşup 'aman fazla yanaşma' şeklinde karşıdakinin kişiliğine verdiği değeri kaybetmek istemedigini ortaya koyar ki olması gereken de budur. Ancak sosyal olmak için didinip duran topluluklarda saygı dejenere olmaya başlayan bir olgudur. Modern bürokrasi denince dunyada bu işi en iyi kullananlar batı avrupalılar dır... üstelik bu konuda herkese ders verebilirler, örnek almak lazımdır, ancak yozlaştırılınca içinden çıkılmayan bir sisteme dönüyor... doğu avrupa toplumlarında işleyişinin ülkeden ülkeye, kurumdan kuruma değiştiği düşünülürse hipokrasi şeklinde nitelenebilecek bir kavramdır... malesef bunların arasında bazen ülkemizdeki kurumlar da dahildir.

Bugüne kadar Hırvatistan olsun, Sırp yada Bulgaristan olsun, yıllardır devam eden bu çilenin sona erdirilmesi konusunda hükümütemiz nezdinde doğru dürüst bir girişimlerde bulunulmadı. Uzun süredir ortak pazar sıfatıyla anılan, ve ekonomik birlikten çok çok uzakta olan balkan devletlerinin resmen aday olduktan sonra bile sosyal ve ekonomik yapısı Türkiye'nin aksine avrupa birliği ortalamasından çok gerilerde olduğu, ayrıca yolculuk sırasında karşılaştığımız sorunlar, bu ülkelerde yaşanan insanlık ayıbını hala derinlemesine analiz etmemize imkan sağlamaktadır. Yani lafın özü... bu ülkelerde çorba parası, rüşvet çilesi hala devam ediyor.                   

                                                                                                                                                                                                                                                                   

to Top of Page