Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Moda Dünyası
J. Claude Van Damme
Sylvester Stallone
Michael Jackson
Tarkan
Kurtlar Vadisi Pusu
Sibel Can
Fazıl Say
Boğa Festivali
Formula-1 yarışları
Tenis Turnuvaları
Ünlü Filozoflar
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri
   

Fazıl Say

 

Kara Toprak albümü

 

Fazıl Say

Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say 14 Ocak 1970 yılında Ankara”da doğdu. Bence Turkiyenin gelmiş geçmiş en iyi piyano virtuozüdür, verdiği konserlerde en uyuz olduğu şeyin çalan cep telefonları olduğunu söyleyen ünlü müzisyen gerçekten bir konserinde çalan cep telefonlarının kapanması için seyircileri önce uyarmış bakmış ki aldırış eden yok, size bu konser fazla bile gelir diyerek direk çekip gitmiştir... böyle de delikanlı, maço biridir, ayrıca son derece açık sözlüdür. Hayatında belki de dönüm noktası niteliği taşıyan bir yarışmaya girerken ünlü bir eser yerine büyük bir riske girerek ülkesini tanıtmak adına kendi bestelediği 'Nasrettin Hocanın dansları' isimli çalışmasını kullanmıştır, çok iyi bir piyanist olmasının yanında, çokta iyi bir besteci olan Fazıl Say bir birinden güzel eserleri ile klasik muziğimizi, daha doğrusu ülkemizin müzik kalitesini dünyaya tanıtmak adına adeta bir misyonerlik görevi ustlenmiş kişidir.

En son yapılan kıtalar arası yarışmada dünya birincisi olan piyanistimizin yüzlerce bestesi arasında Turkish March, ve Black Earth albümündeki- (Kara Toprak) 'Paganini Variations' gerçekten dinlenmeye değer eserlerdir. Yazar ve müzikolog Ahmet Say”ın oğlu olan Say üç yaşındayken obuacı Ali Kemal Kaya ile ritmik jimnastik ve işitme alıştırmalarına başladı, bir yıl sonra Mithat Fenmen’den aldığı piyano dersleriyle sevgiyi de içeren bir öğrenim sürecine girdi. Fenmen’le sekiz yıl süren bu dönem, piyano, solfej ve teorinin yanı sıra, besteciliğe özendirme çalışmalarını ve konser podyumlarına ısındırma amaçlı küçük dinletileri kapsar.

Mithat Fenmen’in 1982 yılında vefat etmesi üzerine Ankara Devlet Konservatuarı”na giren Fazıl Say, “Özel Statü” olarak nitelenen hızlandırılmış yoğun eğitim çerçevesinde Kamuran Gündemir ile piyano, İlhan Baran ile kompozisyon çalışmıştır. Gündemir, yorum kavrayışı gerektiren yapıtlar üzerinde üst düzey bir değerlendirme ortamı yaratarak öğrencisini yetiştirmiş, İlhan Baran ise ona kompozisyon eğitiminin temeli olan teknik donanımları kazandırmıştır. Donanımların başlıcaları armoni, kontrpuan, form bilgisi, analiz, enstrümantasyon, orkestrasyon, antik modlar, Türk Müziği makamsal ve ritmik sistemleri, caz armonisi ve stil araştırmalarıdır. İlhan Baran, ayrıca çağdaş müzik stilleri çalışması için Ertuğrul Oğuz Fırat”dan yararlanılması nı istemiş ve Fazıl Say, üç yıl Fırat’dan ders almıştır.

1987 yılında konservatuarı bitiren genç piyanist, Almanya’nın DAAD bursuyla bu ülkeye gitmiş, Düsseldorf Müzik Yüksek Okulu’nda ABD”li piyanist David Levine’in öğrencisi olmuştur. Dünyanın önde gelen Schubert yorumcularından olan Levine, “Yaratıcı Yorumculuk” açısından örnek bir piyanisttir. Fazıl Say, piyanist kimliğiyle onu örnek almıştır. 1991 yılında “Konser Piyanisti” diplomasını alan besteci, Berlin”e yerleşerek profesyonel müzik yaşamına atılmıştır. Uluslararası ilk başarısı, Avrupa Birliği’nin düzenlediği Avrupa Piyano Yarışması’nda kazandığı ödül (1991). Aynı yıl Berlin Senfoni Orkestrası”nın kendisine sipariş ettiği konçerto, bu orkestranın eşliğinde kemancı Götz Bernau ve bestecinin solistliğinde dünya prömiyeri olarak seslendirilmiştir. Fazıl Say”ın 1991 – 1995 yılları arasında Almanya’da verdiği konser ve resitaller üzerine basında yayınlanan yazılar, bir kitap oluşturacak sayıdadır.

1994 yılı, piyanist ve bestecimizin kariyerinde bir dönüm noktasıdır: Genç konser artistleri Avrupa Yarışması”nda birinci olduktan sonra, New York”da yapılan kıtalararası yarışmada dünya birinciliğini almış... Radio France Beracasa Vakfı, Paul A. Fish Vakfı, Boston Metamorphos Orkestrası, M. Clairmont Vakfı gibi kuruluşların ödülleriyle onurlandırılması, kariyerini New York’da sürdürmesini sağlamıştır. 1995 yılından günümüze uzanan süreç içinde tırmanışını sürdüren Fazıl Say, Fransa ağırlıkta olmak üzere Avrupa ülkelerinde ve beş kıtada etkinliklerini sürdürmekte, günümüzün önde gelen şef ve orkestraları eşliğinde konserler vermekte, ünlü salonlarda resitaller sunmaktadır. Besteciliği üzerine öncelikle söylenmesi gereken, yazdığı piyano yapıtlarını daha sonra orkestra yapıtlarına dönüştürmesidir. Bu nedenle konçertolarının sayısı giderek artmaktadır.

Fazıl Say, sahnede kendinden geçmiş piyanosunu çalarken, karşısında bizim göremediğimiz birilerini gördüğüne emin olduğum kişidir... piyano çalarken karşısındaki "kişi" ile bazen havadan sudan konuşuyor gibi sanki, bazen çay sohbeti havasına giriyor, arada bir kavga ediyor, sonra barışmak için uğraşıyor, bu arada tek eli havada oluyor, bazen piyanonun üstünde uçan birşeyleri kovalıyor sanki, bazen bütün salon sırasınca havada dolaştırılıp karşıdakine birşeyler gösteriliyor, parmaklar çalarken yüzü zaten şekilden sekile giriyor, kaşlar çatılıyor, bazen gülüyor, arada bir dudak büzüyor, bazen birşeyler mırıldanıyor, piyano başında o kadar şekilden şekile giriyor ki, bir öne bir arkaya hareket ederken "aman şimdi düşecek" hissi yaratıyor... bunlara bir de süper yorumları ve olağanüstü besteleri eklenince, kendini sevdirerek sahneden ayrılıyor.
Fazıl Say yeri asla doldurulamaz bir yetenek, Türkiye'nin gururu olmayı en çok hak edenlerden, 21'ci yüzyılın belkide en iyi klasik müzik yorumcuları arasında gösterilen, müziğinin yanısıra aydın kimliği ve son derece derli toplu düşünceleriyle takdir toplayan, toplaması gereken sanatçımız... ayrıca karakterli bir insan. Yazılarından, roportajlarından ve bugüne kadar altına imzasını attığı bütün işlerden anladığım kadarıyla, müziği gibi kendisi de yürekli ve samimi, bazende piyanodan bağlama sesi çıkarabilen üstün yetenekli bir sanatçımız. Bir zamanlar Türkiye'de kıymetim bilinmezse giderim diyebilen... Osman Yağmurdereli hakkında 'göbeğini kaşıyan adam' şeklinde bir benzetme yaparak magazin haberlerine konu olan sanatçımız.

Her anlamda milyonda birdir kendisi... yeteneği ve zekası zaten tartışılmaz, bunların üstüne kocaman bir de yüreğe sahiptir kendisi, bunu da her geçen gün daha iyi anlıyoruz.... ülkesini gerçekten çok ama çok seven bir insan ki bu sevgi herhangi birinin sahip olduğu ülke sevgisinden çok daha yukarıda bir yerde anlaşılan... çünkü "ben ülkemi seviyorum" demeyi herkes bilir, mühim olan bu ülke için bir şeyler yapabilmek. Fazıl Say üstüne düşeni hatta üstüne düşenden çok daha fazlasını yapıyor... bugün onun yerinde bir başkası olsaydı, "para bende, huzur bende bana ne dünyanın halinden, bana ne Türkiye'den... dokunmayan yılan bin yaşasın" derdi ama demiyor işte çünkü endişesi kendisi için değil o zaten istediği birçok şeyi elde etmiş zaten... endişesi bu ülkenin çocukları, bu ülkenin geleceği, bazıları çok iyi anlıyor onun ne söylemek istediklerini, bazıları da anlamıyor... ya da anlamaya çalışmıyor. Bugün onu anlamayan arkadaşlar da eninde sonunda anlayacaklar... ama umarım onu anladıklarında iş işten geçmemiş olur. 

        

   

Avrupa yarışması

 

Fazıl Say bir bayanla birlikte

                                                                                                                                                   

to Top of Page