Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Dış Ticaret
Turizm Sektörü
Sanayi
Madencilik
Tarım Sektörü
Piyasalar
Borsalar
Döviz kurları
Menkul Kıymetler
Üretim ve Sermaye
Dev Projeler
Nabucco Projesi
İzmit Körfez Köprüsü
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

 

Türkiye'de Para piyasaları

Para piyasası, mali piyasanın bir alt piyasasıdır. Vadesinin kısa olması nedeniyle sermaye piyasasından ayrılmaktadır. Buna göre vadesi 1 yıldan kısa olan fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasalara para piyasası denmektedir. Bu tanımlar dikkate alındığında piyasaları enstrümanlara göre ayırmanın çok da anlamlı olmadığı ortaya çıkacaktır. Zira kamunun ihraç ettiği bir borçlanma senedi vadesine göre sermaye piyasası aracı olabileceği gibi, para piyasası aracı olarak da tanımlanması mümkün olacaktır. Ülkemizdeki para piyasası temel olarak üç ayrı piyasada oluşmuştur. Her üçünün de temel özelliği oldukça kısa vadeli işlemlere konu olmaları ve teminatın genellikle hazine bonosu olmasıdır.

Söz konusu piyasalarda el değiştiren paranın yerel para olmaması durumunda ise, "Para Piyasası" tanımı yerine "döviz Piyasası" kullanılacaktır. Döviz piyasası konumuz olmadığından detaylandırılmayacak olmakla birlikte yine de organize ve tezgah üstü piyasalarda işlem gördüğünün belirtilmesinde yarar görmekteyiz. Para piyasası da tıpkı sermaye piyasası gibi işlemektedir.' Temel fark, sermaye piyasasında enstrümanı ihraç eden bir ihraççı olması bu ihraççıyla doğrudan karşılaşılan birincil piyasayı takiben organize piyasa (Borsa) ya da tezgahüstü piyasa olmasıyken; para piyasasında ihraççı önemini yitirmekte ve paranın el değiştirdiği, fiili piyasa önem kazanmaktadır. Buna göre para piyasasını çok kısa vadeli kaynak kullanım-aktarım piyasası olarak düşünürsek; sistem, oyuncuların karşılaştığı ve teminat karşılığı fonun el değiştirdiği bir şekilde işleyecektir.

Piyasa organize olabileceği gibi, tezgahüstü (organize olmayan) bir formatta da işleyebilir. Piyasa oyuncuları, gösterge kur ve fiyatlarla pazara katılır ve karşı tarafın gösterge kurlarını görürler. Bu kur ve fiyatlar piyasayı oluşturur ve tüm potansiyel katılımcılara mevcut durum ile ilgili bilgi verirler. Ancak katılımcılar fon alım ya da satımına karar verdiklerinde, karşı taraflara konvansiyonel yollarla (Telefon-faks gibi) bilgi geçer ve işlemi gerçekleştirirler. İşlemin gerçekleşmesi esnasında her ne kadar gösterge kurlar önemli olsa da taraflar, işlemin büyüklüğü, piyasadaki belirsizlikler ve ahlaklı ticaret gibi konular nedeniyle nihai kur (firm rate) genellikle farklı olur ve gerçek kur ya da fiyatıdır.

Piyasa katılımcıları bir taraftan kendi durumlarını, ihtiyaçlarını, maliyetlerini ve projeksiyonlarını alarak fiyatlama yapmaya hazırlanırken, diğer yandan da piyasadaki diğer oyuncuların durumlarını dikkate alırlar, sistemin ne derece paraya ihtiyacı olduğunu tespit etmeye çalışırlar. Para piyasası bir telekomünikasyon piyasası olduğundan, genellikle şekli bir borsa olmayacaktır. Zira sistemin üyeleri tarafından kabul edilmiş her katılımcı sisteme girer ve çıkar.

Türkiye'deki para piyasaları Para piyasası, tanımı gereği kısa vadeyi ifade ettiğinden kısa vadeli faiz dalgalanmalarına.karşı riski de yüksektir. Katılımcının bilançosunun iki tarafı da dikkate alındığında aktifindeki hangi kalemi bu piyasadan fonladığı incelenerek risk düzeyi tespit edilebilir. Örneğin bilançodaki bir duran varlığı ya da uzun vadeli bir bonoyu, repo ile fonlamak ciddi bir finansal risk anlamına gelecektir. Dolayısıyla hangi piyasanın tercih edileceği (Sermaye Piyasası - Para Piyasası) şirketten şirkete ve beklentilere göre değişecektir.

MALİ PİYASALAR – Piyasa Kavramı, Çeşitleri ve Özellikleri

Türkiye'de temel olarak üç para piyasası vardır: Bankalararası Piyasa - Merkez Bankası Piyasası - Takasbank Piyasası.

TCMB Para Piyasası: Bu sistemlerden en organize olanı ve en yüksek işlem hacmine sahip olanı TCMB Para Piyasasıdır. Bu piyasada katılımcılar işlemlerini Merkez Bankası üzerinden gerçekleştirmektedirler. Bu durumda Merkez Bankası sistemin kurucusu, işletmecisi, denetleyicisi ve garantörüdür.Piyasa katılımcıları Merkez Bankası'nda teminat tutmak kaydıyla ondan borç alabilir ya da para satabilirler. Söz konusu borçlanma ya da kaynak satışı Merkez Bankası'na yapılıyor gibi görünür. Oysa Merkez Bankası topladığı kaynakları makul bir kar eklemesiyle birlikte fon ihtiyacı olan diğer arcılara satmaktadır. Dolayısıyla aslında kurumlar birbirlerinden borçlanmaktadırlar ancak tüm işlemlerin aracısı Merkez Bankası olduğundan tek muhatap o gibi görünür.

Bu sistemin iyi tarafı, kimin kimden para aldığının belli olmaması; MB'nin tüm taraflar için garantör olması ve oldukça organize olmasıdır. Ancak detaylı düşünüldüğünde, Merkez Bankası'nın tüm taraflara garantör olmasının çok riskli bir iş olacağı farkedilecektir. Dolayısıyla Merkez Bankası kefalet konusunda hassas olacak ve her katılımcıyı aynı kefeye koymayacaktır. Katılımcılar Merkez Bankasının açtığı limit kadar borçlanabilecek ve istediği teminatı yatıracaklardır.

Oldukça organize, büyük, garantili ve düzenli olan bu piyasa sistem katılımcıları tarafından, yaygın olarak kullanılmakla birlikte limit problemleri ve maliyet yüksekliği nedeniyle farklı piyasaları da gündeme getirmiştir.

Takasbank Para Piyasası

Merkez Bankası Para Piyasası birtakım dezavantajlarına rağmen oldukça yaygın bir biçimde kullanılan bir piyasadır. İşlem hacmi büyüdükçe güçlü kurumlar daha da büyük montanları el değiştirmeye başlamış ve piyasa bazı küçük oyuncular için fazla büyük kalmıştır. İMKB' de işlem gören hisselerin büyük bölümünün fiziki olarak saklandığı ve aynı oranda paranın da el değiştirdiği TAKASBANK A.Ş. benzer bir piyasayı, bankalara göre küçük olan aracı kurumlar için düşünmüş ve hayata geçirmiştir: Takasbank Para Piyasası.

Söz konusu piyasa hem atıl fonu bulunan aracı kurumların bu fonu satmasına, hem de MB' den borçlanamayan aracı kurumların borçlanmasına hizmet etmektedir. Yakın dönemde hacmi oldukça genişleyen Takasbank Para Piyasası, bankaların da ilgisini çekmiş ve daha çok katılımcıya hizmet verir hale gelmiştir. TCMB Piyasasına benzer şekilde ve benzer ilkelerle çalışan piyasa, yine tarafların kimliğini saklı tutarak tek muhatap görünür ve teminat esasına dayanır. Oluşan faiz oranı kimi zaman TCMB Piyasasından farklılık gösterse de ciddi bir fark beklenmemelidir.

Piyasa Kavramları, Çeşitleri ve Özellikleri

İktisadi açıdan piyasa, alıcı ve satıcıların birbirleri ile karşılıklı iletişim içinde oldukları ve mübadelenin meydana geldiği bir yerdir. Piyasa çok sayıda alıcı ve satıcının bir araya geldiği yerdir ve organize bir yapıya sahip olması durumunda somut biçimiyle borsa olarak tanımlanır.

Mali Piyasalar, Kurumlar ve Araçları

Bir ülkede fon kullananlar ile fon arz edenler arasında fon akımları düzenleyen kurumlar, akımı sağlayan araç ve gereçler ile bunları düzenleyen hukuki ve idari kurallardan oluşan yapıya mali piyasa denir.

Mali piyasa beş ana unsurdan oluşmaktadır:

- Tasarruf sahipleri (fon arz edenler)
- Yatırımcılar (fon talep edenler)
- Yatırım ve finansman araçları
- Yardımcı kuruluşlar
- Hukuki ve idari düzen

Ekonomi İçerisinde Mali Piyasaların İşlevleri

a) Bir mali sistemde her durumda aşağıdaki eşitlik geçerlidir. Bu durumda her mali sistemde fon fazlası veren birimler ile fon açığı olan birimler sistemin kullanıcıları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Mali sistemin ortaya çıkması ve biçimlenmesi ise borç alanlar (yatırımcılar) ile borç verenler (tasarruf sahipleri) arasında olanaklar ve ihtiyaçlar arasındaki miktar, vade ve diğer koşullardaki uyuşmazlıkları gidermeye yönelik olmuştur.

b) Mali aracılar tamamen bir komisyoncu (agency-broker) gibi borçlunun ihraç ettiği menkul kıymetleri (tahvil, finansman bonosu, hisse senedi vb.) tasarruflarını kullandırmak isteyenlere bir komisyon karşılığı pazarlayarak faaliyet gösterebildikleri gibi, bu menkul kıymetleri portföyünde taşıyarak (broker-dealer) ya da fon açığı olanlara kullandırmak üzere tasarruf sahiplerinden fon sağlamak için onların ihtiyaçlarına uygun enstrümanlar üreterek (vadeli-vadesiz mevduat, mevduat seı1ifikası vb.) de faaliyet gösterebilirler. Buna göre sistemdeki mali aracılar aşağıdaki gibi adlandırılabilirler

- Bankalar - Aracı Kuruluşlar - Yatırım Ortaklıkları - Sosyal Güvenlik Kuruluşları - Sigorta Şirketleri - Kooperatifler - Genel Finans Ortaklıkları

Bankalararası Para Piyasası

Bazı durumlarda piyasa kat.ılımcıları Merkez Bankası Para Piyasası'ndan borçlanmakta güçlük çekerler. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Örneğin bankanın MB nezdindeki borçlanma limiti dolmuş olabilir ya da, yeterli teminatı olmayabilir. Bir diğer neden de maliyetin yükselmesi olarak karşımıza çıkabilir. Bu ve bunun gibi nedenlerden ötürü söz konusu sistemi kullanamayan katılımcılar, diğer piyasa katılımcıları ile doğrudan irtibata geçebilir ve işlem yapabilirler.

Buna göre, bankalara kendi aralarında, güvene ya da karşı tarafın kabul edeceği bir teminata (genellikle hazine bonosu) dayalı olarak borçlanırlar. Ancak bu sistemin garantörü yoktur. Dolayısıyla yine sistem katılımcıları birbirlerinin riskini analiz ederler ve gayri resmi limitler tanırlar. Bu limitler doğrultusunda işlemler yürütülür ve borçlanma sürdürülür.

Borçlanmanın repo şeklinde yapıldığı da görülür. Bu durumda direkt borçlanma yerine tarafların karşı tarafın bonolarını teminat kabul ederek müşteri repo yapan banka konumunda hareket ettikleri gözlemlenecektir. Piyasada taraflar çift taraflı kotasyon verirler. Organize olmayan bir sistemdir. Kotasyondaki alış-satış arasındaki fark karı ifade edecektir. İşlem yapmak için en iyi fiyat veren olmak ya da en iyi karşı tarafı saptamak gerekir. Market Maker, alım ve satımında da en iyi fiyat veren olmaya çalışır, spreadi küçültür.

Para Piyasası Enstrümanları ve Risk

Para piyasasına özgün enstrümanlar olduğunu söylemek güçtür. Ancak, kısa vadeli fon, arz ve talebinin karşılaştığı piyasalar olduğu dikkate alındığında ortaklık ilişkisi ifade eden bir takım enstrümanların kullanılmadığını söyleyebiliriz. Buna göre para piyasasında doğrudan borçlanma kullanılmakta, bunu kolaylaştırmak için de hazine bonosu ve repo işlemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Öte yandan, sıklıkla kullanılmamakla birlikte hisse senetleri de türe v enstrüman ya da teminat olarak kullanılabilmektedir.

Ekonomide Fon Akımları

Mal ve hizmet karşılığı yapılan ödemeler ve borç alma, borç verme, yatırım gibi ekonomik aktiviteler bir ekonomik sistem içinde gerçekleştirilmektedir. Bu aktivitelerden spot olarak gerçekleştirilen mal ve hizmet alım-satımları "reel sektör"ü belirlerken, mali varlık ve yükümlülüklerde ki el değişimleri "mali sektör"ü belirlemektedir.

Vadelerine Göre Mali Piyasalar

ali piyasaları vadelerine göre ikiye ayırmak anlamlı olacaktır. Her ne kadar piyasadaki faiz oranı makro düzeyde çok etkin de olsa, dar anlamda baktığınızda zaten piyasadaki tüm tarafların makro oranı kabullendiklerini ve aşağı yukarı tüm işlemlerin benzer faiz oranlarından gerçekleştiğini görürüz. Buna göre işlemler için mikro düzeyde vade yapısı önemlidir. Vade yapısına göre piyasayı ikiye ayırıyoruz:

Sermaye Piyasası:

Para Piyasası... Bu ayrım ile aslında hemen her ülke ekonomisinde yer alan iki temel piyasayı tanımlamış olduk Sermaye ve para piyasası. Bu piyasalar kimi zaman kolay olduğu için işlem gören enstrümanlara göre tanımlanmaya çalışılırlar ancak doğru ayrım bizim yaptığımız gibi vade bazlı olmalıdır.

Zira bazı enstrümanlar vadelerine göre her iki piyasada birden olabilecektir. Uzun vadeli devlet iç borçlanma senedi sermaye piyasası aracı sayılırken, kısa vadeli borçlanma senetleri yalnızca vadeleri gereği para piyasası enstrümanı olarak tanımlanacaktır. Bu arada kısa vade ve uzun vade ayrımının sorunlu olduğunun farkındayız. Bu o kadar sorunlu bir mevzudur ki, ünlü iktisatçı Keynes dahi; "Üstat, çalışmalarınızda 'uzun vadede sistem dengeye gelir' diyorsunuz, ama .nedir bu uzun vade?" sorusunu biraz Asena vari bir cevap ile; "Uzun vadede siz ve ben ikimiz de ölmüş olacağız" şeklinde yorumlamıştır. Demek ki uzun vade ve kısa vade ayrımları için ciddi bir belirsizlik var. Ancak yine de bu aşamada imdadımıza "resmi görüş" yetişiyor. Her ne kadar vade kavramı yatırımcıya, piyasaya, enstrümana ve ekonomiye göre göreceli de olsa resmi görüşe göre ayrım 1 yıl. O halde 1 yıldan kısa vadeli fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasa para piyasası, 1 yıldan uzun vadeli fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasa ise sermaye piyasasıdır.

Biraz önce bahsi geçmiş bir tanım vardı: Devlet iç borçlanma senetleri. İşte bu o bizim meşhur DİBS. Hani televizyonda ve gazetelerde vatandaş anlamasın diye kullanılan ve "herhalde bu çok mühim birşey, ben zorlamayım nasıl olsa anlamam" dediğimiz stopaj, eurobond, valör var ya, işte onlardan biri. Ama gördüğümüz gibi çok ciddi bir şey değil. Hazinenin iç borçlanma amacıyla sattığı borçlanma senedi, yani tahvil ya da bono.  

Finansal piyasalar

Yukarda da belirttiğimiz gibi bir ülkede fon kullananlar ile arz edenler arasında fon değişimini yada akımını düzenleyen kurumlar, değişimi sağlayan araç ve gereçler ile bunları düzenleyen yasal ve idari kuruluşlardan oluşan yapıya  "finansal ya da mali piyasa" denir. 

Finansal piyasalar, para ve sermaye piyasaları olmak üzere iki gruba  ayrılır. 

A- Para Piyasaları 

Para piyasaları, kısa süreli fonların arz ve talebinin karşılaştığı yada kısa süreli kredi işlemlerinin yapıldığı piyasalardır. Para piyasasından kredi olarak sağlanan fonlar yada borçlar işletme dönen varlıklarının finansmanında kullanılır. Para piyasasının organize olmuş yada örgütlenmiş en belirgin ' kuumu, ticari bankalardır. Ayrıca organize olmamış kurumlar olarak da, kişiler (tefeciler) ve piyasa bankerlik kuruluşları sayılabilir. Ticari bankalar, özellikle senetleri iskonto ederek yada işletmelere. bir yıldan kısa bir süre için süreli krediler açarak, bu piyasada Önemli bir rol oynarlar. Para piyasalarının önemli araçları   da, bankaların müşterilerine açtıkları  kısa süreli krediler ve ticari senetler, poliçe, bono, çek gibi değerlerdir. Bu piyasanın kaynaklarım ise. çeşitli mev­duat oluşturmaktadır. 

B- Sermaye Piyasaları 

Sermaye piyasaları, geniş anlamda fon arz ve talebinin karşı lastiği piyasalardır. Dar kapsamda ise sermaye piyasaları, tasarrufların pay senedi ve tahvil gibi menkul kıymetlere dönüştürüldüğü, bu menkul kıymetlerin de gerektiğinde paraya çevrildiği piyasalar olarak tanımlanabilir. Diğer bir deyişle sermaye piyasası, pay senedi, tahvil ve benzeri menkul kıymetlerin alınıp satıldığı yerlerdir. Pay senedi, tahvil ve benzeri menkul kıymetler, ülkemiz Sermaye Piyasası Kanunu dilinde "'sermaye piyasası araçları" olarak tanımlanır.

Aslında para piyasası ile sermaye piyasasını birbirinden ayırmak zordur. Çünkü kredi arzı ve talebi para piyasasından sermaye piyasasına yada sermaye piyasasından para piyasasına kolayca kayabilir. Diğer bir deyişle para piyasasında faaliyet gösteren  kurumlar, ser­maye piyasasında da faaliyet gösterebilir.

Sermaye piyasası, uzun süreli yatırım ve finansman faaliyetleri ile, bu faaliyetleri yürüten mali aracı kurumları içerir. İşletmeler, fon ihtiyaçlarını karşılamak ve fon fazlalıklarını değerlendirmek için ser­maye piyasasını aracı olarak kullanırlar. Özellikle halka açık anonim şirketler, ihtiyaç duydukları uzun süreli fonları pay senetleri ve tah­viller aracılığı ile sermaye piyasasından sağlamaya çalışırlar (Ülkemizde 1981 yılında çıkarılan 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na göre halka açık anonim şirketler, ortak sayısı 100'ü aşan anonim şirketler olarak tanımlanmıştır). 

Sermaye Piyasası Türleri: 

Sermaye Piyasalarını işlevsellik açısından Birincil Sermaye Pi­yasası ve İkincil Sermaye Piyasası: örgütlenme yada kurumsallık açısından da Organize Olmuş Sermaye Piyasası ve Organize Olmamış Sermaye Piyasası olarak sınıflandırmak olanaklıdır. 

Birincil Sermaye Piyasası 

Birincil piyasalar, hisse senedi ve tahvil gibi menkul değerleri ihraç eden şirketler ile alıcıların yani tasarruf sahiplerinin doğrudan doğruya karşılaştıkları piyasalardır. Buna pay senetleri ile tahvillerin ilk kez sürülüp "ihraç" tan alındığı piyasa da denilebilir. Bu piyasada, dolaşıma ilk kez çıkarılan menkul değerler el değiştirmektedir. Şirket ilk kez çıkardığı pay senedi ya da tahvili doğrudan doğruya yani bir aracı kurum olmadan alıcıya (yatırımcıya) satabileceği gibi bir banka ya da aracı kurum vasıtasıyla da satabilir. 

İkincil Sermaye Piyasası 

Menkul kıymetleri ihraçtan satın alanlar, bunları tekrar paraya çevirmek istediklerinde, pay senetlerini hiçbir zaman, tahvillerde ise vadeden önce bunları ihraç eden kuruluşa satamazlar. Bunları ancak aracı kurumlara, örneğin menkul kıymetler borsasında, satabilirler. İşte ikincil sermaye piyasası, birincil sermaye piyasasına daha önce sunulmuş ve halen dolaşımda olan değerlerin alınıp satıldığı piyasalardır. Bu piyasaların varlığı, yeni ihraç edilen menkul değerlerin piyasaya sunulmasıyla oluşmaz.

İkincil piyasanın en iyi örgütlenmiş şekli menkul kıymet bor­salarıdır. İkinci piyasa, menkul kıymetlerin likiditesini arttırarak bi­rincil piyasaya talep yaratır. Birincil piyasa daha çok sermaye piya­sası bilinciyle, ikincil piyasa ise menkul kıymetler piyasası bilinciyle çalışır. Birincil piyasada uzun vadeli fonların tasarruf sahibinden fir­malara akışı söz konusudur ve birincil piyasada yapılan tahvil ve pay senetleri satış sonucunda firmaya yeni sermaye girer. Oysa ikincil piyasada el değiştiren menkul değerlerden sağlanan fonların bunları çıkaran şirketle bir ilgisi yoktur.

Organize Olmuş Sermaye Piyasası 

Organize olmuş yada örgütlenmiş sermaye piyasaları tesisleri, organları,  üyeleri, kural ve yöntemleri  ile kurumsallaşan piyasalardır. Bu piyasalarda kişiler ve işletmeleri doğrudan doğruya tem-sil eden aracı kuruluşlar, kişi ve işletmeler adına sermaye piyasası kurumlarında, örneğin menkul kıymetler borsasında, işlemleri yürütürler. Sermaye piyasaları kurumları arasında menkul kıymetler borsaları, yatırım bankaları, yatırım ortaklıkları ve yatırım fonları sayılabilir.

Bir ülkede gerçek anlamda bir sermaye piyasasından söz edebilmek için en önemli örgütlenmiş sermaye piyasası kurumlarından birisi menkul  kıymetler  borsalarıdır.  Menkul kıymetler borsaları özellikle büyük şirketlerin yeni çıkardıkları menkul değerlerin halka satılmasın-da önemli rol oynarlar. Bu nedenle menkul kıymetler borsası ve organize olmamış piyasada alınıp satılan menkul kıymetler ikincil sermaye piyasasının en tipik örneğini oluştururlar  Organize olmuş menkul kıy-metler borsalarının en önemli fonksiyonu, menkul değerlerin alım ve satımı için düzenli ve devamlı bir pazar oluşturmasıdır. Burada işlem gören menkul kıymetler, borsaya kayıtlı olan yani borsa koluna alınmış menkul değerlerdir.

İkincil sermaye piyasasının en önemli kurumunu oluşturan menkul kıymetler borsaları, dünyanın birçok sanayileşmiş ülkelerinde faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bunların içerisinde geçmişi ve etkin fonksiyonelliği ile en ünlü olanları Tokyo, Londra ve Newyork menkul kıymetler borsalarıdır. Bizde de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) vardır. 1981yılında yayınlanan 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve 1983 yılında yayınlanan Menkul kıymetler Borsaları Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname ile İstanbul Menkul Kıymetler Borsası 6 Aralık 1985 tarihinde faaliyete geçmiştir. 

Organize Olmamış Sermaye Piyasası 

Organize olmamış sermaye piyasaları, menkul kıymetlerin borsa dışında el değiştirdikleri yerlerdir. Organize edilmiş piyasalarda yani borsalarda sadece borsaya kayıt yada kote ettirilmiş menkul kıymetler işlem görürken; bu piyasalarda gerek borsaya kayıt ettiril­miş gerekse kayıt ettirilmemiş menkul değerler alınıp satılabilir. 

Organize olmamış piyasalarda, işlemler komisyoncu satıcılar, bankerler yada aracı kuruluşlar tarafından yapılır. Bu piyasa; yerel nitelikte menkul kıymetlerin pazarlama şansı olmayan ve borsa masra­flarından kurtulmak amacı güden banka, sigorta ve yatırım şirketleri için önemli bir piyasadır. Ülkemizde bazı bankalar ve banker kuruluşları organize sermaye piyasasında faaliyet göstermeleri yanında, büyük kentlerde açtıkları bürolar, acentalar yada şubeler aracılığı ile organize olmamış piyasa­larda da faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Bankaların Para Yaratması 

Yukarıda ortaya koymaya çalıştığımız şekliyle bankaların temel çalışma prensiple­ri ve özellikle ellerinde tuttukları rezervler, bankaların ekonomide üstlendikleri bir diğer önemli fonksiyonu ortaya koymaktadır.- Para yaratmak. Aslında bankalar, halktan mevduat toplayarak ve topladıkları fonları kredi olarak vererek veya yatı­rımlarında kullanarak para yaratan kurumlardır. Bankalar tarafından kredi işlemleri sonucunda vadesiz mevduat şeklinde yaratılan bu paraya kaydi para adı verilir. Konunun rahat anlaşılabilmesi ve hesaplamaların rahatça takip edilebilmesi için yuvarlak ve örnek olabilecek rakamlarla konuyu incelemeye çalışacağız. Bankala­rın bu fonksiyonunu kavrayabilmek için aşağıdaki senaryoyu göz önünde tutalım. Geçtiğimiz yıl içinde gerçekleştirdiğiniz tasarruf miktarı olan 1 milyar lirayı A bankasına yatırdığınızı kabul edelim.

A bankasının bu paranın 800 milyon lirasını Mehmet'e kredi olarak verdiğini ve Mehmet'in bu parayla Ahmet'ten işletmesi için malzeme satın aldığını, Ahmet'in de bu parayı B bankasında bulunan hesabına ya­tırdığını kabul edelim. B bankasının yatırılan bu 800 milyon liranın 600 milyon li­rası ile Ali'den tahvil satın aldığını, Ali'nin tahvil satarak elde ettiği bu parayı C ban­kasındaki vadesiz mevduat hesabına yatırdığını varsayalım. Dördüncü olarak, C bankasının Hasan'a 400 milyon lira kredi verdiğini, Hasan'ın da bu parayla Ke­mal'den mal satın aldığını, Kemal'in mal satışından elde ettiği söz konusu 400 mil­yon lirayı D bankasındaki vadesiz mevduat hesabına yatırdığını kabul edelim. Ör­nekleri biraz daha uzatırsak işin içinden çıkamayacakmışız gibi gelmesine karşın, hepinizin bildiği üzere gerçek hayatta durum budur. 

Konuyu basitleştirmek açısından bazı varsayımlar yaparak bu süreci daha izle­nir hale getirmek mümkündür. Bu amaçla bankalann toplam rezervlerinin zorun­lu rezervlerden oluştuğunu kabul edebiliriz. Bu varsayımımız gereği, bir banka kendisine yatırılan mevduatın belirli bir oranını zorunlu rezerv olarak ayıracak ve kalanın tamamını kredi olarak verecektir. Yapacağımız bir diğer basitleştirici var­sayım, bankaların verdikleri kredinin aynı miktarda bankacılık sistemine mevduat olarak geri döneceği şeklindedir. Bu varsayımımız gereği, verilen kredilerden nakit şeklinde bir sızıntı bulunmamakta, kredi alan kişi veya kurumlar bu miktarı tek­rar bankacılık sistemine mevduat olarak yatırmaktadırlar. Öte yandan, merkez bankası tarafından belirlenen zorunlu rezerv oranının yüzde 10 olduğunu kabul edeceğiz. 

Bu varsayımlar geçerli iken, A bankasına yatıracağınız 1 milyar liranın, banka­nın bilançosunu nasıl değiştirdiğini T hesapları aracılığı ile takip etmeye çalışalım. Aşağıda yer alan Tablo l6.3'ün a bölümü, A bankasının bilançosunda meydana gelen değişimi göstermektedir. Öncelikle, yatırdığınız 1 milyar lira karşılığında A bankasının size olan mevduat şeklindeki borcu 1 milyar lira artmıştır. Öte yandan ilk aşamada yatırılan söz konusu 1 milyar lira aynı miktarda bankanın rezervleri­ni de arttıracaktır. Söz konusu 1 milyar liralık rezervin yüzde 10'u, yani yüz mil­yon lirası zorunlu olarak tutulması gereken rezervdir. Çünkü banka kendisine ya­tırılan mevduatın yüzde 10'u kadar zorunlu rezerv tutmakla yükümlüdür. Zorun­lu rezerv ayrıldıktan sonra kalan 900 milyon lira ise bu aşamada bankanın elinde serbest rezerv olarak bulunmaktadır. Yaptığımız varsayım gereği banka elinde serbest rezerv tutmadığı için bu miktarın tamamını kredi olarak verecektir. Aslında A bankası açtığı bu kredi ile ekonomide para yaratma süre­cini de başlatmaktadır. 

A bankasından kredi alan müşteri bunu bir şekilde harcayacaktır. Ancak yaptı­ğımız varsayım gereği, bu miktardan nakit şeklinde bir sızıntı olmadığı için, açılan 900 milyon liralık kredi B bankasına mevduat olarak dönmektedir. B bankası elde ettiği bu 900 milyon liralık mevduatın yüzde 10'nu, yani 90 milyon lirasını zorun­lu rezerv olarak ayıracak ve serbest rezerv tutmadığı için kalan 810 milyon lirayı kredi olarak verecektir. Tıpkı yukarıda olduğu gibi, aslında B bankası kredi açarak para yaratma sürecini devam ettirmektedir. 

Yaptığımız varsayım gereği B bankasının açtığı 810 milyon liralık kredi aynı miktarda, örneğin C bankasına mevduat olarak geri dönecek, C bankası da elde et­tiği bu mevduatın yüzde 10'nu, yani 81 milyon lirasını zorunlu rezerv olarak ayır­dıktan sonra geri kalan 729 milyon lirayı kredi olarak verecektir. . Benzer şekilde, açılan 729 milyon liralık kredi bir sonraki aşamada D bankasına mevduat olarak geri döne­cek, banka bu mevduatın 72.9 milyon lirasını zorunlu rezerv olarak ayırdıktan son­ra kalan 656.1 milyon lirasını kredi olarak verecek

Yukarıda ilk dört aşaması özetlenen basitleştirilmiş modelin her aşamasında, bankacılık sistemi kredi açarak vadesiz mevduat yaratmaktadır. Dördüncü aşama sonunda yaratılan ilave mevduat miktarı, A bankasına yatırılan 1 milyar liralık mev­duat da dahil olmak üzere, 3 milyar 439 milyon liradır. Daha önce yaptığımız pa­ra stoku tanımlarını hatırlarsanız, en dar tanımlı para kavramında bile vadesiz mev­duatları para olarak kabul etmiştik. Bu nedenle, bankacılık sistemi her aşamada aç­tığı kredilerle aslında para yaratmaktadır. Bankaların kredi vermek yerine, menkul kıymet satın alarak yatırımda bulunmaları durumunda da yukarıdaki sonuç değiş­meyecektir. Buna göre, bir banka elinde bulunan serbest rezervlerle ister kredi aç­sın, isterse menkul kıymet satın alsın, bunların kaydi para yaratılması üzerindeki etkisi aynı olmaktadır.

                                                                                                                        

to Top of Page