Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Kanser Nedir
DNA Sırları
Enerji ve Atomlar
Gezegenler
Evren ve Biz
Galaksiler
Maymun Teorisi
Elmas Taşı
Dev kamyonlar
Nükleer Enerji
Atom Nedir?
Telefon ve Radyo
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri
      

 

 

 

 

 

 Nükleer Enerji Nedir 

Atomun çekirdeğinden elde edilen bir enerji türüdür... Kütlenin enerjiye dönüşümünü ifade eden, Albert Einstein' a ait olan E=mc² (E: Enerji, m: kütle, c: Işığın sabit hızı) formülü ile ilişkilidir. Bununla beraber, kütle - enerji denklemi, tepkimenin nasıl oluştuğunu açıklamaz, bunu daha doğru olarak nükleer kuvvetler yapar. Nükleer enerjiyi zorlanmış olarak ortaya çıkarmak ve diğer enerji tiplerine dönüştürmek için nükleer reaktörler kullanılır.

Önce tarihine bir göz atalım:

1934'ten başlayarak Avrupa'nın bir çok laboratuvarında sürdürülen araştırmalar sonucunda, 1938'de Alman bilim adamları Hahn ve Strassmann parçalanma tepkimesini buldular... bu yeni olayı Fransa'da, Halban, Joliot-Curie, Kowarski, F. Perrin ekibi, İngiltere'de Frisch, ABD'de Fermi inceledi. 1939'da Fransız ekibi, parçalanma sırasında nötronların dağıldığını ve bunların sayısının zincirleme bir tepkimeyi sürdürmek için yeterli olduğunu gösterdi... bu ekip böyle bir tepkimeyi, bir ağır su ve uranyum bütünü içinde gerçekleştirmek üzere planlar hazırladı.

Savaşlar Fransa'daki araştırmaları durdururken, önce Ingiltere, dah sonra ABD ve Kanada'dakileri hızlandırdı... araştırmalar daha çok atom silahları gerçekleştirme yönünde gelişti ve 16 Temmuz 1945'te ABD deki Yeni Meksika eyaletinde ilk nükleer patlama ve 1945 Ağustosunda Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombaları ile sonçlandı... İlk Nükleer reaktörü O zamanlar atom pili deniyordu... Fermi ekibi 2 Aralık 1942'de Chicago'da gerçekleştirdi... bu, bir grafit ve uranyum istifinden oluşuyordu, parçalanmayla ilk elektrik enerjisi üretimi, 1951'de ABD'de Arco'da oldu ve 1954'de Ruslar Obninsk'de 5000 KW'lık küçük bir santral çalıştırmaya başladı.

ABD'de Nükleer güç ile itmeli bir denizaltı olan Nautilius 1954 Eylülünde hizmete girdi... 1951 ve 1952 de gerçekleştirilen ilk iki ön denemedne sonra uçakla taşınabilir ilk termonükleer bomba 1 Mart 1954'de Amerikalılar'ca Bikini'de başarıyla denendi.
Türkiye'de ilk nükleer çalışma ve araştırmalar 1962'de İstanbul'da Küçükçekmece gölü kıyısında kurulan 1 Mega Wat'lık TR-1 araştırma reaktörüyle başladı. 1980'ler de bu reaktörün gücü 5 Mega Wat'a çıkarıldı (TR-2). 1990'ların sonuna doğru Türkiye'de elektrik enerjisi üretmek üzere Nükleer güç santralı yapımı için çalışmalar sürdürülmektedir.

Nükleer enerji, üç nükleer reaksiyondan biri ile oluşur:

-Füzyon: Atomik parçacıkların birleşme reaksiyonu

-Fisyon: Atom çekirdeğinin zorlanmış olarak parçalanması.

-Yarılanma: Çekirdeğin parçalanarak daha kararlı hale geçmesi. Doğal (yavaş) fisyon (çekirdek parçalanması) olarak da tanımlanabilir.

Nükleer enerji, 1896 yılında Fransız fizikçi Henri Becquerel tarafından kazara, uranyum maddesinin fotoğraf plakaları ile yanyana durması ve karanlıkta yayılan X-Ray ışınlarının farkedilmesi ile keşfedilmiştir.

Uluslararası çevre örgütü Yeşil Barış'ın kurucularından Patrick Moore'a göre, nükleer enerji karbondioksit üretmediği için kömür yakan termik enerjiye göre daha çevreci bir seçenektir. Ancak 30 Nisan 1986'da Ukrayna Çernobil'de nükleer reaktörde meydana gelen kaza ile yeni doğan bir çok cocuk sakat doğmuş, nükleer kalıntıların ürettiği radyoaktif bulut patlamadan sonra tüm Avrupa üzerine yayılmış ve Çernobil'den yaklaşık 1100 km uzaklıktaki İsveç Formsmark Nükleer Reaktöründe çalışan 27 kişinin elbiselerinde radyoaktif parçacıklara rastlanmış ve yapılan araştırmada İsveç'teki reaktörün değil Çernobil'den gelen parçacıklar olduğu tespit edilmiştir.

Aynı şekilde İngiltere'nin Galler bölgesinde kazadan iki hafta sonra saptanan yüksek radyoaktif nedeniyle yeşil alanlara koyun ve sığırların girişi engellenmiştir. Bunun gibi nedenlerle günmüzde dünyanın birçok yerinde ve Türkiye'de de nükleer karşıtı gruplar oluşmuştur. Bunlardan en ünlüleri; Green Peace ve Küresel Eylem Grubu (KEG) 'dir.

Nükleer enerji günümüzün elektrik ihtiyacının yaklaşık %17’sini karşılamaktadır. Bazı ülkeler enerjilerinin büyük bir kısmını nükleer santrallerden üretmektedir. Örneğin Fransa Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verilerine göre elektrik enerjisinin %75′ini nükleer enerjiden sağlamaktadır. Amerika ise toplam enerjisinin %15′ini buradan karşılamakta fakat bazı bölgelerinde santraller daha yoğun biçimde enerji üretimi yapmaktadır. Dünya çapında 400′den fazla nükleer santral bulunmaktadır ve bunların 100′den fazlası sadece Amerika’da yer almaktadır.

Nükleer santral,

Bir veya daha fazla sayıda nükleer reaktörün yakıt olarak radyoaktif maddeleri kullanarak elektrik enerjisinin üretildiği tesisdir. Radyoaktif maddeler kullanılmasından dolayı diğer santrallerden farklı ve daha sıkı güvenlik önlemlerini, teknolojileri içerisinde barındırır.

Çalışma prensibi... Reaktörün kalbinde, elde edilen ısıl enerji suya aktarılır, su almış olduğu bu enerji sebebiyle faz değiştirir ve kızgın buhar haline dönüşür. Elde edilen buhar daha sonra elektrik jeneratörüne bağlı olan buhar türbinine verilir. Su buharı, türbin mili üzerinde bulunan türbin kanatları üzerinden geçerken daha önceden almış olduğu ısıl enerjiyi kullanarak, türbin milini döndürür. Bu mekanik dönme hareketi sonucunda alternatörlerden elektrik elde edilir. Jeneratörde oluşan elektrik ise iletim hatları denilen iletken teller ile kullanılacağı şebekelere gönderilir. Türbinden çıkan, ısıl enerjisi yani sahip olduğu basınç ve sıcaklığı düşmüş olan buhar, tekrar kullanılmak üzere yoğuşturucuda (kondenser) yoğuşturulup su haline dönüştürüldükten sonra, tekrar reaktörün kalbine gönderilir. Yoğuşturucuda su buharının faz değişimini yapabilmek için çevrede bulunan deniz, göl gibi su kaynaklarını soğutucu olarak kullanır.

Nükleer Santraller Nasıl Çalışır:

Bir nükleer santral kurmak için zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyaç vardır. Bu uranyum türleri U-235 başta olmak üzere, U-233, U-238 ve Plütonyum; P-239 ve P-241 maddeleridir. Uranyumun fizyon tepkimesine girerek bölünmesi sonucunda açığa çok yüksek miktarda enerji çıkar. Bu bölünme için, nötronlar yüksek bir hızla uranyum elementinin çekirdeğine çarpar. Bu çarpışma çekirdeğin kararsız hale geçmesine ve sonrasında büyük bir enerji açığa çıkartan fisyon tepkimesine neden olur. Gerçekleşen tetikleyici ilk fisyon tepkimesi sonucunda ortama nötronlar yayılır. Bu nötronlar diğer uranyum çekirdeklerine çarparak fisyonu elementin her atom çekirdeğinde gerçekleştirene kadar devam eder. Ortaya çıkan enerji kontrol edilmediği taktirde ölümcül boyutlardadır. Kontrol etmek için reaktörlerde fazla nötronları tutan ve tepkimeye girmesini engelleyen üniteler vardır. Bu sayede kontrollü bir fisyon tepkimesi zinciri sağlanır.

Nükleer santralin iç yapısına baktığımızda, uranyumun fisyon tepkimesine girmesiyle oluşan enerji su buharının çok yüksek sıcaklıklara kadar ısıtılmasını sağlar. Yüksek sıcaklıktaki buhar, elektrik jeneratörüne bağlı olan türbinlere verilir. Türbin kanatçıklarına çarpan yüksek enerjili buhar, bilinen şekilde türbin şaftını çevirir ve jeneratörün elektrik enerjisi üretmesi sağlanır. Jeneratörde oluşan elektrik ise iletim hatları denilen iletken teller ile kullanılacağı yere gönderilir. Türbinden çıkan basınç ve sıcaklığı düşmüş buhar, tekrar kullanılmak üzere yoğunlaştırıcıya gider ve su haline geldikten sonra tekrar bölünme ile açığa çıkan enerji ile ısıtılıp buhar haline getirilir ve bu döngü sürekli devam eder.

Nükleer reaktör, zincirleme çekirdek tepkimesinin başlatılıp sürekli ve denetimli bir biçimde sürdürüldüğü aygıtlardır. Nükleer reaktörler bazen nükleer enerjiyi başka bir tür enerjiye (genelde elektrik enerjisine) çevrilen santraller olarak kullanılırlar. 2005 itibarıyla dünyada 1100 civarında nükleer reaktör çalışır durumdadır. Bunların yaklaşık 310 tanesi araştırma reaktörüdür. Bunlardan bazıları sanayi ve ilaç için izotop üretiminde bulunmaktadır. 400ü aşkın reaktör denizaltılarla ilgilidir. 440 dolayında reaktör ise elektrik enerjisi üretimine yönelik olarak faaliyet göstermektedir.

Yeryüzündeki en büyük nükleer güç üreticisi ABD'dir ve 1998 yılı itibarıyla 676,70 Twh nükleer enerji üretmektedir. ABD aynı zamanda çalışır durumda olan 104 santral ile en fazla santrale sahip olan ülke konumundadır. İkinci en büyük üretici Fransa'dır ve 1998 itibarıyla 368,40 Twh nükleer enerji üretmektedir. Bu ülkeleri Japonya 306,94 Twh, Almanya 145,20 TWh, Rusya 95,38 Twh, İngiltere 91,14 Twh, Güney Kore 85,19 Twh, Ukrayna 70,64 Twh, İsveç 70,00 Twh, Kanada 67,50 Twh izlemektedir.

Ülke içinde üretilen enerjinin yüzdelere dağılımı açısından bakıldığında 1988 itibarıyla Litvanya toplam enerjisinin %77,21'ini nükleer üretimle karşılarken, bu oran Fransa'da %75,77'dir. Bu ülkeleri %55,16 ile Belçika, %45,75 İsveç, %45,42 Ukrayna, %43,80 Slovakya, %41,50 Bulgaristan, %41,39 Güney Kore, ve %41,07 ile İsviçre izlemektedir. Türkiye'de etkin durumda olan tek nükleer reaktör: Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezinde bulunan TR-2 Araştırma Reaktörüdür.

Yeterli miktarda fizyon reaksiyonu verebilen maddenin, uygun biçimde yerleştirildiği ve bununla da denetim altında zincirleme bir Fizyon reaksiyonunun başlatılıp sürdürülebildiği aygıttır. Ağır çekirdeklerin bölünme ürünleri büyük miktarlarda enerji içerirler. Bu enerji ısıya dönüşerek birçok yüksek-sıcaklıkta gerçekleştirilebilen işlemler için yararlı olur. Ayrıca daha önemlisi bu ısıdan aşırı ısınmış ve yüksek basınçlı su buharı elde etmede yararlanılır. Bununla buhar türbini döndürülerek elektrik üretilir. Bu tür tesisler Nükleer Enerji Santraları adını alırlar. Reaktörlerin çoğu elektrik üretimi için çalışırlar. Bazı küçük boyutlu rektörler nükleer denizaltı gemileri ile su-üstü gemilerinde kullanılır. Reaktör son derece kusursuz biçimde yalıtılmış ve dışarıya radyasyon sızması önlenmiş olmalıdır.

Nükleer santrale sahip ülkeler:  Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Arjantin, Belçika, Birleşik Krallık, Brezilya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti, Ermenistan, Fransa, Finlandiya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Güney Kore, Hindistan,  Hollanda, İsveç, İsviçre, İspanya, Kanada, Litvanya, Macaristan, Meksika, Japonya, Pakistan,  Romanya, Rusya, Slovakya, Slovenya, Çin Cumhuriyeti, Ukrayna. İlk kez veya yeni nükleer santral kurmayı düşünen ülkeler: Türkiye, Azerbaycan, Cezayir, Libya, Mısır, Meksika, Vietnam. Polonya, Endonezya, Kazakistan.

Bazı Nükleer gerçekler...

Kronolojİk olarak nükleer güç reaktörlerini dört nesil oluşturur. Birinci nesil 1970 öncesi doğal uranyum yakıtlı ve zenginleştirme gerektirmeyen reaktörlerden, ikinci nesil ise 1970`lerden itibaren devreye girmiş ve halen çalışmakta olan reaktörlerin büyük çoğunluğunu oluşturan az zenginleştirilmiş uranyum yakıtla çalışan hafif su reaktörlerinden oluşur. Çernobil sonrası reaktörlerin güvenliğini ve ekonomikliğini iyileştirmek için yapılan çalışmalar sonucu 3'cü nesil reaktörler ortaya çıkmaya başlamıştır. 3'cü nesil yaklaşık 2010`dan itibaren devreye girecektir. 4'cü nesil ise 2030`dan sonra devreye alınması düşünülen reaktör projelerini içermektedir.

ABD`nin öncülüğünde 10 üllkeden oluşan Generation IV International Forum grubu, esas bu konularda çalışmaktadır. Dünyada yaklaşık 440 nükleer güç reaktörü, dünya elektrik enerjisi üretiminin yaklaşık yüzde16`sını sağlamaktadır. Bu rakam yaklaşık 20 yıldır aynıdır. Bu tablo, son 20 yılda nükleer elektrik üretiminin, toplam elektrik üretimiyle aynı hızda arttığını gösteriyor. Nükleer elektrik üretiminin yarıdan fazlası Kuzey Amerika ve Batı Avrupa`da gerçekleşiyor. Üretimin sadece yüzde 10`u gelişmekte olan ülkelerde. Ancak enerji talebinin hızla artması bu ülkelerin yakın gelecekte paylarını arttırmalarını gerektiriyor. Gelişmiş ülkelerde elektrik üretiminin önemli bir bölümü nükleer kökenlidir. Bu oran Fransa için yüzde 78, Belçika için yüzde 58, Japonya için yüzde 35, Almanya için yüzde 30, İngiltere için yüzde 23, ABD için yüzde 20, Rusya için yüzde 16, Brezilya için yüzde 4, Hindistan için yüzde 3.7, Çin için yüzde 1.4 dür.

Atom Bombası,
Bir atom bombasında ana tema, fizyon reaksiyonunun çok kısa bir sürede gerçekleştirilmesidir. Atom bombasında biri doğal diğeri yapay olmak üzere iki tür malzeme kullanılır. Bunlardan doğal olanı uranyum, yapay olanı ise plutonyumdur. Atom bombasının yapımında en önemli problemlerden biri kullanılacak olan bu malzemelerin elde edilmesidir. Uranyum tabiatta çok az miktarda bulunur. Bombada kullanılacak olan uranyum'un çok saf olması gerekir, plutonyum ise tabiatta bulunmaz, nükleer reaktörlerden elde edilir. 

Fizyonun başlamasını sağlayacak ilk nötronlar Ra-Be gibi bir nötron kaynağından elde edilir. Fizyon olayında bir atomun parçalanmasından 2 yada 3 tane nötron açığa çıkar. Eğer, ortam şartları elverişli ise parçalanma sonucu oluşan nötronların da, başka atomları parçalamaları ile fizyon reaksiyonu zincirleme olarak devam eder. Zincir reaksiyonunun kendiliğinden ilerlemesi için gerekli şart ise açığa çıkan nötronların kaybolmadan yeni parçalanmaları sağlamasıdır. Nötronların kaybolması, ya ortamda bulunan safsızlıklar (238U gibi) tarafından soğurulması ile yada çeşitli çarpışmalar sonucunda nükleer patlayıcı içinden çıkıp gitmesi ile gerçekleşir. Dolayısıyla, atom bombası yapımında dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biride nötron kayıplarını en aza indirmektir.

Bir nötronun bir atom çekirdeğine çarpması her zaman fizyon ile sonuçlanmaz. Bazen çekirdek nötronu yuttuğu halde bölünmeyebilir. Bazen ise nötron çekirdek tarafından yansıtılabilir. Bu çarpışmalar sonucunda ortamda dolaşan nötron bir miktar enerjisini kaybederek yavaşlar ve fizyon yapma gücü artar. Önemli olan bu nötronun nükleer patlayıcı içinden kaçmadan, fizyon yapıncaya kadar dolaşmasıdır. Bunun için kullanılan patlayıcı maddenin bu dolaşmaya elverişli büyüklükte olması gerekir. İçerisinde başlatılan fizyon reaksiyonun kendi kendine sürebileceği minimum nükleer patlayıcı kütlesine kritik kütle denir.

Netice itibariyle, atom bombası merkezde uranyum veya plutonyum'dan oluşan bir öze sahiptir. Nükleer patlamanın olabilmesi için bu niteliğin kritik kütleden büyük olması gerekir. Ancak, kritik kütlenin üzerindeki maddenin kendiliğinden patlama ihtimali vardır. Bu yüzden patlayıcı maddenin özü, bombaya çeşitli parçalar halinde yerleştirilir. Bomba ateşleneceği zaman bu parçalar bir araya gelip bir küre oluşturmalıdır. Bu parçaların küre şeklinde birleşmelerini sağlamak için trinitrotoluen (TNT, dinamit) kullanılır. Önce TNT patlatılır. Bu patlama sonucunda nükleer kütle bir araya gelir ve asıl patlama daha sonra gerçekleşir. 

Atom bombası ile ilgili ilk çalışmalar Robert J. Oppenheimer öncülüğünde 1942 yılının sonlarında başlamıştır. New Mexico eyaletinin Los Alamos adlı bölgesinde bir “beyin takımı” ile başlayan çalışmalar yaklaşık 3 yıl sonra ürününü verdi. Atom bombasının ilk denemesi 16 Temmuz 1945 günü Meksika sınırına yakın bir çölde (Alamogordo) gerçekleştirildi. Patlamanın şiddeti beklenenden çok fazla olmuştu. Yaklaşık 20.000 ton TNT’nin patlamasına eşit bir etki görüldü. Elde edilen bu başarı üzerine atom bombasının Japonya’nın iki önemli şehrinde kullanılması kararlaştırıldı. 

6 Ağustos 1945 sabahı ilk atom bombası “Enola Gay” isimli bir bombardıman uçağı ile Hiroşima’ya atıldı. Saniyenin onbin de biri kadar kısa bir sürede gerçekleşen patlamanın ilk etkisi gözleri kör eden bir ışık oluşturması ile başladı. Ardından gelen 300.000 derecelik bir ısı etkisi yaklaşık 3 km çapındaki her şeyin yanmasını sağladı. Daha sonra ise patlamanın etkisiyle başlayan ve saatte 1800 km ile esen alev rüzgarı çevredeki bütün binaları dümdüz etti. Ama asıl kalıcı etkiyi patlamadan bir kaç dakika sonra başlayan bir yağmur gerçekleştirdi. Yağmur ile tüm radyoaktif serpintiler bölgeye inmiş oldu. Saniyelerle ölçülebilecek bir zaman dilimi içerisinde Hiroşimayı yok eden bu korkunç bombanın bilançosu yaklaşık 80.000 ölü ve 100.000 yaralı olarak tarih sayfalarında yer almıştır. 

9 Ağustos 1945 günü ise ikinci atom bombası Nagazakiye atıldı. Bu şehirdeki insanların daha önceden uyarılması buradaki ölümlerin daha az olmasını sağladı. Ancak, her iki şehirde radyasyondan kaynaklanan ölümler 15 Ağustos 1945’ten sonra görülmeye başlandı. Gönüllü olarak kurtarma çalışmalarına katılan veya akraba ve dostlarını harabeler içinde arayan bir çok insan farkında olmadan yüksek miktarda radyasyon almışlardı. Radyasyondan kaynaklanan ölümler, bombanın patladığı anda meydana gelen şok, ısı ve yıkım etkisiyle gerçekleşen ölümlerden kat kat daha fazla olmuştur. Bu sonuç, atom bombasının insanlık için ne denli tehlikeli bir silah olduğunu ortaya koymuştur. 

Atom bombası nasıl yapılır: Atom silahlarına sahip olmak isteyen ülkeler bu proje için yaklaşık 50-100 milyar dolar civarında büyük bir yatırım yapmaları gereklidir. Ayrıca çok yetenekli bilim adamları ekibine sahip olmalıdır... Atom bombasına giden yolda ise iki önemli seçenek vardır.

A. Zenginleştirme Tesisi Kurmak.
Bu tesise sahip bir ülke Nükleer santralleri için gerekli olan U235 zenginleştirmesini burada yapar. Nükleer santrale sahip ülkeler yakıt çubuklarını serbest piyasa kurallarına göre temin edebilir. Dünyada şu anda 5-6 ülkede ticari tesis mevcuttur. ABD, Rusya, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan ve Çin'dir. İran, böyle bir tesis kurmuş ve işletmeye başlamıştır. Bu tesisler de topraktan çıkan U238 içinde bulunan % 0.7 oranındaki U235 miktarı %1.5 ile % 4 arasında artırılır. Ve bu malzeme sadece NS için yakıt çubuğu yapımında kullanılır.

Böyle bir tesise sahip bir ülke U235 zenginleştirme oranını %99 seviyesine çıkartıp bu malzemeden direkt Atom Bombası (uranyum bombası) yapabilir.

B. Plütonyumu Ayırmak.
İkinci yol ise biraz farklıdır. Nükleer santrallerden çıkan kullanılmış yakıt çubukları içinde tabiatta bulunmayan Plütonyum (Pu 239) elementi teşekkül etmiştir. Yakıt çubukları içindeki oranı yüzde %0.6 civarıdır. İşte zenginleştirme tesisinde bu maddeyi ayrıştırıp 8 kg civarında elde edilince aslında orta büyüklükte bir atom bombası (plütonyum bombası) yapılabilir. 100 tonluk bir yakıt çubuk içinde 600 kg Plütonyum bulunur. Ancak her iki tipteki bombayı patlatacak mekanizma ise ayrı bir teknolojidır, ayrıca çok ciddi araştırmalar gereklidir, ve kimse bu bilgileri satmaz. Ve en son aşama ise bombanın başarılı bir şekilde denenmesidir.

ikinci Dünya Savaşında ön plana çıkan diğer bir malzeme de özel üretilen benzindir. Savaş süresince Amerikan petrol endüstrisi rezervlerindeki tüm benzini kullanmışlardı. Aynı zamanda Almanya ve Japonya karşıtları 1940'da katalitik reformlama yöntemini geliştirerek yüksek oktanlı benzin elde etmişler, daha sonra aynı yöntemle TNT yapımında kullanılan tolueni üretmişlerdir. 1900'lü yıllarda bilim dünyası atomu incelemeye almıştır. Einstein'ın ünlü kütle-enerji eşitliği (E=mc²) maddenin yüksek enerjiye sahip olduğunu belirtir. Bunu kendilerine ışık olarak alan bilimciler 1939'da uranyum atomlarını bölmeyi becermiş, bir kısım bilim adamı ise zincirleme reaksiyonlarını gerçekleştirmeye çalışmışlardır. 1942'de Fermi ve arkadaşları zincir reaksiyonunu gerçekleştirmeyi başarmıştır. Bu başarı atom bombasını mümkün kılmıştır ve Manhattan Projesi yürütülmeye başlamıştır.

Atom bombası  için yeterli derecede hızlı fizyona uğrayan sadece belirli izotoplar vardır. Uranyum-235 (uranyumun sadece yüzde %0.7 kadarı U-235'dir) ve plütonyum iki muhtemel izotoplar olmuşlardır. Bununla beraber her iki element çok nadir bulunabilir ve çok az sayıda laboratuarda üretilebilmektedir. Örneğin 1942'de sadece 1mg Plütonyum bulunmaktadır.

1942'nin sonlarına doğru general Leslie R.Groves , Du Pont firmasına plütonyum üretim fabrikası kurarak işletmelerini ister. Firma , bu teklifi kabul eder fakat asıl senaryo'yu bilmemektedir. Sonraki üç yıl boyunca kimya mühendisleri bu fabrikayı kurmak, işletmek ve kontrolünü sağlamak için çalışmışlardır. ikinci Dünya Savaşı boyunca Amerika kendi mühendislerini birçok alanda çalıştırmış ve yeni işletmeler yaptırmıştır. Ordu, atom bombası  fikrini teoriye döken fizikçiler ve üç sene boyunca tesis kurmaya çalışan DuPont firmasıyla bu proje üzerinde çok çalışmıştır. Hiç denenmemesi gereken bir tasarı için bu kadar zaman, para ve emek harcamak Amerika için zor olmamıştır. Ikinci Dünya Savaşının sonuna doğru savaş Amerika'nın lehine dönmektedir fakat Japonlar teslim olmayı kesinlikle düşünmemektedir.

Dolayısıyla Japonya'nın işgali, yüksek can kaybı olmasına rağmen Amerika açısından gerekli görülmüştür. Bu koşullarda Amerika, atom bombasını, savaşı sona erdirebilecek bir etken olarak görmye başlamıştır. Amerikan yönetiminde Japonların tek bir bombayla yıldırılamayacağı düşüncesi hakimdir. Bu nedenle çok kısa aralıklarla iki hatta daha çok bomba kullanılması düşünülmüştür. 6 Ağustos 1945 sabahı 8:15'de Japonya'nın en güçlü askeri merkezlerinden olan Hiroşima'ya "küçük çocuk"adı verilen uranyum bombası atılır. Hiroşima bir anda kül yığını haline gelince, 3 gün sonra 9 Ağustos 1945'de Nagazaki'ye "şişman adam" adı verilen plütonyum bombası atılır ve Nagazaki yok edilir, İnsanlık tarihinin en kanlı ve yıkıcı çekişmesi olan ikinci Dünya Savaşı 14 Ağustos 1945'de sona ermiş oldu. Eğer Amerikanlar atom bombasını yapmasaydı Japonlara yenilme ihtimali çok büyüktü.

Savaşı, zaferle noktalayan Amerika ve müttefikleri çok coşkuludurlar, müttefik İngiltere'nin başbakanı Winston Churchill şöyle der:"Tanrının da yardımıyla İngiliz ve Amerikan bilimi, Almanların tüm çabalarını geride bıraktı. Almanların atom gücünü ellerinde bulundurmaları savaşın sonucunu değiştirebilirdi. Bu yarış bizi oldukça kaygılandırdı." Amerika başkanı ise şöyle der:" Yapılan şey , tarihte görülen en iyi organize olmuş bilimin sonucudur. Bu sonuca büyük bir baskı altında ulaşıldı ve hataya izin verilmedi. Bu en büyük bilimsel kumar için 2 milyar dolar harcandı ve kazandık."

Ancak Atom çağı bir kere başladıktan sonra durdurulamaz oldu. Atom bombasının insanlar üzerindeki korkunç etkisi göz ardı edilerek, kısa bir süre sonra yeni ve daha güçlü bir silah için çalışmalara başlandı, daha sonra hidrojen bombası yapımına başlandı. Amerika Birleşik Devletleri ikinci Dünya Savaşından sonra eğitime özellikle temel bilimlere olan katkısını arttırmıştır. Çünkü geleceğinin insanların beyninde saklı olduğunun çoktan farkına varmıştır.

Avrupa ise ikinci dünya savaşının yorgunluğundan bir süre daha kurtulamamıştır. Almanya, Nazi yönetimi yüzünden birçok değerli profesörlerini ve bilim adamlarını kaybetmiştir. Olayın Almanya için en kötü olan tarafı, kaçan bilim adamlarının çoğunun onlara daha çok fırsat ve düşünce özgürlüğü veren Amerika ve İngiltere'ye gitmesidir. Aynı şekilde, nükleer kimyada ve uzay bilimlerinde dönemin doruklarında olan Sovyetler Birliğinde bulunan bilim adamları da Stalin'den kaçarak Amerika ve İngiltere'ye sığınmışlardır. Bu durum Amerika'yı daha da güçlendirmiş, bilimde öne geçmelerine neden olmuştur. Bilimsel buluşların sürekli artarak insanların kullanımına sunulmasıyla Amerika'da ekonomi bir anlamda canlanmış , istihdam oranı artmıştır. 

Nükleer silahlar

Nükleer silah deyimi bize, atom çekirdeğini hatırlatmaktadır. Çünkü bir atomun parçalanması yada iki atomun birleşmesi halinde açığa çıkan enerjiden istifade edilerek nükleer silahlar yapılmış ve geliştirilmiştir. Bu enerji, gerçekte çok fazla olsa da faydalanılan kısmı gayet azdır. Fakat bir bombada milyarlarca atom bir anda parçalandığı yada birleştiği için açığa çıkan enerji astronomik rakamlarla konuşulacak düzeye ulaşmakta ve bu enerjiyi anlatacak birim, bildiğimiz ölçülerden farklı, onların dışında bir şey olmaktadır. Bu kısa açıklama,atom ve hidrojen silahlarının ayrı esaslara göre yapıldıklarını ve klasik silahlardan başka nitelikte olduklarını göstermeyecektir. Atom silahları (Nükleer silahlar), fisyon olayından istifade edilerek yapılmıştır. Bu olay, bazı ağır metal (uranyum, plutonyum gibi) atomların nötron bombardımanı sayesinde eşit olmayan iki parçaya ayrılmasıdır. Bu esasa göre yapılan silahlar için enerji birimi kiloton (KT) 1.000 ton, T.N.T (Dinamit) in yıkma gücüne eşit bir basıncın ifadesidir. Hidrojen silahları (Termonükleer silahlar), füsyon olayından faydalanılarak yapılmıştır. Bu olay bazı ağır hidrojen (döteryum, trityum gibi) atomlarının çok şiddetli ısı karşısında birleşmeleridir. (Bu ısıyı ancak bir atom infilakı verebilmektedir). Bu esasa göre yapılan silahlar için kudret birimi megaton 'dur. Megaton 1.000.000 ton T.N.T.nin yıkma gücüne denk bir basınçtır. Gerek atom, gerekse hidrojen silahları infilak ettirildikten sonra yaptıkları etkinin özelliklerinden hiçbir fark göstermediklerinden hepsine birden NÜKLEER SİLAH deyimini kullanmakta bir sakınca yoktur.

B. Atom ve Hidrojen bombaları arasındaki farklar

16 Temmuz 1945'te atılan bomba aslında, ABD'nin yapacağı 1000'in üzerindeki nükleer silah denemelerinin ilkiydi ve patlama plütonyum çekirdeklerinin bölünmesiyle gerçekleşmişti. Uranyum ise 6 Ağustos 1945'te Hiroşima'da "denenmiş oldu"... 60 kilogramlık uranyum çekirdeği bölündü, 140 bin insan kağıt gibi yanarak, bir o kadarı da radyasyon yayılımıyla öldü. Amerika'ya göre deneme "başarılı" olmuştu. Üç gün sonra ikinci yıkım Nagazaki'de yaşandı.

Aslında Nükleer silah geliştirmeye niyetlenen ilk ülke Nazi Almanyası'ydı... ABD'yi atom bombasının yapılması için bir program hazırlamaya iten de Almanya'nın bu niyetinin farkında olan ve aralarında Einstein'ın da bulunduğu bir grup bilim adamlarının kaygılarıydı. Japonya'ya atılan iki bomba, ABD açısından savaşı bitirmenin çok ötesinde işlevler taşıyordu. Bu olgu, bir güç gösterisi, savaşın en büyük mağduru ve asıl galibi olan Sovyetler Birliği'ne yönelik bir gözdağı olmuştu. Ancak ABD'nin bombalar alanındaki üstünlüğü sadece dört yıl sürdü... aradan fazla zaman geçmeden Sovyetler Birliği 1949'da ilk atom bombası denemesini gerçekleştirdi.

Sovyetlerin nükleer denemesinin hemen ardından, Edward Teller, ABD'nin Atom Enerjisi Komisyonu'na hidrojen bombası yapımını önerdi ve bu önerisi, başkanlığını Oppenheimer'ın yaptığı danışma kurulu tarafından reddedildi. Edward Teller, savaş sırasında atom bombası çalışmalarına katılmıştı. Bu arada, boş zamanlarında, tahrip gücü atom bombasından çok daha yüksek olan hidrojen bombası üzerinde kendi başına çalışıyordu. Oysa, zamanında Nazilerin tehdidine karşı atom bombasının gelişimine katkıda bulunan fizikçilerin çoğu, Sovyetler Birliği'ne yönelecek nükleer silahların yapımında çalışmak istemiyordu. Teller, inançlı bir anti-komünist olarak, bütün enerjisini, ABD'nin nükleer silah programlarında aldığı etkin görevlerde kullandı. Oppenheimer ise 1954'te, hakkında yapılan bir güvenlik soruşturması sonucunda, Atom Enerjisi Komisyonu'ndaki görevinden alındı.

1950'de ABD Başkanı Truman, Atom Enerjisi Komisyonu'ndan "nükleer silahların, hidrojen bombası da dahil olmak üzere, her biçimi üzerinde çalışmalara devam edilmesini istedi. Truman'ın emri ve Teller'in çabaları sonucunda, 1952'de ilk hidrojen bombası ABD'de geliştirildi. Bu bomba Hiroşima'ya atılan atom bombasından 700 kat daha güçlüydü. Sovyetler Birliği, bir yıl geçmeden ABD'nin bomba sevincini bir kez daha gölgeledi ve 1953'te ilk hidrojen bombası denemesini gerçekleştirdi.       

Bütün bu silahlar hakkında belirtilmesi gereken başlıca farklılıklar şunlardır;

1. Hidrojen silahları istenilen kudrette yapılabildiği halde, atom silahları için sınırlı kudret söz konusudur.

2. İki silahın etki alanları değişiktir... aynı ağırlıkta olan iki silahtan, hidrojen silahlarının etki alanı yarıçapı atom silahlarının 2,5 katıdır.

C. Nükleer silahlarla klasik silahlar arasındaki farklar, Nükleer silahlarla klasik silahların karşılaştırılması ise bize şu sonuçları vermektedir.

1. Klasik silahlar bir amaç (Yan etkileri hariç) için kullanıldıkları halde, nükleer silahlar aynı anda bir çok etkiyi birden yapabilmektedirler.

2. Klasik silahlarda etki alanı olarak sokak yada binalar kabul edildiği halde, atom bombalarının en küçüğünün (Nominal bomba=20 KT.'luk) etki alanını kilometrelerle ifade etmek gerekmektedir.

3. Klasik silahlarda en ağır etkili bir tahrip bombasının etki süresi saniyenin 1/100'ü olduğu halde nominal atom bombasındaki basınç etki süresi 7/10 saniyedir; nominal bombanın 500 katı olan 10 Mega Tonluk hidrojen bombasında 5 saniyedir.

4. Klasik silahlardan hiç birisinde yokken, nükleer silahların infilakı halinde diğer etkilerle birlikte radyolojik etkileri de ölüm ve hastalık saçar. Ayrıca silahın yerde veya yere yakın infilakında radyoaktif serpinti tehlikesi doğar.

Nükleer Silahların Etkileri

Bir nükleer infilakta, ilk önce silahın kudretine göre yarıçapı değişen bir ateş topu hasıl olur. Ateş topunun merkezindeki ısı, güneşteki ısıdan 2-3 defa daha fazladır. İşte aşağıda incelemeye başlayacağımız bütün etkiler etrafa bu ateş topundan yayılmaktadır. Nükleer silahların etkileri,

1) Ani Etkiler (Isı, Işık, Ani Nükleer Radyasyon ve yüksek Basınç)

2) Kalıntı Etkileri (Radyoaktif Serpinti) olarak ikiye ayrılır. Nükleer infilakın bütün etkilerini 100 kabul edersek, bu etkilerden:

-%35'i Isı (Işık ile birlikte gelmektedir).

-%5i Ani Nükleer Radyasyon

-%45'i Basınç (Blast)

-%15'i Kalıntı Etki (Radyoaktif Serpinti) olarak karşımıza çıkmaktadır.

İlk Denemeler
Amerika Manhatten projesi ile ilk atom denemelerini yaptıktan hemen sonra askeri amaclı ilk atom bombası ikinci dünya savaşına devam eden Japonya’nın direncini kırmak için kullanılmıştı. Tarih 6 Ağustos 1945'de Hiroşima’ya atılan bomba ise Uranyum bombasıdır. Teslim olmayan Japonya’ya ikinci bomba Nagazaki şehrine 6 Ağustos 1945'de atılmıştı... bu bomba ise Plütonyom bombasıdır. Toplam ölü sayısı 250.000 üzerindedir. Daha sonra sırayla; Rusya 1948'de, İngiltere 1952'de, Fransa 1960'da, Çin 1964 Hindistan 1974, Pakistan 1998 yılında ilk denemelerini yaparak Atom Bombasına sahip olduklarını açıklamışlardır. İran ise ne zaman atom bombasına sahip olacağı belli değil... bazı kaynaklar bunu 5 ila 8 yıl arasında belirtiyor. Ancak İran'ın şu anda nükleer enerji konusunda belli bir potansiyele sahip olduğu kesin... bu ülke bugüne kadar 60 milyar dolar yatırım yaptı.                                                                                                 

Dünyadaki nükleer silah, yada Atom bombasına sahip ülkeler şöyle: Amerika 3500 adet, Rusya 2500 adet, Çin 400 adet, Fransa 400 adet, İngiltere 200 adet, Hındistan 35 adet, Pakistan 25 adet,  İsrail 300 adet, Kuzey Kora 15 adet nükleer başlıklı silahlara sahiptirler... bu rakamlar tahmindir.  Nükleer santral bir semboldür. En büyük silah gücünü elinde tutanların sembolü. Atom bombasına sahip olan ülkeler. Şu anda dünya devlerinin en belirgin özelliği tümünün nükleer enerji ve bomba sahibi olmasıdır. ABD, Rusya diyelim, Çin, İngiltere, Fransa gibi. Bu ülkeler Birleşmiş Milletler’de asıl oy hakkı olan ülkelerdir. Diğer ülkeler gibi oyları sıradan değildir. Nükleer enerji santrali olmadan atom bombası yapılamıyor bildiğim kadarıyla. Atom reaktörü içinde zenginleştirme denilen işlem yapılıyor. O yüzden birileri ben enerji üretiyorum diyorsa şüpheyle yaklaşmak lazımdır. 

to Top of Page