Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Kırkpınar Güreşleri
Nevruz Bayramı
Alevilik
Hacı Bektaş Veli
Askerlik
Yunus Emre
Mevlana
Osmanlı Padişahları
Kanuni'nin Metupu
Aşıklık Geleneği
Aşık Tekke Edebiyatı
Pir Sultan Abdal
Köroğlu
Destanlar
M. Kemal Atatürk
Gelenek - Görenekler
Kültürel Takvimler
Nazar ve Büyü
Batıl inançlar
Rüya Nedir
Cin ve Peri Nedir
Halk Müzigi
Sünnet Nedir
Nasrettin Hoca
Kültür Nedir
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

Pir Sultan Abdal,

Pir Sultan Abdal'ın yaşamı üzerine, yazılı kaynaklarda pek bilgi yoktur. Doğum ölüm yılları bile bilinmiyor. Yaşamı üzerine bilgiler, genellikle, kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatıla gelen menkıbelerden, bir de yakınlarının ya da başka ozanların onu anlatan şiirlerinden çıkarılır. Yine de bu yollardan epeyce bilgi edinilmiştir, çünkü Pir Sultan, bağlandığı tarikatın din anlayışını, dünya görüsünü yansıtmakta ya da derinleştirmek için soyut şiirler yazan bir sanatçı değildir, doğrudan doğruya başından geçenleri, kavgasını, özlemlerini, katlandığı acıları, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut şiirler yazmıştır.

Şiirlerden, halk söylentilerinden çıkarılan bilgilere göre, Pir Sultan Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz köyünde doğmuştur. Yıldız dağı eteklerinde, Çırçır'a kırk sekiz kilometre uzaklıkta, denizden bin yedi yüz metre yüksekte, çoğu tek katli kerpiç evleri, soğuktan korunmak için yari yari yarıya toprağa gömülü bir köy... Banaz'da bugün de Pir Sultan'ın olduğu söylenen bir ev, önünde sairin yaşadığı dönemden kaldığına inanılan bir söğüt ağacı, ağacın altında, asâsının ucuna takip Horasan'dan getirildiğine inanılan bir değirmen taşı vardır. Pîr Sultan yaz aylarının güzel havalarında bu taşın üstüne oturup karısıyla sohbet edermiş. Köylüler bu evi, ağacı, taşı kutsal sayarlar.

Kızının yaktığı ağıtta uzun boyluluğuna, biçimliliğine değinilen sairin asil adi, şiirlerinde belirttiğine göre, Haydar'dir. Bir yerde soyunun Yemen'li olduğunu, bir yerde Peygamber'in öz torunu olduğunu söyler, bir yerde de İmam Zeynel-Âbidin'den "Zeynel dedem" diye söz eder. Uzmanlara göre, Pîr Sultan'in bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttırmak içindir. Muhammed peygamber soyundan geldiklerini, "seyyid"liklerini ileri sürmek tarikat uluları arasında bir gelenektir. Genel kani, sairin İran'ın doğusundaki Türk yurdu Horasan'dan, önce Iran Azerbaycan'ında ki Hoy kasabasına, oradan da Anadolu'ya göçüp Sivas'a yerleşen bir Türkmen soyundan geldiği yolundadır.

Çocukluğu çobanlıkla geçen Pir Sultan'ın okuma yazma bildiği anlaşılıyor, ama bilgin bir kişi olduğu söylenemez. Tekke eğitimi çerçevesinde kalmıştır. Halifeler tarihini, peygamber menkıbelerini, evliya menkıbelerini, tarikat kurallarını, Yunus Emre'yi, Hatâyî'yi bilir. Bunlar dışında, çağının bilimleriyle ilgilenmediği gibi, divan edebiyatı ile de ilgilenmemiştir. Şiirlerinde Yunan mitolojisinin, Iran mitolojisinin izleri pek yoktur. Ayrıca, genel olarak bütün tarikatların kaynaklandığı Tasavvuf felsefesinin yüksek konularına da girmez.

Söylentiye göre, Pir Sultan'ın üç oğlu, bir kızı varmış. oğullarından Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanındaki çam korusunda,Pir Muhammed Tokat'in Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersim'de gömülüymüşler. Adi Sanem olan kızının Pîr Sultan asıldığı zaman söylediği ağıt çok ünlüdür. Bazı uzmanlar bu ağıtı Sanem'in ağzından bir tarikat ozanının yazmış olabileceğini belirtirler. Pîr Muhammed ise babası gibi sairdir. Delikanlı iken attan düşerek öldüğü, Pir Sultan'in "Allah verdiğini almaz dediler. Bana verdiğini aldı n'eyleyim" derken bu olaya değindiği söylenir. Şiirlerinden uzun yasadığı, çok çocuğu bulunduğu açıkça anlaşılan sairin, sağlığında iki oğul acısı görmüş olduğunu ileri sürenler de vardır.

Pir Sultan Alevi-Bektaşi tarikatındandır. Tarikata girme arkadaşı, yani musaibi, Ali Baba'dır. Baglandığı tekkenin piri ise, Ahmet Yesevi'nin Anadolu'ya gönderdigi dervişlerden Koyun Babanın tekkesinde, Bektaşi'liğin kurucusu Hacı Bektaş Veli'nin tekkesinde posta oturmuş, yani en üst makamlara getirilmiş Seyh Hasan'dır.

Pir Sultan, bağlandığı tarikatça yalnız dinsel önder değil, devlet başkanı olarak da görülen Iran Şahları adına, Anadolu halkını Osmanlilar'a karşı kışkırttığı,ayaklanmaya çağırdığı, belki de bir ayaklanmaya öncülük ettiği için, Sivaş Valisi Hızır Paşa'nın emriyle tutuklanmış, yolundan dönmeyeceği anlaşılınca da asılmıştır. Söylentiye göre, asıldığı yer Sivas'da eskiden Keçibulan adını taşıyan, sonra uzun süre Darağacı diye anılan, şimdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarşısı'nın karşısında Mal Pazarı olarak kullanılan bu alanın Gazhane bitişiğinde, sıra söğütlerin bitiminde bulunan, boyu beş metre, eni bir metreden fazla, bakımsız toprak yığını onun mezarıdır. Üstündeki moloz taşlar, asılması sırasında Hızır Paşa'nın emriyle halkın attığı taşlardır.

Mezarının, bir menkibeye göre Erdebil'de, Bektaşi geleneğine göre de Merzifon'da olduğu söylenir. Daha başka söylentiler de vardır, ancak gerçege en yakın görünen söylenti asıldığı yere gömüldüğü, yakınlarının, tarikat erlerinin, hükümet baskısı yüzünden ölüsünü alip köyüne bile götüremedikleridir. Siirlerinden, halk söylentilerinden çıkarılan bu dağınık bilgileri değerlendirebilmek için, önce, Pir Sultan'ın ne zaman yaşadığını saptamak gerekir.


NE ZAMAN YAŞADIĞI
Uzmanlar "Yürüyüş eyledi Urum üstüne" diye başlayan şiirindeki sözlerine bakarak, Pir Sultan Abdal'in Şah Tahmas zamanında yaşadığını söylüyorlar. Bu şiirinde şöyle sözler vardır:

Aslını sorarsan Şah'ın oğludur

Koca Haydar Şah-ı cihan torunu
Ali nesli güzel imam geliyor
"Koca Haydar Sah-i cihan" diye anilan, Sah Ismail'in babasi Seyh Haydar'dir. "Sah" diye anilan ise, Akkoyunlu Devleti'ni yikip Safevîogullari Devleti'ni kurarak Sîî mezhebi baskanligi ile devlet baskanligini birlestiren, Sah Ismail'in kendisidir. Seyh Haydar'in torunu, Sah Ismail'in oglu da Sah Tahmasb'dir.

Sah Tahmasb'in saltanat döneminin (1524-1578) büyük bir bölümü, Kanunî Sultan Süleyman'ın saltanat dönemine (1520-1566) rastlar. Bu iki hükümdar geçmişteki acı olaylar yüzünden, uzun süre ülkeleri arasında barışı sağlayamamışlar, Iranlılar ile Osmanlı'lar, 1534'den 1554'e kadar, tam yirmi yılı anlaşmazlıklar, çatışmalar, savaşlarla geçirmişlerdir. Kanuni Sultan Süleyman 1534'de yaptığı doğu seferinde, Iranlılar'ın elinde bulunan Bagdat'ı Osmanlı topraklarına katmış, Şah Tahmas 1548'de Anadolu'ya girerek Kemah'a kadar ilerlemiş, 1552'de Ercis, Ahlat kalelerini geri almıştır.

Pir Sultan'ın şiirlerindeki olayların Şah Tahmas dönemindeki olaylara uyması, daha sonrakı Iran şahlarının Anadolu üzerine "yürüyüş yapmaları, bazı uzmanların kesin konuşmalarına, şairin bu dönemde yaşadığından şüphe edilemeyecegini söylemelerine yol açar. Oysa bu dönemde Sivas'da valilik etmiş bir Hızır Paşa yok, ama 1552'de Köstendil, 1554'de Şam, 1560'da Bagdat beylerbeyliklerinde bulunmuş bir Hızır Paşa vardır. Uzmanlar 1567'de ölen bu Hızır Paşa'nın, Bagdat'a giderken, Sivas'a uğrayıp oradaki ayaklanmayı bastırmış olabilecegini söylüyor. Bu görüş doğruysa, Pir Sultan 1560'da asılmış demektir.

Pır Sultan'ın dili on altıncı yüzyılın ikinci yarısının dilidir, diyen bazı uzmanlar ise şairin 1560'da asılmış olabilecegini kabul etmiyorlar. Onlar halk söylentisini değerlendirerek başka bir yoldan gidiyor, Sivas'da valilik etmis Hizir Paşa'yi arıyorlar. Sofi Aziz Mahmut Hüdayi Efendi'nin I. Ahmed'e yazdığı bir mektupta, Aleviler ile Şeyh Bedreddin'e bagli olanları iyi tanıyan, onlarla uğraşmasını bilen bir Hızır Paşa'dan söz ediliyor. Belgenin ilgili bulunduğu dönemde ise iki Hızır Paşa yaşamış. Birinin özellikleri şöyle:

Deli Hızır Paşa, Van Beylerbeyi (1582), Kars Beylerbeyi olarak Iran seferine katılma (1587), Erzurum Beylerbeyi (1588), Sivas Valisi (1588), Diyarbakır Valisi (1589), yine Sivas Valisi (1590), Tuna Muhafızı (1602), Budin Muhafızı (1605), ölümü (1607). Deli diye anılması gözü pek, acımasız bir kimse olduğunu gösteriyor. Ayrıca Iran seferine katılmış, yani Safevilere karşı savaşmış. Safevi yanlısı Alevilere düşmanlık besleyebilir... iki kere Sivas'a vali gönderilmiş, ikincisinde oldukça uzun kalmış. Alevileri iyi tanıdığı, onlarla ugraşmasını iyi bildiği anlaşılıyor. Pir Sultan'ı astıranın Sivas Valisi Deli Hızır Paşa olduğunu söyleyen uzmanların görüşü dogruysa eğer, şairin ölümü 1588'de, ya da 1590'dan sonradır. Yine uzmanlara göre, Pir Sultan 1534'de Bagdat'ın Osmanlılar'a geçisi üzerine, Iran Şahına,


Güzel Sah'im çok yerlerden görünür
Aslı nedir niye verdin Bagdat'ı
diye şiir yazmıştır. 1534 ile 1590 arasında 56 yıl var. Pir Sultan bu şiiri yazdığında, diyelim 20 yaşında ise, 76 yaşında ölmüş olur.

Böyle uzun bir ömür sürdügü kabul edilirse, uzmanlar arasındaki görüş ayrılıkları da sona erebilir. Çünkü bu uzun ömre hem Pir Sultan'ın şiirlerindeki olaylara uygun düşen Şah Tahmas dönemi, hem de Deli Hızır Paşa sığdırılabiliyor. Yine de bazı durumların açıklanması kolay degildir. Örnek vermek gerekirse, Pir Sultan'ın şiirlerinde bir Alevi ayaklanmasından söz ediliyor, oysa Deli Hızır Paşa döneminde Sivas'da böyle bir ayaklanma olmamıştır. Uzmanlar arasındaki görüş ayrılıklarının ötesinde, kesin olan aslında sudur: Pir Sultan Abdal on altıncı yüzyılda Anadolu'da, Sivas yöresinde yaşamıştır.


Kaynak Kitaplar
Pir Sultan abdal üzerine ilk önemli çalışmayı 1929'da Sadettin Nüzhet ERGUN yapmıştır, 105 şiir yayınlayarak, şair üzerine bilgiler verilmiştir: XVII ci Asır Saz Şairlerinden Pir Sultan Abdal. Konuya ikinci önemli yaklaşım Pertev Naili BORATAV ile Abdülbaki GÖLPINARLI'nın birlikte hazırladıkları, 1943'de yayınlanan Pir Sultan Abdal adlı kitaplar olmuştur.

Diğer yayınlar:


Pir Sultan Abdal,Abdülbâki Gölpinarli, Varlik Yayinevi
Pir Sultan Abdal, Cevdet Kudret, Yeditepe Yayinevi
Pir Sultan Abdal, Cahit Öztelli, Milliyet Yayinevi
Sabahattin Eyüboglu'nun, ölümünden önce hazırlayıp bitiremeden biraktıüı bir seçmeler kitabı, dostlarınca tamamlanıp Cem Yayınları arasında basılmıştır.


SANATI
Halkın benimsediği, destan kahramanı durumuna getirdiği şairlerin alınyazısını Pir Sultan da paylasmıştır. Uzmanlar yazmalarda gördükleri ya da ağızdan ağıza sürüp gelen Pir Sultan şiirlerinden hangilerinin gerçekten onun olduğunu, hangilerinin onun adına baskalarınca söylendiğini ayırmakta güçlük çekiyor, çaresiz kalıyorlar. Görünüşe bakılırsa, halkımız Pir Sultan'ın şiirlerini çogaltma çabasını günümüzde bile sürdürüyor.

On altıncı yüzyilda yazildigi bilinen bir yazmadaki, genellikle eski yazmalardaki Pir Sultan şiirleriyle sonradan bulunanlar arasında, gerek dil, gerek söyleyiş yönünden büyük ayrılıklar olduğu gerçektir. Bu durumu gözönünde tutan uzmanlar, Pir Sultan'ın sanatı üzerine konuşurken, özellikle eski yazmalardaki şiirlerinden, onun söylediğine kesin diye bakılan şiirlerden yola çıkıyorlar. Görüşleri şöyle özetlenebilir:

Pir Sultan Halk edebiyatı geleneklerinden hiç ayrılmamış, ölçü, uyak, biçim, dil, söyleyiş özellikleriyle, bir halk ozanı görünümünü hep sürdürmüştür. Şiirleriin genellikle hece ölçüsünün 11'li (4+4+3 ve 6+5) ya da 8'li (4+4 ve 5+3) kalıplarıyla yazmış, arada 7'li kalıbı da kullanmıştır. Aruz ölçüsüyle şiiri hiç yoktur. Yalnız, gene heceyle yazdığı bir şiirinde gazel düzenini denemiştir. Bunun dışında şiirleri hep dörtlükler biçimindedir, koşma ya da semai biçiminde... Çogu zaman yarım uyak kullanmış, ses azlığını rediflerle giderme yoluna da sık sık başvurmuştur.

Şiirlerinden Pir Sultan'ın saza bağlılığı açıkça anlaşılıyor. Iyi bir çalgı ustası olduğu da düşünülebilir.

Konularını yalnızca dinsel inançlardan, mezhep ya da tarikat inançlarından almamış, yaşamın çesitli yönleri üzerine kesinlikle din dışı şiirler de söylemiştir. Tarikat şiirlerinde ise, Ali, On iki imam gibi genel konuların yanısıra, kendi kavgasını, yaşadığı günlerdeki çatışmaları, ayrıntılarıyla yansıtmış olması çok ilginçtir. Kurumsal konulara, örnekse Tasavvufun derin sorunlarına girmemiş, yaşam karşısında hep somut, hep dışa dönük kalmıştır. Inançlarının,kavgasının yılmak bilmez, sözünü sakınmaz bir propagandacısıdır.

Onun şiirlerini okurken Anadolu'nun toplumsal tarihi üzerine bilgiler ediniriz. devlet düzenini bozukluğunu, mezhep ayrılığından doğan iç kavgaları, bu yüzden Alevilere yapılan zulümleri, kadıların haram yediğini, müftülerin yalan yanlış fetva verdiğini, Şiilerin karşılaştığı güçlüklerin Sünni halktan değil, Sünnî Osmanlı Devleti'nden geldiğini öğreniriz. Alevi Türkmenlerin, yönetimi durmadan bozulan, dinsel hoşgörüden uzaklaşan Osmanlılar'dan nasıl kopup, Mehdi diye, kurtarıcı diye Iran Şahlarına sarıldıklarını, siyasal kaygılara nasıl araç edildiklerini görürüz. Bu bağlanışın altindaki çaresizlikleri, giderek bu bağlanışın yarattığı umut kırıklıklarını sezeriz.

Pir Sultan din dışı konular işlerken halk ozanlarının kalıplaşmış sözlerini kullandığı gibi, zaman zaman bunlardan bütünüyle uzaklaşmış köy yaşamını tertemiz, katkısız bir gözlem gücüyle yansıyan şiirler de söylemiştir. Insan, hayvan, doğa sevgisiyle örülmüş şiirler... Kullandığı dil çagının konuşma dilidir. Yabancı sözcükler, din, mezhep, tasavvuf, tarikat aracılığıyla yaşadığı günlerin konuşma diline girdiği oranda onun şiirlerine de girmiştir 
                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                     

to Top of Page