Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Engelli Olmak
Korkunç Mantar
Karakter Analizleri
Hipnoz Nedir?
Beden Dili Nedir
11 Eylül'ün Sırları
Ahlak krizleri
Ah O Zor Günler
İzm ve ist' ler...
Yahudilik Nedir?
İmza ve El Yazıları
Mikro Hadiseler
Solak insanlar
Hayat Denklemi
Işıkla karanlık
Nezaket kuralları
Bunları Biliyormuyuz
Deprem Nedir?
Padişahla Vezir
Huzura giden yol
Çatlak Kova
Erkek Çocuk İsimleri
Kız Çocuk İsimleri
Burcumuz ne diyor
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

Deprem nedir ve nasıl oluşur?

 

Dünya'nın iç yapısı konusunda jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir Yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre Yerküre'nin dış kısmında yaklaşık 70-100 km kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve Okyanuslar bu taşkürede yer alır. Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto'nun altındaki çekirdeğin nikel-demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir. Yer'in, yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının Yer'in çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeğin sıvı bir ortam olması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları bulundurmaktadır. Taşküre'nin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır... burada oluşan kuvvetler özellikle konveksiyon akımları nedeni ile taş kabuk parçalanmakta ve birçok 'Levha' lara bölünmektedir. Üst Manto'da oluşan konveksiyon akımları radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır... konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe Taşküre'de gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır... bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler.

Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magma da Okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto'ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay Taşküre'nin altında devam edip gitmektedir. İşte Yerkabuğu'nu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri birbirlerini sıkıştırdıkları birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları Dünya'da depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya'da olan depremlerin büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde olusmaktadır.

Birbirlerini iten ya da diğerinin altına giren iki levha arasında harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir. İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar. Bu dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada Yeryüzü'nde bazen gözle görülebilen kilometrelerce uzanabilen ve fay adı verilen arazi kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen Yeryüzü'nde gözlenemez yüzey tabakaları ile gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve Yeryüzü'ne kadar çıkmış ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir.

Depremlerinin oluşumunun bu sekilde ve 'Elastik Geri Sekme Kuramı' adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır. Bu kurama göre herhangi bir noktada zamana bağımlı olarak yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji kritik bir değere eriştiğinde fay düzlemi boyunca varolan sürtünme kuvvetini yenerek fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması boşalması diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.

Aslında kayaların önceden bir birim yer değiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini hareketsiz görülen Yerkabuğu'nda üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır. Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda elastik geri sekmeler (atım) fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar.

Faylar genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara 'Doğrultu Atımlı Fay' denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir. Düşey hareketlerle meydana gelen faylara da 'Eğim Atımlı Fay' denir. Fayların çoğunda hem yatay hem de düşey hareket bulunabilir. Türkiye de geçen 100 yıl içinde depremde verilen can kayıbı normal büyük bir savaşta verilen can kaybına eşittir. Depremden sonra Trafik canavarı en büyük can kaybına neden olmuştur.

Depreme ne kadar hazırlıklıyız?

Ülkemizin doğal yapısından kaynaklanan depremler aslında bir savaş alanı gibi etki yaratmaktadır... binlerce yıldır insan yerleşimine açık olan Anadolu’da yaşayan insanlar bu bereketli topraklarda doğal afetlerin en büyüğü olan Deprem’e karşı savaş vermektedir. Her 30 yılda bir periyodik olarak gelen büyüklü küçüklü depremler hem can, hem de mal kaybına sebep olmaktadır. Milli servetlerimizin önemli bir bölümü tüm bu yaşananlarla birlikte göz göre göre heba olmaktadır. Oysa deprem ülkemizin bilinen gerçeğidir. Belki daha binlerce yıl toprak tabakaları tam olarak yerleşene kadar bu tabiat olayı durmaksızın devam edecektir.

Buraları vatan bilip yurt tutan insanların  bu zamansız gelen düşmana karşı bilinçli bir şekilde hazırlanmaları gerekir. Nitekim  geride büyük medeniyet eserleri bırakarak tarihe kavuşmuş Anadolu insanları genellikle toprak ve yığma taştan yapılan tek katlı depreme dayanıklı evlerde oturarak bu afetten kendilerini korumuşlardır. Kendi canlarını güvence altına alırken, çok katlı ve görkemli sanat yapılarını ve büyük eserleri ise zamanın bütün imkanlarını kullanarak en büyük depremlerde dahi ayakta kalacak ve nesilden nesile aktarılmasını sağlayacak şekilde inşa etmişlerdir.  Bunların örneklerini  tapınak, kilise, cami, medrese, köprü ve saire olarak görmek mümkündür. Bu özel yapılardan bir tanesi de dünyanın 7nci harikası arasına aday olarak gösterilen AYASOFYA Camiidir. Ayrıca İstanbul, şiddetli bir depreme karşı hazırlıklı mı?.. Kent sakinleri ve uzmanlar bu soruya yanıt arıyorlar... bunu cevaplandırmak oldukça zor, ama pek hazırlıklı olduğumuzu söyleyemeyiz...

İstanbul Teknik Üniversitesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nce düzenlenen “Beklenen Marmara depremi ve çevre kirliliği” konulu sempozyum Merkezi'nde başladı. Açılışta konuşan yetk'l'ler, depremin sürekli gündemde tutulması gereken önemli bir konu olduğunu söylediler. Deprem gerçeğinin ölüm kadar gerçek olduğunu kaydeden uzmanlar, ”Depremin insanoğlunun başına geleceğini bilmek ve ona göre hazırlıklı olmak gerekir” diye konuştular.

Öte yandan dünyada her yıl şiddeti 5'den büyük olan 800 deprem meydana geldiğini ve ortalama 18 bin insanın hayatını kaybettiği belirtilyor, bu bağlamda Türkiye'nin de dünyanın en aktif deprem bölgelerinden birinde olduğunu ifade etmek mümkün. Ülkede 15 kilometre uzunluğunda canlı fay hattı bulunduğu, Türkiye'de her yıl şiddeti 4'ten büyük ortalama 15 deprem meydana geldiği hatırlatılıyor.

Son yüzyılda Türkiye'de hasar doğuran 130 deprem meydana geldiğini anımsatan yetkililer, Türkiye'nin fiziki sermaye yatırımlarının toplamı 600 milyar dolar. Toplam zenginliğimiz 3 trilyon dolar. Bu zenginliğimizin yüzde 90'ı ciddi deprem riski altında. Son yüzyılda yaşadığımız depremler nedeniyle, her yıl ortalama milli gelirin yüzde 1'ini kaybediyoruz” şeklinde konuştular. Peki Japonya gibi depremle iç içe yaşan bir ülkede her yıl belli bir tarihte deprem tatbikatları yapılıyor... halk sürekli bilinçlendiriliyor... böyle bir tatbikat günü neden bizim ülkemizde yok?.. yetkililer bu sorunun cevabının devlet politikası ve sivil halk örgütleri tarafından yanıtlanması gerektiğine inanıyorlar.

Gerek Türkiye'de, gerekse İstanbul'da meydana gelecek her hangi bir depreme hazırlıklı mıyız? Bunu cevaplandırmak oldukça zor. Ancak pek hazırlıklı olduğumuzu söyleyemeyiz. Marmara depreminde İstanbul'un kaderini, kentteki yapıların dirençleri belirleyecek. İstanbul'da yaklaşık 800 bin bina ve 3 milyon 300 bin bağımsız bölüm var. Siz bilim adamları olarak, İstanbul'u etkileyecek depremin taş üstünde taş bırakmayacak şiddette olmasını beklemiyorsunuz. Sizleri depremin şiddetinden çok, İstanbul'un düzensiz kent dokusu endişelendiriyor. İstanbul'da mevcut 800 bin bina arasına adeta ölümcül bombalar gibi yayılmış çoğu ruhsatsız 50 bin bina tespit edilip, ortadan kaldırılmalıdır.”

Çevre konusunda yapılması gerekenlerin önemine de işaret eden uzmanlar, “Dünyada deprem bekleyen pek çok şehir var. Bunlar içinde depreme en az hazırlıklı olan İstanbul. Ya depremin yasalarına uyacağız, yada kendi kafamıza göre bu konuda hareket ederek, acı ve gözyaşından kurtulamayacağız” şeklinde konuşuyorlar. Maden Fakültesi öğretim üyeleri, “10 adet deniz tabanı sismografına ihtiyaçları olduğu” konusundaki sözlerin üzerine de bunların alınması konusunda yardımcı olacağını söylüyorlar.

Alt yapı yetersiz...

Aynı zamanda sempozyum koordinatörleri bu kenti depreme hazırlamak adına bugüne kadar önemli çalışmalar yapıldığını ancak bunların yeterli olmadığını söyledi. Depremin bir başka çehresi olan çevre üzerinde pek durulmadığını kaydeden bilim adamları “İstanbul'un altyapısı hallaç pamuğu gibi atıldı. Yüksek gerilim hattı, doğalgaz, su şebekesi yerin altına indirildi. Her gün yüz binlerce parlayıcı, zehirli, patlayıcı maddenin sirkülasyonu söz konusu. Bir deprem sonrası tüm bunların çevreye vereceği zararın altını çizdiler.Konuşmalarda uluslararası kuruluşlarla Marmara Denizi'nde yaptıkları çalışmalar hakkında da bilgi veren uzmanlar taleplerine rağmen Hükümetin bu konuda kendilerine destek sağlamadığı gibi, ne yaptıklarının da sorulmadığını hatırlattılar.
 17 ağustos 1998 Marmara depremindeki ölü sayısı yaklaşık 17200 olarak belirlenmişti.

Türkiye de meydana gelen büyük depremler:

28 Nisan 1903 – Malazgirt: Sismik aletlerle ölçülen ilk depremlerden biri olan bu depremde 2626 kişi yaşamını yitirdi. Depremin büyüklüğü 6,7 olarak belirlendi.

9 Ağustos 1912 - Mürefte: Büyüklüğü 7,3 olan bu depremde 216 kişi yaşamını yitirdi, 466 kişi de yaralandı. 6 Mayıs 1930 – Hakkâri: Hakkari'nin sınır bölgesinde gerçekleşen bu depremde 2514 kişi öldü. Depremin büyüklüğü ise 7,2'idi

26 Aralık 1939 – Erzincan: Türkiye'nin bu yüzyılda yaşadığı en şiddetli depremlerinden biri olan Erzincan depremi hala hafızalarda. Kışın en şiddetli günlerinde Erzincan halkını vuran bu felakette açıklanan ölü sayısı 32 962... 7,9 büyüklüğündeki bu depremin ardından yurt çapında yas ilan edilmişti. Yardım konvoyları, soğukla mücadele eden depremzedelere ancak iki gün sonra ulaşabildi. İlk kez depreme karşı önlemler tartışıldı; gazetelerde depremle nasıl yaşanması gerektiği açıklandı.

20 Aralık 1942 – Niksar/Erbaa: Büyüklüğü 7,0 olan bu depremde 3000'e yakın insan öldü, yaklaşık 6300 kişi de yaralanmıştı. 26 Aralık 1943 – Tosya/Ladik: 2824 kişinin yaşamına mal olan bu depremin büyüklüğü 7,2 olarak ölçülmüştü.

1 Şubat 1944 – Bolu/Gerede: 7,2 büyüklüğündeki depremde 3959 kişi öldü, çok sayıda insan evsiz kaldı. 31 Mayıs 1946 – Varto/Hınıs: Yazın başlangıcında yaşanan bu depremde 839 kişi yaşamını yitirdi, 349 kişi yaralandı.

19 Ağustos 1966 – Varto: Varto'nun karşılaştığı bu en şiddetli depremde 2394 kişi öldü 1489 kişi yaralandı. Derinliği 26 km olan bu depremim büyüklüğü Richter ölçeğine göre 6,9' şeklinde hesaplandı. Varto'da bir önceki yıl yaşanan ve 4,0 büyüklüğünde olduğu hesaplanan bu depremde de 12 kişi yaşamını yitirmişti.

28 Mart 1970 – Gediz: Gediz'de meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki depremin ortaya koyduğu felaket tablosu: 1086 ölü, 1260 yaralı.

6 Eylül 1975 – Lice: 2385 kişinin öldüğü 3339 kişinin yaralandığı depremin büyüklüğü Richter ölçeğine göre 6,9. 24 Aralık 1976 – Çaldıran/Muradiye: Yaşanan en büyük depremlerden biri olan bu depremin büyüklüğü 7,2 olarak ölçüldü. Can kaybı 3840'tı. 497 kişi yaralandı, birçok kişi evsiz kaldı.

30 Kasım 1983 – Erzurum/Kars: 6,8 büyüklüğündeki deprem, büyük hasara ve can kaybına yol açtı. Depremde 1155 kişi öldü, 1142 kişi yaralandı.

13 Mart 1992 – Erzincan: Erzincanla birlikte Tunceli'yi de vuran bu deprem, 6,8 büyüklüğündeydi. Depremde 653 kişi yaşamını yitirdi. Yaralı sayısıysa 3850 olarak belirlendi.

1 Kasım 1995 – Dinar: 5,9 büyüklüğündeki depremde ölü sayısı 94.

27 Haziran 1998 – Ceyhan: 6,3 büyüklüğündeki deprem başta Ceyhan olmak üzere bütün Adana'yı etkiledi. 84 kişinin hayatını yitirdiği depremde 310 kişi yaralandı, yüzlerce ev hasar gördü.

 

                                                                                                                                                     

to Top of Page