Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Dış Ticaret
Turizm Sektörü
Sanayi
Madencilik
Tarım Sektörü
Piyasalar
Borsalar
Döviz kurları
Menkul Kıymetler
Üretim ve Sermaye
Dev Projeler
Nabucco Projesi
İzmit Körfez Köprüsü
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

 

Üretim ve Sermaye Faktörleri

İnsanın birincil ve ikincil ihtiyaçlarını karşılayabilecek çok sayıda mal ve hizmetler vardır. Bunlardan ancak çok küçük bir kısmı doğada veya çevrede hazır bir biçimde bulunur. İhtiyaçları giderebilen mal ve hizmetlerin hemen hemen tümü, insan emeği (işgücü) ve sermaye gibi faktörlerin doğal kaynaklara, (doğa, hammadde) uygulanması sonucu elde edilir. İşte doğal kaynaklara sermaye ve insan emeği uygulanması işlemine" üretim" adı verilir. Örneğin, ağaç bir doğal kaynaktır, tek başına veya olduğu gibi, çoğu durumlarda, insan ihtiyacını karşılamaz. Ancak insan emeği ağacı bazı makina ve yardımcı maddelerle işleyerek insan ihtiyacını gideren masa, dolap, kapı ve benzeri gibi mamuller biçimine dönüştürülebilir. Yine toprak bir doğal kaynaktır. Tek başına insanları doyuracak buğdayı veremez. Buğdayın elde edilmesi için toprak yanında insan emeğine, tohuma, çeşitli ilaçlara ve toprağı sürüp eken makinalara (sermayeye) ihtiyaç vardır. 

Üretimde amaç, insan ihtiyaçlarının karşılanması veya tatmin edilmesidir. Bu nedenle, mal ve hizmetlerin üretilmesi dışında, depo­lanması, taşınması ve satılması da, insan ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olduğu için, üretim faaliyeti kapsamına girebilir. Bu açıdan üretim, "insan ihtiyaçlarını gideren mal ve hizmet1eri elde etmek amacıyla yapılan her türlü çaba veya faaliyet" olarak da tanımlanabilir.

Mal ve hizmetleri ortaya koymak, kısaca üretimde bulunabilmek için bir takım öğelerin bulunması ve bunların birleştirilmesi gerekir. Örneğin, buğdayı elde etmek için tarla, tarlayı sürmek için traktör, traktörü kullanmak için insan gibi öğeler gereklidir. işte bu öğelere "üretim faktörleri (öğeleri)" adı verilir. Üretim faktörleri, "üretim girdileri" veya kısaca "inputlar" olarak da adlandırılır. Üretim eyleminde bulunabilmek için başlıca üretim faktörleri ne­lerdir? Bu sorunun işletme ve, iktisat (ekonomi) bilimlerinde değişik biçimlerde yanıtlandığını görmekteyiz. 

Ekonomi bilimine göre başlıca üretim faktörleri şunlardır: 

Emek (işgücü-insan gücü), Sermaye, Doğa (tabiat-doğal kaynaklar), Girişimci (müteşebbis). Son yıllardaki ekonomi literatürünün de yukarıdaki öğelere "teknoloji" faktörünün de eklendiği görülmektedir. Öte yandan işletme bilimi literatürüne göre başlıca üretim faktörleri şunlardır:

Emek (işgücü), Sermaye, Girişimci (müteşebbis), Teknoloji (üretim yöntemi).

Emek: İnsanların veya iş görenlerin bir işte ortaya koydukları bedensel ve düşünsel (zihinsel) Çabalara emek veya işgücü adı verilir. Üretim faktörleri arasında en önemli olanı emek faktörüdür. Zira insan faktörü olmadan, diğer üretim faktörlerinin kendi başına üretimde bu­lunmaları düşünülemez. Diğer üretim faktörlerini toplayan, bunları üretim sürecine sokan ve yönlendiren insanın kendisidir.

Doğa: Tabiat, toprak veya doğal kaynaklar adı verilen doğa, yeryüzünün altında ve üstünde bulunan tüm kaynakları kapsamaktadır. Örneğin, toprak, su, maden ve mineraller, petrol ve orman önemli sayılabilen doğal üretim faktörlerini oluştururlar. 

Sermaye: Sermaye sözcüğü halk dilinde, ekonomi ve. işletme bi­limlerinde değişik anlamları ifade etmektedir. Halk dilinde sermaye, kişilerin tüm varlıklarını içine alan servet karşılığı olarak veya çoğu kez "para" anlamına gelmektedir.

Ekonomistler, sermaye tanımında para anlayışından uzak­laşmışlar ve mal ile ilgili içerik kazandırmışlardır. Ekonomi biliminde sermaye "doğada serbest biçimde bulunmayan fakat insan tarafından üretilmiş üretim araçları" olarak tanımlanmaktadır. Örneğin, üretimde kullanılan her türlü makina, alet, donanım ve binalar gibi fiziki üretim araçları. İşletme biliminde sermaye ise, "işletmenin amacına ve üretim faaliyetlerine uygun olarak toplanmış maddi ve gayri maddi varlıkların tümü" biçiminde tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre sermaye, işletmenin sahip olduğu tüm maddi ve gayri maddi varlıkları içine alır. Ekonomistler tarafından ayrı bir üretim faktörü olarak sınıflandırılan "doğa veya doğal kaynaklar", işletmecilere göre işletme varlıkları veya kısaca sermaye faktörü kapsamı içine alınmaktadır. Diğer bir deyişle, ekonomi bilimine göre bağımsız bir üretim faktörü olan doğa, işletme biliminde ancak sermayeyi oluşturan öğelerden biri durumun­dadır. 

Öte yandan muhasebe ve finansman disiplinlerine göre sermaye, işletme sahip yada ortaklarının işletmeye getirdikleri ve üzerinde biz­zat hak sahibi oldukları öz kaynaklar olarak tanımlanır (1). Diğer bir deyişle burada sermaye, işletmeye ait varlıklar ile işletmeye gelen yabancı kaynaklar (borçlar) arasındaki farkı yani öz kaynakları ifade eder. 

Sermayenin bir bölümünü. oluşturan "maddi varlıklar" genelde "maddi sermaye" olarak da tanımlanabilir. Maddi varlıkları oluşturan başlıca öğeler şunlardır: İşletmenin üzerinde kurulduğu arazi, işletmenin sahip olduğu doğal kaynaklar, binalar, ambarlar, depolar, yollar, atölye, laboratuvar, makina, aletler, donanımlar, taşıt araçları, hammaddeler, yardımcı maddeler, işletme malzemeleri,mamüller, yarı mamuller ve işletmenin sahip olduğu nakit veya para tutarı gibi. Sermayenin diğer bölümünü oluşturan "gayri maddi varlıklar" ise, genellikle "maddi olmayan" veya "gayri maddi ser­maye" olarak da düşünülebilir. Gayri maddi varlıklar ise, elle tutulup gözle görülmesi olanaklı olmayan teknik bilgi (know-how), lisans ve patent hakları, markalar (alameti farikalar) iştirakler ve imtiyazlar gibi öğelerden oluşur.

Teknoloji: Modern literatürde teknoloji sözcüğünün çok değişik biçimlerde tanımlandığı ve böylece üzerinde görüş birliği olan, bir tanıma rastlanılmadığı gözlemlenmektedir. Ekonomistler teknolojiyi, "yeni bir malı üretme, bilinen malları geliştirme yöntemi" veya "mal, ve hizmetleri üretmek için uygulanan her türlü yöntemler'" biçiminde tanımlamaktadırlar. İşletmeciler, teknoloji faktörünü daha geniş kapsamlı olarak ele almaktadırlar. Bunlara göre teknoloji, işletmenin sadece üretim işlevinde uygulanan bir yöntem veya kısaca üretim yöntemi değil, işletmenin tüm işlevlerinde karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik, "tüm yöntemler" bütünüdür. Daha açık bir anlatımla, işletmeciler tek­nolojiyi, "mal ve hizmetlerin tasarımı (planlanması), üretimi, geliştirilmesi' ve dağıtımı (pazarlanması) gibi işlevleri olanaklı kılan mühendislik ve yönetime ilişkin bilgilerin tümü" olarak tanımlamaktadırlar. 

İşletme 

Ekonomik mal ve hizmetler, üretim faaliyeti sonucunda elde edi­lirler. Çünkü, doğada, çok az sayıda veya miktarda mal veya hizmetler mevcut biçimiyle ve hiç bir emek harcamadan insan ihtiyaçlarını tat­min eder. işte insanların ihtiyaç duyduğu ekonomik mal ve hizmetlerin üretimini üstlenen birimlere işletme adı verilir. İşletmeler mal ve hiz­metlerin üretimi yanında, bunların tüketicilere ulaşması veya pazar­lanması faaliyetini de yürütürler. O halde, işletmeler mal ve hizmetle­rin üretimini ve/veya pazarlanmasını üstlenen birimler olarak düşünülmelidir.

Bir ülke ekonomisinin önemli bir bölümü, değişik alanlarda faali­yetlerini sürdüren çok sayıda irili ufaklı binlerce hatta onbinlerce işletmeden oluşur. Nasıl ki bir ülke ekonomisini bir insana, bir canlıya benzetirsek, işletme de hücre veya hücreler grubudur, diyebiliriz. Bu işletmelerden bazılarının sadece mal üretiminde, bazılarının hizmet üretiminde ve bir kısmının da her ikisinin (mal ve hizmetler) üretiminde, faaliyet gösterdiklerini görürüz. Örneğin, ülkemizdeki Pi­relli Lastik Fabrikası lastik, Ataş Rafinerisi petrol ürünleri ve Devlet Üretme Çiftlikleri tarımsal ürünlerin üretimini üstlenirken; İş Bankası ve Ziraat Bankası gibi işletmeler bankacılık hizmeti, bir turizm İşletmesi ulaşım ve dinlenme hizmeti: -Sosyal Sigortalar Kurumu sos­yal güvenlik hizmetinin yerine getirilmesi faaliyetlerinde bulunurlar. Genellikle büyük işletmelerin çoğu, kendilerine bağlı pazarlama kuru­luşları olduğu için hem mal üretimi hem de pazarlama hizmeti faaliyet­lerini bir arada ürütürler.

Bu açıklamaların ışığı altında, işletme "ekonomik ürün veya hiz­met üretmek ve/veya pazarlamak için faaliyette bulunan kuruluşlar" olarak tanımlanır. Genellikle işletmeler üretim faaliyetinde bulu­nurken kar amacını güderler. Bu açıdan da işletme, "üretim faktörlerini bir araya getirerek, kar elde etmek amacıyla, üretim faa­liyetinde bulunan ekonomik bir ünite" olarak tanımlanabilir. Çeşitli eserlerde işletmenin farklı tanımları verilmekte ise de üzerinde görüş birliği olan en ortak tanım kanaatimizce şöyle ol­malıdır: "İşletme, insan gereksinimlerini karşılamak ve kar elde etmek amacıyla ekonomik mal ve hizmetleri üretmek veya pazarlamak için faaliyette bulunan bir örgüttür."

Girişim (Teşebbüs)

Teşebbüs veya girişim sözcüğü genelde işletme kavramı ile aynı anlama gelmektedir. Bu nedenle, uygulamada teşebbüs ve işletme sözcükleri çoğu kez birbirinin yerine kullanılmaktadır. Bazen işletme ile teşebbüs arasında bir ayırım yapıldığını ve teşebbüsün işletmeye göre daha geniş bir örgüt sayıldığını görmekteyiz. Bu yaklaşıma göre, işletme "teknik" bir birimdir. Fabri­ka, atölye, büro ve mağaza gibi. Teşebbüs ise; hukuki, iktisadi ve mali bir birimdir, bir veya birden çok işletme kurup işleten bir örgüttür. Örneğin, Sümerbank bir teşebbüs olup, kendisine bağlı iplik, yün, kumaş, basma, bez fabrikaları gibi birçok işletmeye sahiptir. Kanımızca teşebbüs ile işletmeyi birbirinden ayrı varlık veya örgüt olarak görmek yapay (suni) bir ayırımdır. Bu nedenle de, kitabımızda bu iki sözcük aynı anlamda kullanılacaktır. 

Girişimci (Müteşebbis) 

Üretim faktörlerinin ve bir grup insanın düzensiz bir araya getirilmesi ile bir işletme kurulamaz. Neyin üretileceğine, üretilen ürünlerin kimlere satılacağına, türlü işlerin kimler tarafından yapılacağına, gelirlerin ve giderlerin ne olacağına bir kişi veya bir grup kişi karar vermeli ve kaynakları etkin bir biçimde harekete getirmelidir. Bu işlevlerin yerine getirilmesi girişimci (işadamı) veya işletme yöneticisinin görevidir. Böylece girişimci (müteşebbis), kar sağlamak amacıyla işletmeyi kuran ve genellikle harekete geçiren kişidir. Başkalarının gereksinimini karşılayacak ürün ve hizmetlerin ortaya konulması için üretim faktörlerinin tedarikini ve bu faktörlerin üretim sürecine sokulmasını temin eden kişidir.

İşletmenin kurulması görevini üstlenmesi dışında, girişimcinin çalışma alanı çok geniştir. Girişimci işletmenin riskini üzerine alması dışında işletmenin her türlü teknik konularında bilgi sahibi olan, yeni mallar ortaya koyan, yeni üretim yöntemleri uygulama ve ürünlerin pazarlanması hususunda yeteneği olan kişidir. Bu açıklamaların ışığı altında girişimci, "işletmeyi kuran, mal veya hizmet üretimi ve/veya pazarlanması için üretim faktörlerini bir araya getirip birleştiren, kar amacı güden ve risklere katlanan kişidir". Girişimci işletmenin hem sa­hibi hem de yöneticisi olabileceği gibi, yönetim görevini başkalarına devredebilir. Genellikle büyük işletmelerde girişimci ve yönetici kadrosu birbirinden ayrılmıştır.

Yönetici

Yönetici, "kar ve riski başkalarının olmak üzere, ürün veya hiz­met üretimi için üretim faktörlerini bir araya getirip birleştiren ve işletmeyi çalıştırma sorumluluğu olan kişidir". Buradan anlaşılacağı gibi yöneticiyi girişimciden ayırt eden nitelik, yöneticinin işletme karına ortak olmaması ve muhtemel zararlara katlanmamasıdır. Yönetici işletmenin işlevlerini yürütmekle ve işletme sahibine karşı sorumludur. Yöneticiler işletmenin amacını saptar, daha sonra işletmeyi amaca doğru yöneltir. Amaca kolay, en iyi gidilecek yolları bulur, kararları verir, üretim faktörlerinin tedarikini ve düzenlenmesini yapar. İşletme faaliyetlerinin en etkin biçimde örgütlenmesini sağlar, insan öğesini örgütler, nezaret eder, işlerini çalışanlara benimsetir.

İşletme Ekonomisi ve Yönetimi

Yukarıda da belirtildiği üzere endüstriyel bir toplumda mal ve hizmet üretiminde bulunan binlerce işletmenin faaliyetleri arasında koordinasyonu sağlayacak öğe ekonomik örgüttür. Birçok işletmeden oluşan bir bütünü veya kısaca ekonomik örgütü inceleyen bilim dalı ekonomidir. Ekonomik örgütü oluşturan işletmelerin incelenmesi ise, işletme ekonomisi ve yönetimi kapsamına girer.

 İşletme ekonomisi ve yönetimi; üretim, pazarlama, finansman gibi işletmenin temel fonksiyonlarını (işlevlerini) ve işletmenin kuru­luşuna ilişkin faaliyetleri kendisine konu edinen ya da ele alıp incel­eyen bir disiplindir. Işletmenin kuruluş faaliyetleri, işletmenin kurul­ması düşüncesinin ortaya atılmasından işletmenin fiziksel olarak kuruluşunun tamamlanmasına kadar yürütülmesi gereken çalışmaları kapsar. Kuruluş çalışmaları arasında kurulacak işletme türünü belir­lemeye yönelik ürün satışları öngörümlenmesi, işletme kuruluş yeri ve büyüklüğünün belirlenmesi, fizibilite raporlarının hazırlanması, yatırım kararının alınması v.b. faaliyetler sayılabilir. Kuruluş faaliyetleri ve işletmenin temel işlevlerinin yürütülmesine ilişkin tüm çaba ve çalışmalar "işletme içi faaliyetler" olarak nitelendirile­bilir. Diğer bir deyişle, işletme içi faaliyetler, bir işletmenin kurul­ması çalışmalarından işletmenin üretimine, üretilen ürünlerin pazarlanmasına, işletmenin finansmanı ve yönetimine kadar tüm uğraşları ve diğer yardımcı faaliyetleri kapsar.

İşletme ekonomisi herşeyden önce işletme içi faaliyetlerle uğraşmasına karşın, aynı zamanda işletmenin (fabrikanın) kapısından çıkılıp piyasa ile karşı karşıya gelmesinde karşılaşılan konularla veya işletme dışı faaliyetlerle de uğraşır. Bu' açıdan işletme ile piya­sa arasındaki ilişkiyi incelemede işletme ekonomisinin başlıca konu­larını; işletmenin ekonomik çevresi kapsamına giren fiyat hareketle­ri, piyasa ve tüketici konusunda yapılan araştırmalar, para ve sermaye piyasaları, işletmeleri doğrudan etkileyen ekonomik politika­lar oluşturur. 

Yukarıda sözü edilen konular ve bunlara ilişkin sorunların her birinin farklı nitelikte olması, uzmanlaşmanın benimsendiği günümüzde, işletme bilimi içinde yönetim ve organizasyon, işletme finansı, üretim yönetimi, pazarlama ve personel yönetimi gibi uz­manlık dallarının doğmasına neden olmuştur. Adı geçen her bir uzmanlık dalına giren sorunun kuşkusuz ekonomik yönü vardır. İşte işletme ekonomisi ve yönetiminin görevi; farklı uzmanlık alanına giren sorunların büyük ölçüde ekonomik açıdan incelenmesini, değerlendirilmesini yaparak bu bilim dallarını desteklemek ve onlarla işbirliği yaparak daha sağlıklı çözümlerin bulunmasına yardım etmektir. Öte yandan, yukarıda belirtilen işletme sorunlarından ilki olan işletmenin kurulmasında karşılaşılan sorunların ağırlığı ekonomik niteliktedir.

İşletmelerin Kuruluş Amaçları

İşletmenin kuruluş amaçlarını genel amaçlar ve özel amaçlar diye ikiye ayırmak olanaklıdır. Bir işletme kurmada güdülen başlıca genel amaçlar şunlardır:

Kar elde etmek: Kamu işletmeleri dışında özel işletmelerin kurulmasında güdülen en önemli veya birinci! amaç, kurucularına kar sağlamaktır. Kar, genellikle bir işletmenin belirli bir süredeki gelirinin aynı süredeki toplam giderlerinden fazla olan bölümüdür. Aşağıda değinileceği gibi, işletmenin kuruluşunda kar sağlamak dışında işletmenin yaşamını sürdürmek ve topluma hizmet etmek gibi diğer amaçları da olabilir. Fakat büyük çapta diğer amaçların gerçekleştirilmesi de ,işletmenin karlılığına bağlıdır.

Genellikle kar, işletme faaliyetlerinin başarılı yürütülüp yürütülmediğini gösteren en pratik bir ölçüttür. Hatta bu konuda bazıları daha da öteye giderek, karın işletmenin verimliliğinin ölçütü olduğunu iddia ederler. Fakat bunun böyle olduğunu düşürmek zordur. Zira verimsiz çalışan bir işletmenin, talebin yüksek olduğu ve üretim faktörlerinin ucuz temin. edildiği durumlarda da karlı çalıştığı görülebilir. İşletmenin faaliyetlerinin değerlendirilmesi dışında, kar aynı zamanda bir denetim aleti, işletmenin varlığını sürdürmesi ve geliştirilmesi için bir araçtır.

Okullar, hastaneler ve hayır kurumları gibi kar amacı gütmeyen işletmelerin de varlığı söz konusudur. Hizmet amacı güden bu tür işletmeler bu kitabın konusunu oluşturacak endüstriyel işletmeler dışında tutulmuştur. Türkiyede faaliyetlerini sürdüren kamu işletmelerinin (KİT), kar amacı gütmeyen işletmeler grubundan sayılması doğru değildir. Şu var ki, özel işletmeciliğin temel ilkeleri bu işletmeler içinde geçerli ol­masına karşın kamu işletmelerinde topluma hizmet amacı karlılık amacından önce gelir. 

Topluma Hizmet: Işletmelerin kuruluş amaçlarından diğer bir tanesi de, üretimini yaptıkları. ürünler ve hizmetlerle toplumu oluşturan bireylerin gereksinimlerini karşılamaktır. işletmelerin, top­luma hizmet sağlamaksızın kar sağlamaları ve özellikle uzun süre varlıklarını sürdürmeleri beklenemez. 

İşletmelerin varlıklarını korumaları veya sürdürmeleri: Karlı olarak çalışan kurulu bir işletmenin karlılığını sürdürmesi herşeyden önce işletmenin yaşamasına bağlıdır. Yoksa mutlak varlığını korumak amacıyla bir işletmenin kurulması düşünülemez. 

İşletmelerin özel amaçları arasında şunları sayabiliriz: 

1. Bağımsız çalışma arzusu: Birçok kimse başkalarına bağımlı olarak çalışmak istemez. Çalışma koşulları ağır ve az karlı olsa bile, kendi kendinin buyruğu olma arzusu birçok kimseye olanakları oranında bağımsız çalışmak isteği aşılar.

2. Sosyal prestij: Bağımsız çalışmak, hiç kimseye bağlı olma­dan bir işletme sahibi olmak bazıları için sosyal saygınlık ve prestij unsuru olabilir. 

3. işletmede çalışanlara iyi ücret ödemek, işletmede istihdam sürekli kılmak, topluma veya devlete hiz­met etmek, istekleri de işletmenin diğer özel amaçları arasında sayılabilir.

Hizmet Ekonomisi

Bu konuda çalışan yazarlar tarafından çok sayıda tarif ve tasnif yapılmıştır. Bir hizmetin tarifinde bazen sağlanan fayda esas alınmaktadır. Bazı hizmetler derhal veya kısa sürede bir fayda sağlamaktadır. Bunlara "fast food" lokantaları, sinema, temizlik hizmetleri, benzin istasyonları örnek verilebilir. Bazıları orta dönemli, yahut da yarı dayanıklı hizmet sağ­lamaktadır. Otomobil tamiratı, vergi danışmanlığı, diş tedavisi bu arada sayılabilir. Diğerleri ise, daha dayanıklı ve daha uzun süreli faydalar sağlar. Finansman hizmetleri, hayat sigortaları, emeklilik düzenlemeleri... bu guruba örnek verilebilir. 

Bütün bu faydalar nihai bir tüketim için geçerlidir. Bazen bu kavram ara tüketimler için de kullanılmaktadır. Bütün bu örneklerin de gösterdiği gibi, hizmet sektörleri çok çeşitlilik göstermekte ve tasnifinde zorluklarla karşılaşılmaktadır. Kuşkusuz, burada ilk önce hizmet sektörlerinin ne anlama geldiği üzerinde durmak gerekir. Robert Inman'ın görüşüne göre, bu sektörün üretimini diğer sektörlerden ayıran en önemli özellik, hizmet sektörleri mallarının maddi olmayan özellikleri, bu hizmetleri depolamadaki güçlük, tüketici ile üretici arasında direkt, ekseriye yüzyüze ortaya çıkan değişimdir. Bu yüz­den, iktisatçılar hizmet sektörleriyle ilgili olarak "ticarete uygun olmayan sektör" (non-tradable sector) kavramını kullanmaktadırlar. Örneğin ku­aförlük, bu sektörün uluslararası literatür açısından ticari olmayan karakterini gösteren bir örnektir.

Gerçekten, uluslararası ticarette hizmet sektörlerinin payı bu sektörün GSMH'ya yaptığı katkıdan nisbeten daha küçüktür. Ne var ki, hizmet sek­törlerindeki uluslararası ticaret, son yıllarda hızla artmaktadır. Ticari faaliyetlere uygun hizmet sektörleri arasında örneğin ulaşım, haberleşme, sigorta, reklamcılık ve yöneticilik sayılabilir. Kaldı ki, fiziki malların ticaretinin uluslararası alanda büyümesiyle ulaşım ve sigorta gibi alanlarda bazı hizmet faaliyetleri ticari bir karakter kazanmaktadır. Bazı yazarlar tarafından ileri sürüldüğüne göre, hizmet sektörlerindeki uluslararası geçişler, esas iti­bariyle yatırımla ilgilidir ve çokuluslu şirketler tarafından ger­çekleştirilmektedir.

Diğer yandan, hizmet sektörleri genelde emek-yoğun bir nitelik taşımakta ve toplam maliyetler içinde ücretler önemli bir yer teşkil etmektedir. Özellikle, bunların içinde şahsi hizmetler sayılabilir. Burada da üretici ile tüketici arasında yüz yüze ilişkiler mevcuttur. Aslında hizmet sektörlerinin me­kanizasyonunun gelişmesiyle hizmet sektörlerinin büyük bir kısmı şahıs iliş­kilerinden uzaklaşmaya başlamıştır. Bunun ilginç bir örneği olarak haberleşme hizmetleri sayılabilir. Bilindiği gibi, teknolojik gelişme, bilginin kaydedilmesi ve nakledilmesini kontrol ile görevli emeği keskin bir şekilde azaltmıştır. Ayrıca, malların üretimindeki teknolojik gelişmeler belirli kategorideki hizmetleri azaltmış ve hatta bertaraf etmiştir. özellikle, bulaşık ve çamaşır yıkama gibi ev hizmetlerinde bu nitelikte gelişmeler gözlenmiştir. Bu açıdan hizmet sektörleri bir bütün olarak ele alındığında bu sektörün nisbeten daha emek-yoğun olduğu konusundaki görüşler doğrulanmaktadır.

Hizmet Sektörünün Genişlemesi 

Uzun dönemli analizler, işgücünün gelişmiş endüstri ülkelerinde tarımdan nasıl keskin bir biçimde hizmet sektörlerine geçtiğinin örnekleriyle doludur. 1900 yılından günümüze işgücünün sektör dağılımıyla ilgili yapılan incelemelerde, asrın başında Japonya'da tarım istihdamının %68, ABD'de %44, Ingiltere'de %19 olduğu tesbit edilmiştir. 1990'da aynı oranlar Ja­ponyada %7, ABD'de %3 ve İngiltere de %2'dir. Bu değişme ile ilgili mu­kayese edilebilir oranlar Fransa, Almanya ve italya'da 1950 yılına aittir. Bu ülkelerde 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ortalama %32 olan tarım sektörü istihdamı, 1990'Iarda %6'ya düşmüştür. Julius ve Brown bu dönemde imalat sanayiinde bu nitelikte bir değişme tesbit etmemiştir.

ABD'de imalat sanayi istihdamının 1920'lerde tarım istihdamı %30 seviyelerini korurken, %27 ile en yüksek noktasına çıktığını belirlemişlerdir İngiltere'de imalat sanayii istihdamı 1900'Ierde %33 oranında bulunmaktadır ve bu oran 1960'lara kadar aynı seviyesini muhafaza etmiştir Savaş sonrası dönemde bütün bu 6 ülkede imalat sanayii istihdamında dikkati çekici bir düşme gözlenmiştir. Japonya dışındaki bütün bu gelişmiş ülkelerde, savaş, sonrası en yüksek nokta 1990 yılı arasında imalat sanayi istihdamı %10 un üzerinde daralmıştır) 1990 yılında İngiltere'de imalat sanayii istihdamı 1956 seviyesinin aşağı yukarı yarısına düşmüştür. Hatta, Almanya'da dünya standartlarına göre imalat sanayii istihdamı istisnai olarak çok yüksek seviyede olmasına rağmen, 1969 yılında %45 olan bu sektör istihdamı, 1990'da %30 oranına düşmüştür. Böylece hizmet sektörleri, sadece tarımdan ve imalat sanayiinden bu sektöre transfer olanları değil, iş gücündeki net artışlara da istihdam imkanı sağlamıştır. 

Batı ekonomilerinde hizmet sektörlerinin artan önemini gerçekten inkar etmek mümkün değildir. Günümüzde, hizmet endüstrileri bir yandan istihdama, diğer yandan GSMH'ya yaptıkları katkılar yoluyla Batı ekonomilerinin hakim bir özelliği haline gelmiştir. Fakat, bu önemi artıran diğer bir unsur ise, imalat sanayiinin gittikçe artan ölçüde hizmet işletmelerin bağlı hale gelişidir. Günümüzde, imalat sanayii şirketlerinin rekabet avantajları, üretilen ürünün özelliklerinden ziyade, üretilen ürünle ilgilihiz metlerde gösterilen başarıya bağlı gözükmektedir. Bunlar arasında, tüketici problemlerinin çözümü, ürün dağıtımının hızı, esneklik, satış sonrası hizmetler ve benzeri hizmet koşullarını sağlama gelmektedir. 

Ayrıca, birçok imalat işletmesinde katma değerde rol oynayan faktörler üretimin ve sürecin dizaynında, üretim planlamasında, kontrol, satın alma kalite kontrolu gibi göze çarpmayan saklı faktörlerden doğmaktadır. Bu durum da bizi, başarılı almada tüm işletmelerin hizmet sektörü boyutun daha fazla özen göstermesi gereğine götürmektedir.  

Günümüzde hizmet endüstrilerine, gelişmenin ekonomik lideri olara bakılmakta, özellikle bu sektörde, ticaret haberleşme, ulaşım, finansman, sağlık hizmetleri, eğitim, kamu hizmetleri, endüstriye teknik yardım gibi dallar üzerinde durulmaktadır. Bu sektörün son 30 yılda 44 milyon yeni iş yarattığı ve işgücüne yeni katılan kadınlara ve azınlıklara yeni iş imkanları yaratmada önemli bir rol oynadığı ve 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan durgunluktan bu ekonomileri kurtardığı ileri sürülmektedir. Kü­reselleşen dünyamızda bu sektörün değişen rekabet stratejileri ve verimlilik açısından önemle ele alınması gereğince işaret edilmektedir.

Hizmet sektörlerinin ekonomik rolü konusundaki görüşler zaman içinde hızla değişmiştir. Adam Smith ve Karl Marx gibi klasik iktisatçılar hizmet sektörlerini verimli olmayan faaliyetler olarak değerlendirmiş/erdir. Bu sek­törde yapılmış araştırmaların yetersizliği nedeniyle sektörü değerlendiren bu görüşler uzun yıllar devam etmiştir.

Bu görüşler 1930'lara kadar devam etmiştir ve genelde Fisher (1939) ve Clark (1951), ekonomik gelişme analizlerini sektörlerin büyüklerine da­ yandırmışlardır. Gelişmenin ilk döneminde tarım, ekonominin hakim sektörüdür. Gelişme süreciyle birlikte imalat sanayiinin önemi artmaktadır. İleri sürülen görüşlere göre gelişmenin üçüncü döneminde hizmet sektörleri, yani 3. sektör ekonominin hakim sektörü olacaktır. Hizmet sektörleri düşük prodüktivite oranlarına sahip olduğundan hizmet sektör/erinin büyümesiyle, ekonomideki toplam verimlilik düşecektir.

Hizmet Sektörü ve Verimlilik 

Günümüzde endüstri toplumlarında hizmet sektörünün, milli gelir ve is­tihdamın en önemli bölümünü oluşturması yanında, bu sektör aynı za­manda uluslararası ticaretin ve geleneksel imalat sanayiindeki maliyetlerin geniş ve büyüyen kısmını da teşkil etmektedir. Böylece, günümüzde kü­reselleşen dünyamızda, hizmet sektörleri arasındaki verimlilik farklılıkları, milli ekonomilerin büyük ölçüde verimlilik farklarını da tayin etmektedir. Hiz­met sektörlerine baktığımızda, genelde aklımıza vasıfsız, düşük ücret ödenen, süpermarketlerde çalışan beyaz yakalı işçiler gelmektedir.

Kuşkusuz, endüstri toplumunun iktisaden sağlıklı olması açısından ima­lat sanayii çok önemlidir. Gerçekte, günümüzde istihdam, gelir, uluslar arası ticaret, hatta üretim maliyetleri açısından hizmet sektörleri daha da önem­lidir. Bu yüzden günümüzde hizmet sektörlerindeki istihdam, gelişmiş en­düstri toplumlarında önemli araştırmaların konusunu teşkil etmiştir.

Bu ülkelerde çalışanların önemli bir kısmı hizmet sektörlerinde istihdam edildiğinden, hizmet sektörleri gelirleri, milli geliri oluşturan en önemli kay­nak haline gelmiştir. Ayrıca, örneğin ABD'de hizmet sektörlerindeki ücretler daha yüksek olarak tesbit edilmiştir. Gerçekten, bu ülkede ücretler hizmet sektörlerinde en az imalat sanayii kadar ve hatta onun ortalamalarından daha yüksektir. Her ne kadar bir bütün olarak ele alındığında hizmet en­düstrilerindeki ücretler milli ortalamaların altında olmakla beraber, hizmet sektörlerindeki verimliliğin artışıyla ücret kazananların yaşama standartları gittikçe yükselmektedir.

Yakın tarihlerde hizmet sektörlerindeki gelişme, dünya ticaretindeki ar­tışın önemli bir unsuru olmuştur. Gerçekten, ABD'de 1975 yılında tüm ABD ihracatının % 15'ini oluşturan hizmet sektörü ihracatı, 1990'da %26'ya yük­selmiştir. Bunun anlamı, 1990'da ABD dış ödemeler dengesine hizmet sek­törlerinin 64 milyar dolar pozitif bir ilave yapmasıdır.

Hizmet sektörlerindeki verimliliğin artışı imalat sanayii firmalarının ulus­lararası rekabetine direkt bir şekilde etki de yapmaktadır. Bu şirketler, hiz­met sektörlerinin müşterileridir ve hizmet sektörleri satın aldıkları malın fiyat ve kalitesiyle ilgilenmektedirler. Yapılan tahminlere göre, ABD eko­nomisinde endüs1ri sektörü satış değerlerinin %23'ünü hizmet sektörleri oluşturmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak, hizmet sektörlerindeki %20'lik bir verimlilik düşüklüğü, satış maliyetlerinde %4.6'lık, yani %23 oranının %20'si nisbetinde bir düşüklüğe neden olacaktır.

                                                                                                                                                               

                                                                                                                                                             

to Top of Page